1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma
Gece, lambanın sarı tortusunda birikirdi,
Masanın öte ucunda tırnakların, ahşapta bir çizik.
Dumanın içinden hatlarını toplardım bir bir,
Sussak, duvardaki saat düşüp kırılacaktı sanki.
Pencereye yürüdün, buğuda parmak izin kaldı,
Sokak lambasından geçen kedinin gölgesi kadar sessiz.
Dönmedin. Sırtındaki hırkanın her kıvrımında,
Yılların birikmiş o yenilgisi duruyordu.
Hiç "Gidiyorum" demedin, kelimeye ne gerek?
Omuzlarının çöküşü anlatırdı her şeyi.
Kapı kuluna uzanan elinin o hafif duraksaması,
Ve koridora adım atışın, paslı bir kilit gıcırtısıyla...
Arkanızdan esen soğuk, mumun alevini büktü,
Merdivenlerden inen ayak seslerini saydım tek tek:
Bir, iki, üç... Ve kapının sertçe kapanışı,
Sadece odayı değil, bütün şehri boşaltan bir sessizlik.
Şimdi masada iki soğumuş çay bardağı durur;
Birinde silik ruj izin, diğerinde erimemiş şeker.
Bastığın basamakların soğukluğu vurur her sokağa,
Gidişin, bu evde unutulmuş en ağır eşya...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.