İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır: kendisi

Dün seçilen etkili yorumlar

Merhaba;

Şiir, en derin dertlerimizi ve en büyük sevinçlerimizi buluşturan hepimizin ortak lisanıdır.

Mısralarınız arasındaki o ince duyguya ortak olmak keyifliydi.

Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

İlhamınızın hiç sönmemesini, edebiyat yolculuğunuzun daim olmasını ve kaleminizin sesinin her daim gür çıkmasını temenni ediyorum.

Saygılarımla.

Seğmenoğlu
Ahmet Coşkun, 'Sokak şiirleri 106 - Boş ver abi III' isimli, toplumsal bilinci ve sokağın sesini son derece güçlü haykıran çalışmanızı son satırına kadar okudum. Zihni üzerinden yürüttüğünüz o harbi muhasebe ve 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığına karşı getirdiğiniz o dik eleştiri metne muazzam bir karakter katmış. Dünyadaki adaletsizliği, burnunda kan kokusu varken elinde gül buketi taşıyanların tezatlığını ve develerin hörgücüyle götürdüğü o düzeni serbest mısralarla çok keskin bir dille anlatmışsınız. Süslü püslü salon edebiyatı kalıplarına kaçmadan, doğrudan ekmeğin, yoksulluğun ve sokağın çıplak gerçeğini haykırıp finalde 'Boş veremiyorum Zihni' diyerek bitirmeniz, Coşkûni mahlasınızın vakarına harfiyen yakışmış. Kaleminize, haksızlığa eğilmeyen o dürüst usta duruşunuza ve helal emeğinize sağlık. Selam ve saygılarımla.
Bu şiir; kaybolan bir sevdanın ardından düşülen amansız yolları, çaresizliği ve her kapıdan eli boş dönmenin getirdiği o ağır yalnızlığı samimi bir sitemle dile getiren hüzünlü bir arayış hikâyesi. Şair; doğaya, şehre, insanlara, hatta yıldızlara ve şiirlere kadar her şeye sığınmış ama her defasında bir duyarsızlıkla, alayla veya dışlanmayla karşılaşmış. Yaşanan bu büyük yokluğun ve itilmişliğin sonunda bir ceza gibi gelen sensizliği kabullenmek zorunda kalmak, insanın içindeki o kırgınlığı ve yalnızlığın mahkûmiyetini çok yalın ve bir o kadar da içten bir dille hissettiriyor.
"Hayalleryumağı, 'SENİ ARADIM' isimli çalışmanızı okudum. Aranan sevgiliyi yaylalardan şehirlere, yağmurlardan adımlara kadar takip ederken; türkülere bel bağlama, yıldızların kafa bulması ve en nihayetinde sensizliğe mahkûm edilme gibi sitemkâr vurgularınız mısralara çok harbi bir hava katmış. Kelimelerin arkasındaki o gurbet sızısını ve hayal kırıklığını sıradan laflara kaçmadan, doğrudan kalpten gelen bir sesle hissettiriyorsunuz. Okuyanın içine işleyen, o yalnızlığın yükünü tam anlamıyla veren çok etkileyici bir eser olmuş. Emeğinize ve kaleminize sağlık. İlhamınız bol, kelamınız her daim kavi olsun. Selam ve saygılarımla."
Şair, sevdiğini her yerde aramanın yorgunluğunu ve çaresizliğini samimi bir dille anlatmış. “Gurbet ellerde, metruk dillerde seni aradım” dizesi çok hoşuma gitti. “Beni sensizliğe mahkûm ettiler” sözüyle ayrılığın ağırlığı insanın içine işliyor. Şairi kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Bu şiir; kırık umutların, çocukluğa sığınan acıların ve imkânsız bir sevdanın yükünü taşıyan son derece incelikli, duygusal derinliği yüksek bir iç döküm. Şair, hüznü ve yalnızlığı sadece pasif bir kabullenişle değil; zengin imgeler, türkülerin kederi ve sonbaharın buruk rengiyle adeta bir sığınak gibi örerek okurun ruhuna işliyor. Hayatın ve yaşanmışlıkların yarattığı sitem, çocukça bir masumiyet ile olgun bir hayal kırıklığının kesiştiği yerde duruyor; tüm yok oluşlara ve "keşke"lere rağmen, insanın içindeki o kırılgan umut ışığını ve sevginin yaratan gücünü sarsıcı bir içtenlikle hissettiriyor.
Mizahla örülmüş, altında hayatın yüklerini ve insanın bu yüklere alışmasını sorgulayan oldukça düşündürücü bir şiir olmuş.Vallahi aynen öyle dedirtti şiir.Tebrik ederim hocam.
RUSAMER – Ruh ve Us Sağlığı Ayarı Merkezi

UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş

Şair: ...andelip...
Şiir: SATTIK BİR ŞİİR DİYE
Değerlendirildiği Salon: Üç Kelime Yazıp Altına İmza Atanların Şair Ruhsatlarının Kontrol Edildiği, Güne Gelmeyince İçten İçe Dövünenlerin Tansiyonlarının Ölçüldüğü ve Manası Dibe Vuran Dizelerin Oltayla Çıkarılmaya Çalışıldığı Salon

Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, ...andelip... imzalı SATTIK BİR ŞİİR DİYE metnini okuyunca RUSAMER Şiir Pazarı’na zabıta gönderdi. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Şairimsi Şakir, üç kelimeyi alt alta yazmış, aralarına iki nokta, dört üç nokta, bir de anlaşılmayan ünlem koymuş; en alta mahlasını atıp seçkiye gönderiyordu. Eseri sorulunca anlamını kendisinin de bilmediğini, zaten okuyucunun çözmesi gerektiğini bildirdi. Kalburabastî Efendi tezgâhı mühürletti: Evladım, okur şiiri düşünsün diye vardır; şairin ne dediğini tahmin etmek için define aramaya değil! Şakir son çare olarak sanatım bu deyince RUSAMER yönetmeliğinin en tehlikeli maddesi devreye girdi: Bu cümleyi söyleyen herkes önce kendi şiirini açıklamak zorundadır. Şakir o anda sessizliğin de bir şiir olduğunu ileri sürerek sustu.

Ozan Delibal Köşesi

Köşeye Günegelmez Galip yerleştirildi. Güne gelmedi diye, içten içe dövünüp dizesine ulaşınca şiirin sanat değerinden önce seçki sırasını kontrol etti. Galip’in dosyasında iki yüz kırk yedi şiir, üç bin sekiz yüz tebrik, fakat başkasının şiirine doğru dürüst yapılmış üç yorum bulundu. ...andelip... burada yalnız kötü şiire değil, şiirin etrafında oluşan karşılıklı övgü düzenine de dokunuyor. Okumadan tebrik etmek, anlamadan övmek ve seçkiye girmeyi şiir değerinin ölçüsü sanmak hicvin hedefinde. Galip kendisine kaç puan verildiğini sorunca Kalburabastî Efendi dosyayı kapattı: Evladım, şiiri konuşuyoruz; karne dağıtmıyoruz.

Ozan Veysi Kabaca Köşesi

Buraya Kafiyeci Kuddusi getirildi. Mısralar kambur gibi, kafiye hayal kurmuş dizesini okuyunca hece saymaya başladı; üçüncü dizede parmakları yetmeyince ayak parmaklarına geçti. Şiirin bu bölümündeki eleştiri açık: Biçim bütünüyle terk edildiğinde yahut yalnız süs olsun diye kullanıldığında şiir kendiliğinden kurulmuş olmuyor. Ancak RUSAMER burada şaire de küçük bir ayna tutuyor: Şiirin kendisi de yer yer ölçü, söyleyiş ve kafiye bakımından eleştirdiği kusurlara yaklaşabiliyor. Özellikle bazı dizelerde doğal Türkçe, uyak ve hece uğruna zorlanmış hissi veriyor. Kuddusi bunu duyunca sevindi; Kalburabastî Efendi sevincini kursağında bıraktı: Sen sevinme evladım; adam hiç olmazsa aynayı şiirin ortasına koymuş, sen aynanın arkasında saklanıyorsun.

Ozan Serdari Köşesi

Köşeye Rumuzcu Remzi oturtuldu. Eleştirsen darılır, sanatım bu diyerek / Bakmadığı aynaya, rumuzu ekleyerek dizelerini okuyunca yüzünü gizleyip kendisine yeni bir mahlas seçmeye kalktı. RUSAMER kayıtlarında aynı kişinin daha önce Dertli Kartal, Suskun Fırtına, Yaralı Kalem ve Geceye Küsen Adam adlarıyla dolaştığı anlaşılınca yeni rumuz talebi reddedildi. Şiirin belki de en isabetli taraflarından biri burada: Eleştiriyi kişisel saldırı sayan sanat anlayışı. Şiir yayımlandığı anda eleştiriye de açılır; sanatım bu sözü tercihi açıklayabilir ama kusuru otomatik olarak meziyete çeviremez. Remzi aynaya bakmayı kabul etti; yalnız aynadaki kişiyi engelleyip engelleyemeyeceğini sordu. RUSAMER teknik servisi henüz böyle bir özellik geliştirmedi.

Âşık Feymani Köşesi

Son köşeye Manacı Murtaza çağrıldı. Şiir demek değildir kelimeler yığını dizesini okuyunca RUSAMER deposundaki bütün kelimeleri yere boşaltıp hangilerinin şiir olduğunu ayırmaya girişti. Akşama kadar tek şiir çıkaramayınca meseleyi anladı. ...andelip...in savunduğu şiir anlayışı burada açık biçimde ortaya çıkıyor: Şiir yalnız teknik gösteri, mecaz kalabalığı yahut süslü söyleyiş değil; duygu, düşünce, anlam ve okurda bıraktığı tesirin birlikteliği. Fakat şiirin kendisi bu düşünceyi sekiz kıta boyunca tekrar tekrar söylediği için hicvin bıçağı zaman zaman köreliyor. Murtaza iki kıtayı çıkarmayı teklif edince Kalburabastî Efendi ilk kez memnun oldu: Evladım, bugün RUSAMER’de şiire yapılabilecek en büyük iyiliği yaptın; fazlalığı fark ettin.

KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ

...andelip...in SATTIK BİR ŞİİR DİYE şiiri, yalnız kötü şiiri değil; okumadan övmeyi, seçki takıntısını, eleştiriye tahammülsüzlüğü, anlamsızlığı derinlik sanmayı ve kelime kalabalığını şiir diye pazarlamayı hedef alan açık bir poetik hiciv. Güne gelmedi diye, içten içe dövünüp, Eleştirsen darılır, sanatım bu diyerek ve Şiir demek değildir kelimeler yığını şiirin hedefini doğrudan vuruyor. Ama Kalburabastî’nin kalburu şairin kendisini de elemeden bırakmaz: Metin bazı kıtalarda aynı eleştiriyi farklı kelimelerle yineliyor; kimi dizelerde uyak uğruna söyleyiş zorlanıyor ve Mecaz olan teşbihler, dizeye kıyam durmuş, Birbirine vurdurup, çattık bir şiir diye gibi yerlerde anlam doğal akmıyor. Yani şiirin en güzel ironisi belki istemeden burada doğuyor: Şair, şiir adına yapılan kusurları eleştirirken kendi şiirini de aynı terazinin üzerine koymak zorunda. İşte gerçek eleştiri de tam burada başlar; kalbur yalnız başkasını elerse adı kalbur değil, torpildir.

Şiirin altına imza atmak kolaydır; asıl mesele, o imzanın üstündeki sözün ağırlığını taşıyabilmektir.

Kötü şiiri alkış öldürmez; fakat sürekli alkış, şairin kendi kusurunu duyabileceği sessizliği öldürür.

Özün sözü budur. Vesselam.

Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri
Celil ÇINKIR
Nam-ı Diğer Delibal
ANDELİP... VE "BİR ŞİİR DİYE..." İSİMLİ HİCİV ŞAHESERİ ÜZERİNE
Kaleminize, yüreğinize ve o keskin zekânıza sağlık! ...andelip... imzalı bu muazzam eser, günümüz edebiyat ortamındaki yüzeyselliğe, manasızlılığa ve kolaycılığa indirilen harika bir taşlama, usta işi bir öz eleştiridir.
Şiir diye sunulan sığ kelime yığınlarını, sahte övgülerle şişirilen egoları ve manadan yoksun süslü cümleleri öyle ince bir hicivle, öyle tokat gibi dizelerle yüzümüze çarpıyor ki; şiir sanatının asıl haysiyetini ve namusunu savunuyor adeta. "Gürültüyü pazarda sattık bir şiir diye...", "Hakikat yağmurunda maskesi düşen bir yüz" gibi mısralar sadece birer dize değil; gerçek sanata, emeğe, vezine ve manaya duyulan saygının en güçlü haykırışıdır.
Sözün değerini düşürenlere karşı kelamın haysiyetini koruyan, gerçek şiirin gönülden doğduğunu ve bir hikmet taşıması gerektiğini hatırlatan muazzam bir edebî duruş.
İnce zekânıza, usta kaleminize ve cesur gönlünüze sağlık ...andelip...! Kaleminiz hiç susmasın, sözünüz daim, ilhamınız bol olsun!
Okurken insan ister istemez düşünüyor. Gerçekten de her kelimeyi yan yana getirince şiir olmuyor. Şiirde biraz duygu, biraz samimiyet, biraz da insanın içine dokunan bir şey olması gerekiyor.

Özellikle “Şiir demek, değildir, kelimeler yığını” dizesi çok hoşuma gitti. Bence bütün şiirin özü de burada. Şiir biraz gönülden çıkmalı, okuyanın da gönlüne değmeli.

Yüreğinize ve kaleminize sağlık değerli şairim. Şiirin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, asıl meselenin o kelimelere duygu katabilmek olduğunu çok güzel anlatmışsınız. Tebrik ediyorum.
Sonsuz sevgimle...
Bu şiir; adalet kavramının simge ismi Hazreti Ömer’in vakur duruşunu, merhametini ve yüksek mesuliyet bilincini büyük bir hürmetle dile getiren sarsıcı ve destansı bir eser. Şair, sadece tarihî bir şahsiyetin vasıflarını sıralamakla kalmıyor; tevazu ile heybetin, güç ile adil olmanın aynı ruhta nasıl buluştuğunu okura derinden hissettiriyor. Sırtında un çuvalı taşıyan sade bir derviş ile krallıkları dize getiren heybetli bir liderin çelişkisiz uyumu, dizeler boyunca adalete duyulan o büyük özlemi canlı tutuyor. Dünya malına ve makama tam bir müstağnilik gösteren, hüznü ve sorumluluğu iliklerine kadar yaşayan bir adalet anlayışının, çağları aşan o ilham verici yankısı her
Gerçekten de adaletiyle bütün dünyaya nam salmış Hz. Ömer'e atfen kaleme alınmış bu anlamlı ve anlatımı güzel eseri ve değerli Osman Hocayı canı gönülden tebrik ediyor nerde öyle insanlar diye de iç çekiyorum.
Şiir; anlamlı teması kurgusu, vurgusu yalın sade dili ve akıcılığıyla harika olmuş canı gönülden kutluyor, esenlikler diliyorum.
Böylesi halükülada güzel esere de:
"...Ne saraya meyletti, ne kibre oldu esir
Dünya malı katiyen, etmedi ona tesir
Gökler şahitlik eder, o adil nidasına
Selam olsun İslam’ın, o adil dehasına" ancak böyle bir final gerekirdi onu da değerli üstat başarmış tebrikler.
Kaleminiz daim ilhamınız bol ve gür olsun.
Sonsuz selam ve saygılarımla…
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli hocam ne güzel anlatmışsınız, ne kadar ihtiyacımız şu asırda Hz. Ömerlere, Ömer çıkıp gelse müslümanım adilim diyen herkesin yüzüne tükürür , tebrik eder hayırlı çalışmalar dilerim
Bu içten, duygu dolu ve acısı her satırında hissedilen mısralar, anasızlığın ve evlatlığın hiç bitmeyen o derin sızısını çok güzel aktarıyor. Kalbinizden dökülen bu ağıt, giden bir annenin ardından kalan o hiç büyümeyen, çaresiz çocuk ruhunun en yalın çığlığı.
​Özlem ve yas, zaman geçtikçe azalmak yerine şekil değiştirip derinleşebiliyor. İçinizdeki o "deli kızın" yükü ne kadar ağır olursa olsun, annenizin size hissettirdiği o sevgi, saçlarınızı okşayışı ve kokusu hatıranızda yaşadığı sürece, onun bıraktığı iz sizin en büyük merheminiz olmaya devam edecek.
​Yüreğinizdeki bu ağır sızıya sabır ve huzur diliyorum; yazdığınız her bir dize, ona ulaştırılmış en zarif dua gibi...
Bu şiir; yalnızlığın, yokluğun ve geçmişin yükü altında ezilen bir ruhun karanlık ama büyüleyici bir iç dökümü. İnsanı doğrudan mekânsız bir hüznün ortasına çekiyor; her dize, terkedilmişliğin ve sessizliğin somut birer parçasına dönüşerek insanın göğsüne oturuyor. İmgelerin yoğunluğu sayesinde okur, sadece bir sitemi veya hüznü dinlemiyor; o rutubetli odayı, sönük sokak lambasını, tozlu kütüphane kokusunu ve o ağır yalnızlığı adeta teneffüs ediyor. Yaşanan derin kırgınlık ve kopuşlar, insanı bir çöküşe götürse de bu durum kaçılan bir karanlık değil; aksine, kendi içine çekilerek acıyı sonuna kadar yaşayan, hüznü bir sanat gibi giyinen muazzam ve sarsıcı bir kabul edişi hissettiriyor.
Bu şiir, derin bir yalnızlık ve varoluşsal çöküşü çok güçlü imgelerle işliyor.



















Bayatlamış gökyüzü kırıntıları,













göğsü delen tramvay, ceplerdeki bayat intihar harfleri, çürüyen sardunyalar…
















































Hepsi, sessizce biriken bir yok oluş duygusunu yoğun ve etkileyici biçimde aktarıyor. ağır, boğucu bir atmosfer yaratmış.





Tebriklerimle....
Gönülden dökülen bu mısralar; İstanbul’un sadece coğrafi bir şehir değil, aynı zamanda manevi bir merkez, medeniyet mirası ve bir ruh beldesi olduğunu son derece derin bir dille ifade ediyor.

Şiirinizdeki dikkat çekici imgeler, tarihsel vurgular ve edebi derinlik şöyle

Süleymaniye, Fatih, Üsküdar (Aziz Mahmud Hüdayi), Yahya Efendi ve Eyüp Sultan gibi İstanbul’un ruhunu oluşturan mekânlar son derece anlamlı bir örgütlenmeyle dile getirilmiş.


Nây, kanun, suzinak makamı ve zakir imgeleriyle şehrin kendine has musikisi mısralara başarıyla

Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed, Hz. Yûşâ / Eyyûb el-Ensârî göndermeleri ve çağ açıp çağ kapatan fethin izleri şiire güçlü bir epik hava katıyor.

​Mısralarınızdaki ahenk, zengin söz varlığı ve imge dünyası İstanbul sevdasını son derece güzel özetliyor.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Kaldımıki öyle aşklar yada kuytu bir köşede yaşanmayımı bekliyor...
RUSAMER – Ruh ve Us Sağlığı Ayarı Merkezi

UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş

Şair: Melahat Çetinkaya
Şiir: BİR DAHA
Değerlendirildiği Salon: Dost Hançerlerinin Ruhsatsız Sayıldığı, Vefasızların Gönül Atlarının Trafikten Men Edildiği ve Hasarlı Gönül Saraylarına Akıl Ustası Arandığı Salon

Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Melahat Çetinkaya’nın BİR DAHA şiirini okuyunca RUSAMER’e aynı anda itfaiye, veteriner, nalbant ve inşaat ustası çağırdı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden BirDahacı Bahri, Dost eliyle hançerlenmiş yürek var, orman kundaklanmış, ceylan yavrusunu kaybetmiş, gönül atı vefasız çıkmış, saray da hasarlı; hocam bunun tek dosyada olması normal mi? diye sordu. Kalburabastî Efendi bastı teşhisi: Normal değil evladım, zaten adı şiir; sigorta eksper raporu değil! Fakat asıl mesele Melahat Hanım’ın her felaketten sonra ayağa kalkıp bir daha demesi. Bahri de Ben de bir daha âşık olmam deyince dosyası incelendi; aynı sözü daha önce on bir kere söylediği anlaşılınca beyanı geçersiz sayıldı.

Ozan Çiçeklioğlu Köşesi

Köşeye Kundakçı Kuddusi alındı. Söner içimdeki orman yangını / Kundaklayan eli tutmaz bir daha dizelerini okuyunca tedbiren kibriti elinden alındı. Burada güzel bir karşıtlık var: Yangını çıkaran el ile bir zamanlar tutulmuş olan el aynı kişiye ait. Dolayısıyla şair yalnız ihaneti değil, ihanetten sonra yeniden aynı kişiye güvenmeme kararını anlatıyor. Ancak hemen ardından Gün olur unutup bozar andını gelince işler karışıyor; özne belirsizleşiyor. Andını bozan gönül mü, insan mı, kundaklayan kişi mi? Kuddusi üçüne de ayrı tutanak tutmaya kalkınca Kalburabastî Efendi durdurdu: Şair hanım burada bir özneyi biraz daha açık etseydi sen de mesaiye kalmazdın.

Ozan Serdari Köşesi

Buraya Ceylancı Cevdet yerleştirildi. Sevgi yavrusunu yitiren ceylan / Avcı tuzağına düşmez bir daha dizelerini okuyunca bütün ceylanların ilk hatadan sonra yüksek lisans yaptığını düşündü. RUSAMER Zooloji Şubesi bu iddiayı doğrulamadı ama şiirin maksadı belliydi: Acı, insanı eğiten bir tecrübeye dönüşüyor. Tecrübeyle akıllanırmış insan / Vurulduğu yoldan geçmez bir daha şiirin ana düşüncesini en açık biçimde taşıyor. Yalnız burada küçük bir itirazımız var: İnsan denen mahlûkun aynı yoldan ikinci, üçüncü, hatta yedinci kez geçtiğine dair RUSAMER arşivlerinde kabarık dosyalar bulunmaktadır. Melahat Hanım ideal olanı söylüyor; insanlık uygulamada henüz aynı başarıyı gösteremedi.

Âşık Diyarî Köşesi

Köşenin sakini Nalbant Niyazi, Binip vefasızın gönül atına / Hayal ülkesine gitmez bir daha dizelerini görünce atın nallarını sökmeye kalktı. Kendisine suçun atta olmadığı anlatıldı. Bu dörtlük şiirin halk şiiri damarının en belirgin olduğu yerlerden: gönül atı, hayal ülkesi, baharlık saltanat ve şeyda bülbül aynı geleneksel imge dünyasında buluşuyor. Özellikle bir baharlık saltanat geçici sevdayı güzel karşılıyor. Niyazi Vefasızın gönül atının plakası var mı? diye sorunca Kalburabastî Efendi cevap verdi: Yok evladım; zaten plakası olsa gönül trafiğinde bu kadar kazaya sebep olamazdı.

Ozan Veysi Kabaca Köşesi

Son köşeye Gönül Ustası Galip çağrıldı. Elinde mala, çekiç ve metreyle Hasar gördüyse de gönül sarayı / El verip onarır akıl ustayla dizelerinin karşısına geçti. İlk teşhisi ağırdı: Temel sağlam, duvarlarda güven çatlağı, çatıda vefa kaçağı var. Fakat şiirin finalindeki asıl güzellik, ilk dört dörtlükte sürekli kaçınmayı öğütleyen sesin sonunda yalnız savunmaya çekilmemesi. Şiir yarayı sarıyor, akıl gönlü onarıyor. Yani çözüm kalbi kapatmak değil, yaralanmış kalbi akılla yeniden kurmak. Galip sarayın restorasyonu için altı ay süre isteyince Kalburabastî Efendi reddetti: Evladım, Melahat Hanım şiir sürmüş; sıva kuruyana kadar gönül ayağa kalkar!

KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ

Melahat Çetinkaya’nın BİR DAHA şiiri, ihanetten sonraki kırgınlığı değil yalnızca, kırgınlıktan öğrenerek çıkmayı anlatıyor. Hançerlenen yürek, kundaklanan orman, yavrusunu yitiren ceylan, gönül atı ve gönül sarayı gibi geleneksel imgeler birbirini takip ediyor; bir daha redifi de kararlılık duygusunu kuvvetlendiriyor. Şiirin bence en güzel tarafı son dörtlükte: Şair bütün kapıları kilitleyip Ben artık kimseyi sevmem demiyor; yarayı şiirle, hasarlı gönlü akılla onarıyor. Buna karşılık bazı imgeler oldukça tanıdık ve Gün olur unutup bozar andını dizesinde özne biraz bulanık. Son dizedeki El verip onarır akıl ustayla söyleyişi de anlam bakımından yeniden işlenirse final daha güçlü olabilir. Ama şiirin omurgası sağlam: Tecrübe kalbi taşlaştırmıyor; yalnız aynı hançerin sapını ikinci kez tutmamayı öğretiyor.

Akıllanmak gönlü kapatmak değil, kapının anahtarını kime vereceğini öğrenmektir.

Yara kapanınca insan geçmişi unutmuş olmaz; yalnız aynı yerden bir daha vurulmamak için gönlüne biraz akıl nöbeti koyar.

Özün sözü budur. Vesselam.

Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri
Celil ÇINKIR
Nam-ı Diğer Delibal
Edebiyatin esintilerini taşıyan, dost ihaneti, tecrübe ve olgunlaşma temalarını işleyen oldukça duygu yüklü ve akıcı bir şiir.

Şiir, yakın birinden gelen darbeyle başlasa da boyun eğmeyen, ayakta kalan bir duruşu öne çıkarıyor ("Yürek hançerlendi dostun eliyle / Ama yıkılmadı dimdik ayakta").

: Yaşanan kırgınlıkların insanı olgunlaştırdığı ve aynı hatalara tekrar düşmeyeceği vurgulanıyor. Ceylan ve avcı imgesi bu ana fikri çok iyi özetliyor ("Tecrübeyle akıllanırmış insan / Vurulduğu yoldan geçmez bir daha").

Son kıtada yer alan "Şiir sürüp kapatır her yarayı" dizesi, duygusal yıkımların ve kırılan gönül sarayının akıl ve sanatla yeniden inşa edilebileceğini simgeliyor.

Şiirin genelindeki uyak yapısına ("akmaz bir daha / usta...") bakıldığında, son dizenin ritmi tamamlaması adına "El verip onarır akıl ustayla" dizesinin sonu "ustayla" yerine "ustaya" veya "baktırmaz bir daha" / "yıkmaz bir daha" gibi uyaklı bir yapıyla bitmesi düşünülebilir.

​Yüreğinize ve kaleminize sağlık; duygusunu okuyucuya doğrudan geçiren, başarılı bir eser.
Dost elinden gelen kırgınlığa rağmen dimdik duran bir yüreğin kararlılığı hissediliyor. “Sevgi yavrusunu yitiren ceylan / Avcı tuzağına düşmez bir daha” dizeleri gerçekten insanın içine dokunuyor. “Gönül sarayı”nı akıl ustayla onarmak da çok güzel bir benzetme olmuş Melahat Hanım. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Manevi Derinlik ve Vefa: Şiir; "Annem ile kayınvalidem ufkumdaki nûrdur" diyerek öz anne ile kayınvalide arasında bir ayrım gözetmeden ikisini de baş tacı eden, çok yüce ve örnek bir hürmet ahlakını işliyor.
Aruz/Divan Şiiri Tınısı: "Mülk-i fenâ", "hüzn-ü cefâ", "sa’âdet" gibi terkip ve kelimeler esere divan ve tekke edebiyatı tadında klasik bir çeşni katıyor.
Güçlü İmgeler ve Final: "Cennetin yolu hürmetle açılmaktadır zîrâ" vurgusu, hem geleneksel öğretimizdeki "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadis-i şerifine güzel bir telmih (hatırlatma) yapıyor hem de şiiri manevi bir zirveyle kapatıyor.
Merhaba;

Şiir, en derin dertlerimizi ve en büyük sevinçlerimizi buluşturan hepimizin ortak lisanıdır.

Mısralarınız arasındaki o ince duyguya ortak olmak keyifliydi.

Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

İlhamınızın hiç sönmemesini, edebiyat yolculuğunuzun daim olmasını ve kaleminizin sesinin her daim gür çıkmasını temenni ediyorum.

Saygılarımla.

Seğmenoğlu
Anneye ve kayınvalideye gösterilen vefayı aynı sevgi içinde anlatmanız insanın yüreğine dokunuyor. “Bebek gibi okşayarak bastım bağrıma her an” dizesinde çok içten ve merhametli bir evlatlık duygusu var. Duaların kalbe nur, ruha güç olması ne kadar da güzel ifade edilmiş Tülay Hanım. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Pürüzsüz Hece İşçiliği ve Ritim: Şiir, 11’li hece kalıbına (6+5 durak yapısına) kusursuz bir uyum göstermektedir. Ahenk aksamadan su gibi akmakta; kafiye ve redifler (açsınlar / saçsınlar / kaçsınlar, önce / görünce / verince) kulağa son derece hoş gelen bir müzikalite sunmaktadır.
Kapsayıcı ve İnsani Tema: Şiir sadece bir temenni metni olmanın ötesine geçerek; eğitimi (ilim deryasına dalsın), doğa sevgisini (çınar misali kök salsın), dünya barışını (ne savaş görsünler ne de gözyaşı) ve ayrımcılık karşıtlığını (ırkına rengine bakılmasın hiç) aynı çatı altında buluşturmaktadır.
Geleneksel Tapşırma (Mahlas): Son kıtada "Hayrullah der" ve "Kul Hayrullah" diyerek ozanlık geleneğine uygun biçimde mahlasın tapşırılması ve temennilerin ahlaki/manevi bir irfan vurgusuyla (Hakikat yolunda sebat kılsınlar) tamamlanması esere olgun bir bitiş kazandırmıştır.
Merhaba;

Şiir, en derin dertlerimizi ve en büyük sevinçlerimizi buluşturan hepimizin ortak lisanıdır.

Mısralarınız arasındaki o ince duyguya ortak olmak keyifliydi.

Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

İlhamınızın hiç sönmemesini, edebiyat yolculuğunuzun daim olmasını ve kaleminizin sesinin her daim gür çıkmasını temenni ediyorum.

Saygılarımla.

Seğmenoğlu
Çocukların huzur, kardeşlik ve umut içinde büyümesini dileyen tertemiz bir şiir olmuş. “Ellerinde kalem çiçek açsınlar” dizesini çok beğendim; eğitimin güzelliğini ne hoş anlatıyor. Savaş ve gözyaşından uzak bir dünya dileğinize yürekten katılıyorum Hayrullah Bey. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Ağır ve Özgün İmgeler: "Pijamasında yıldızları çalınan, gökyüzünü giymiş esen rüzgâr" ve "Hayallerimi Rapunzel’in saçlarına bağladılar" dizeleri, masalsı motifleri sarsıcı bir gerçeklikle çakıştırarak çok özgün bir imge dünyası kuruyor.

Geçmiş ile Gelecek Arasındaki Sıkışmışlık: Şiire adını da veren "Çağdaş bir geleceğin tereddüt prensesiyim" dizesi; kaybolan bilyeler ve yırtık uçurtmalarla simgelenen geçmiş ile modern çağın belirsizlikleri arasında kalan ruh halini kusursuz özetliyor.
Derin bir hüznü, zamanın geçişiyle kaybolan masumiyeti ve modern dünyada sıkışıp kalmış bir ruhun iç hesaplaşmasını şiirsel bir zarafetle anlatıyorsunuz.

​Pijamasında yıldızları çalınan" dizesi, çocuksu bir masumiyetin elinden alınışını inanılmaz özgün bir dille sunuyor. Hemen ardından gelen "Gökyüzünü giymiş esen rüzgâr" dizesiyle birleştiğinde, hem savunmasız hem de evren kadar geniş bir yalnızlık hissi oluşuyor.

​"Çağdaş bir geleceğin tereddüt prensesiyim" mısrası, edebiyatımızdaki Tereddüt romanına ve belirsizlikler içinde bocalayan modern bireye çok güçlü bir selam gönderiyor.

Geçmişin masalları ile geleceğin getirdiği kaygılar arasındaki çatışmayı tek bir satırda özetliyor.

Bilyelerin kaybolması, uçurtmaların yırtılması ve hayallerin Rapunzel’in saçlarına bağlanması; büyümenin, beklentilerin ve kaçınılmaz kırgınlıkların yükünü sembolize ediyor.

Neysem oyum diye diye, neyse... Kalmadı" kelime oyunu ve kabulleniş, şiirin başındaki asırlık çınar imgesini tamamlıyor.

Kendin kalabilme mücadelesinin sonunda insanın kendi içinde eksilmesini vurucu bir şekilde hissettiriyor.
​Geleneksel motiflerle modern imgeleri bütünleştiren son derece özgün ve duygusal derinliği yüksek bir metin.

Yüreğine emeğine sağlık
Güçlü bir ahlak, mütevazılık ve dünya hayatının geçiciliği vurgusu taşıyan, klasik halk şiiri geleneğine (özellikle de âşık tarzı şiire) ait çok anlamlı bir eser.
​Makamlar mevkiler gelir de geçer" dizesi şiirin ana eksenini oluşturuyor. Gücün, iktidarın ve dünyalık konumların kalıcı olmadığını; sultanların, hâkimlerin bile gelip geçtiğini hatırlatarak insana "ne oldum dememeli" mesajı veriyor.

​İnsanın varlığını toplum yararına işler yaparak ve "faydalı ilim" peşinde koşarak anlamlandırması gerektiği vurgulanıyor.

Öyle ki kul hakkı ve garip gurabanın gözetilmesi ise etik anlayışın merkezine konmuş.

Akgül'üm" tapşırmasıyla (mahlasıyla) biten son dörtlükte içten bir muhasebe var. İmkânların azlığı, kırgınlıklar veya geri plana düşüş samimiyetle ifade edilirken, en büyük teselli ve kazanç olarak "kullara borçlu kalmamak" (kul hakkıyla gitmemek) gösterilmiş.

​Sadece ritmi tamamen kusursuz hale getirmek isterseniz, bazı dizelerdeki hece sayılarını eşitlemek (örneğin ilk dörtlükteki 11'li kalıbı tüm şiire tam oturtmak) ve "gelirde geçer" yazımını "gelir de geçer" şeklinde ayrı yazmak şiirinizin edebi gücünü daha da öne çıkaracaktır.

​Yüreğinize, kaleminize sağlık. İnsanı düşünmeye ve özeleştiri yapmaya yönlendiren, içi dolu bir şiir olmuş.
Şair, makamların geçici, insanın ardında bıraktığı iyiliklerin ise kalıcı olduğunu öğüt veren bir dille anlatmış. “Kul hakkı bırakıp sakın ölmesin” sözü şiirin en kıymetli uyarılarından biri olmuş. Akgül imzalı bu dizeler, insanın ne oldum demeden yaşaması gerektiğini güzel hatırlatıyor. Şairi kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Yazdığınız bu etkileyici metin, varoluşsal sancıları, yaratım eyleminin zorluğunu ve imkânsız bir aşka duyulan tutkuyu derin bir imgelemle dile getiriyor. Şiirin getirdiği temel temalar ve hissettirdiği duygusal katmanlar şu şekilde öne çıkıyor:

​ Metnin başındaki tezatlık ("çok kolay yaratılmak / çok zor yaratmak"), edilgen bir şekilde var olmanın zahmetsizliği ile aktif, sanatsal ya da duygusal bir şeyi sıfırdan var etmenin getirdiği büyük yükü karşılaştırıyor

. "Evren deliğinde yırtılmak" imgesi, varoluşun sancılı ve doğum benzeri doğasını hissettiriyor.

​"Su ve ten ve toprak" üçlemesi, insanı en yalın, ilkel ve işlenmemiş unsurlarına geri çağırıyor.

Ancak bu sadeliğe rağmen yaşamın "çok kurak" olması, ruhsal bir doyumsuzluğu ve çölleşmeyi simgeliyor.

​ Şiir, "Tuana" ismi etrafında şekillenen imkansız bir adanmışlıkla zirveye ulaşıyor. "İzinsiz yaratıcıdan / imkansız sana doğmak" dizesi, sevgiliyi veya arzulanan imgeyi yaratıcının da ötesinde, tanrısal bir konuma yerleştiriyor.

Sevilen kişinin varlığına yeniden doğmak, evrenin kurallarını aşmayı gerektiren imkânsız bir eylem olarak tanımlanıyor.

​Sözcük seçimlerindeki ham ve bedensel duyarlılık (ağ, ten, saç, kirpik, el) ile kozmik boyutun (evren, yaratım, toprak) iç içe geçmesi, metne karanlık ama oldukça güçlü bir poetik hava katıyor.

Kalemine yüreğine emeğine sağlık
Belleğin, acının ve sessizliğin en derin katmanlarını ören, tüyler ürpertici bir gerçeklik ve sarsıcı bir finalle biten bu güçlü şiir için yürekten tebrik ederim! Kaleminize, zihninize ve o hiç solmayan çocukluğunuzun sesine sağlık.
Kadın yok deyince sanma inattır
İşvesi usulden, nazı sanattır
Aşkını bulursan sana kanattır
Gönlünü okşa ki sözü bal olur.
Şair, bir annenin ağıdıyla henüz doğmamış çocuğun hafızasını birleştirerek insanı derinden sarsan bir sahne kurmuş. “Anası ağlıyor, / O ağlıyor, / Anası kıvranıyor, / O kıvranıyor” dizeleri acının anneyle çocuk arasında nasıl aktığını çok güzel hissettiriyor. Kendi Hâlinde, “Sen Ananın karnında, / Henüz doğmamıştın” sözleriyle şiiri şaşırtıcı ve düşündürücü bir yerde noktalamış. Şairi kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Yürekten süzülen bu narin dizeler, adeta sevginin ve vuslatın o dingin iyileştirici gücünü hissettiriyor; her kın nabzında baharı uyandıran bu duru ve içten şiir için gönülden tebrik ederim üstad.
Sevilen insanın gelişiyle yalnızlığın susmasını anlatan sıcacık bir şiir olmuş. “Kırılmış dallarda yeniden bahar” dizesi umudu ne kadar güzel canlandırıyor. “Yüreğimde bütün yalnızlık susar” sözü de şiirin duygusunu çok içten tamamlamış Nejat Hocam. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Şiir, aşkın yaş aldıkça eksilmediğini; tam tersine insanın içindeki çocuğu yeniden uyandırdığını çok zarif bir dille anlatıyor. “Çocuk olmak” burada saflığın, hesapsız sevmenin ve yeniden heyecan duyabilmenin güzel bir simgesi olmuş. Yaz gecesi, dans ve fırfırlı etek imgeleri şiire hem hareket hem de nostaljik bir romantizm katmış. En çok da “O yüzden ağlamaklıyım her gülüşte” dizesi, sevincin içine saklanmış hüznüyle yüreğe dokunuyor. Aşkı yeniden yaşamak isteyen iki kalbin, zamana meydan okuyan masum bir daveti gibi… Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Büyümüş ama içindeki çocuğu kaybetmemiş bir kalbin, aşka ve sevgiye masumca tutunuşu.Harika bir şiir tebrik ederim.
Bu şiirde çocukluğun saf, hesapsız ve kırılgan tarafının büyümüş bir ruhun içinden hâlâ seslenmesini çok samimi buldum hocam. Özellikle “Çocuğum işte!” tekrarının şiirin duygusunu taşıyan güçlü bir damar olduğunu düşünüyorum. Geçmişe duyulan özlemle sevgiye ve şefkate duyulan ihtiyacın iç içe geçmesi şiire ayrı bir sıcaklık katmış. Okurken insanın kendi çocukluğuna, yarım kalmış düşlerine ve büyümek zorunda kaldığı günlere dönüp bakası geliyor. Çok samimi bir şiir okudum. Selam ve saygılar sunarım
Geleneksel Biçim ve Ses Ahengi: Şiir, 11’li hece ölçüsünün ritmini ve durak yapısını baştan sona eksiksiz koruyor. Kıta sonlarında tekrarlanan "Haşim can yazmıştın el ayasına" kavuşak dizesi, şiire ağıt havası kazandırarak duygusal yükü her kıtada yeniden zirveye taşıyor.

Yaş Sınırı ve Zamansız Kayıp Vurgusu: 4. kıtada geçen "On beş yaş ham meyve yirmi oldurur / Yirmi yedi sondur saç baş yoldurur" dizeleri, çok erken gelmiş bir vedanın, ömrün baharında biten bir hayatın (27 yaş vurgusu) sarsıcı hikâyesini son derece net ve yalın biçimde özetliyor.
Şiirin içindeki kırgınlık, teslimiyet ve hayata rağmen ayakta kalma çabasını oldukça güçlü buldum. Özellikle “kendimi ve Rabbimi arıyorum” duygusu, bütün o öfkenin ve hayal kırıklığının içinde ayrı bir derinlik bırakmış. Bana göre bu, yalnızca bir sitem değil; insanın kendisiyle, hayatla ve inancıyla hesaplaşmasının şiire dönüşmüş hâli. Temennim o ki, gerisini zaman değil, insanın kendi yüreği tamamlasın.
Halk şiirimizin o dupduru ve direngen özünü yansıtan, emeğin ve umudun sesini 11’li hece ölçüsüyle böylesine coşkulu bir akışla buluşturan bu güçlü eser için yürekten tebrik ederim; kaleminize ve sesinize sağlık üstadım.
Merhaba;

Şiir, en derin dertlerimizi ve en büyük sevinçlerimizi buluşturan hepimizin ortak lisanıdır.

Mısralarınız arasındaki o ince duyguya ortak olmak keyifliydi.

Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

İlhamınızın hiç sönmemesini, edebiyat yolculuğunuzun daim olmasını ve kaleminizin sesinin her daim gür çıkmasını temenni ediyorum.

Saygılarımla.

Seğmenoğlu
Bu şiirde aşk, yalnızca iki insanın hikâyesi değil; özlemin, bekleyişin ve umudun da adı olmuş. Mısralar ilerledikçe insan kendi geçmişinden bir duyguyu buluyor sanki. İçtenliği ve duygu yoğunluğuyla gönülde iz bırakan güzel bir çalışma olmuş. Tebrik eder, nice güzel dizeler dilerim.
Şiir yazılmamış, resmen bir ruh hâli bırakılmış buraya. Kutlarım sizi.
Dipte işleyen o akıntılar var ya,
hani yüzeyi sakin görünüp insanı yutan,
İşte öyle bir şeydi senelerdir içimde biriken,
büyüyen o sessiz çığlık.

Şiir öyle güzel başlamış ki, o hüzüne, o yalnızlığa kapılıp gidiyor okuyan. Kutlarım değerli kaleminizi. Saygılarımla.
Zihni büyük ve hareketli bir şehre benzetmeniz farklı ve güzel bir düşünce olmuş. “Nöron yollarında trenler dolaşır” dizesi gözümde canlı bir görüntü oluşturdu. Bilimden hayata, toplumdan sevdaya uzanan dizeler “Zihnimin şehri durur, sen gelmeyince” sözüyle duygulu bir anlam kazanmış Bedri Bey. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Kendisiyle hesaplaşmak!
İşte bu.
Var ol üstadım.
Sevmezdim ama rahmetli Erbakanın boş kasnak sözü vardı.
İnsan düşününce zaman zaman boş kasnak hissine kapılıyor.
Çok değişik tarzın var ustam.
Ekşimsi mayhoşumsu.
Ama güzel.
Okudukça ağzında bıraktığı tadı hissediyorsun.
Eyvallah.

Selamlar.
Saygımla.
Güçlü Redif ve Nakarat Yapısı:

Her kıtanın sonundaki "Ah şu ... gönlümü ... MÜ sandınız" yapısı, şiire ritmik bir soru-cevap dinamizmi katıyor.
"YOL MU", "SIR MU", "HOŞ MU", "KÜL MÜ", "KÖR MÜ", "TAŞ MI" şeklindeki vurgular, dışarıdan bakıldığında sıradan ya da duyarsız sanılan bir gönlün aslında ne kadar derin ve çilekeş olduğunu sitemkar ama vakur bir dille ifade ediyor.
"Başı karlı, sırtı dumanlı dağlar", "Harlı-küllü yollar", "Aylak gezgin mi / Hakikat arayan yolcu mu" gibi ifadeler şiire tam bir ozan/aşık geleneği havası veriyor.
Avarelik burada boş gezmek değil; arayışın, içsel yolculuğun ve hakikatin peşinde olmanın bir simgesi olarak işlenmiş.
Şair, meçhul yollarda hakikati arayan yorgun fakat hâlâ diri bir gönlün sesini güçlü biçimde duyurmuş. “Aylak aylak gezen bir gezgin miyim ben / Yoksa hakikati arayan bir yolcu muyum” dizeleri çok hoşuma gitti. “Ah şu civane gönlümü TAŞ MI sandınız” sözü de bütün kırgınlıklara karşı yükselen içli bir itiraz olmuş. Şairi kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Her kıtada kurulan doğa ve insan ilişkisi (Ay-Yıldız, Dağ-Güneş, Deniz-Nehir, Yol-Yolcu) duyguyu giderek tırmandırıyor. Tarafların tek başına değil, "beraber" bir eyleme geçmesi (geceyi delmek, şafağı sökmek) temayı güçlendirmiş.
Sevilenle bir bütün olma arzusunu sade ve sıcak benzetmelerle anlatmışsın. “Sen bir deniz olsan / Ben bir nehir / Engeller aşıp aksam sana” dizeleri çok hoşuma gitti. Şiirin mezar taşına kazınmasıyla sevdayı ömrün ötesine taşıman da etkileyici olmuş Coşkun kardeşim. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Ne güzel anlatıyor şiir, beraber hayatı, dünyayı paylaşmayı. Şairin dünyasında da sevgilinin şiir olması duyguyu pekiştiriyor. Kutlarım, kaleminize sağlık. Saygılarımla
Çok güzel şiir sevgiler saygılar selamlar sağlıcakla kal allahın selameti üstüne olsun
Bu şiir; hayatın yükünü taşımaktan yorulmuş, iyi niyetinin ve fedakârlığının karşılığında vefasızlıkla karşılaşmış bir ruhun samimi bir dertleşmesi gibi. Satırlar boyunca derin bir kırgınlık sezilse de bu kırgınlık insanı teslim almaya değil, silkelenip kendine getirmeye hizmet ediyor
Evlat hasreti, sahte gülüşler sahte hürmetler... Çekilen sıkıntılar bir şey söylüyor aslında; "kimseden fayda yok, dön kendi özüne... Hayat zaten maskeli bir balo... Herkes kendi yoluna.." Hayırlı geceler hocam
Bu şiiri okurken insan şunu hissediyor:
Bazı yaralar kapanmaz; insan yalnızca onlarla yaşamayı öğrenir ve buna zaman der.
“Hiçlik kostümü” ise tam yerinde… Çünkü burada hiçlik, yok olmak değil; varmış gibi görünürken içten içe eksilmenin adı.

Muhteşem...
GARDAŞIM VAR OL.
AYNEN.
En güzel cevabı sen verdin sağ ol.

Selamlarımla gözlerinden öperim.
Hasretin ve ayrılığın acısını baştan sona yürekte hissettiren hüzünlü bir şiir olmuş. “Mızrabım yas tutmuş, teller ağlıyor” dizesini çok beğendim; sazın bile derde ortak olması ne güzel anlatılmış. “Ömrümü verdiğim yıllar ağlıyor” sözü ise şiirin bütün hüznünü tek dizede toplamış Mustafa Bey. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Hava değildi, taş değildi, toprak değildi… Çünkü bazı şeylerin adı konulamaz; yalnızca hissedilir. Aşk gibi.
“Aşktı” diyerek bütün yolları tek bir kelimede birleştirmişsiniz.

Hava, taş, toprak… Dokunulan, görülen, hissedilen ne varsa geride kalıyor; insanın asıl çarpıldığı şeyin aşk olduğunu söylüyor şiir.

“Yaşarken binlerce defa öldüğüm” dizesi ise aşkın bedelini tek cümlede özetliyor.

Az sözle çok şey söyleyen, sade ve etkili bir şiir. 🌿
Hocam muhteşem eserinizden biri zaten anadolu gelenekleri ile çok bire bir bağdaşan örtüşen bir dil ile yazıyorsunuz umarım bu ozanlar dilini yeni nesilde sizin kadar ustaca kullanır ve güzel eserler bırakılır gelecek nesillere tek kelime ile harika diyorum saygılar sunuyorum bir başka şiirde buluşmak dileği ile sağlıcakla kal şiirle kal hocam
"Uzattım elimi elin vermedi, yabancı görüldük, perişan olduk." Ne ağır bir başlangıç. Her dizede perişanlık katlanıyor. Kahra sitem dil varmıyor, gurbete sürülüyor, bahara ermeden buz tutup kırılıyor. Mecnun misali sevip savrulmak, yılları devşirip hasrete sarılmak... Ama en güzeli "Ne halde şu gönlüm sormayın derim" — işte o suskun çığlık. Hikmet Çiftçi'nin kaleminden dökülen bu şiir, perişanlığın en içten hali olmuş. Kalemine sağlık üstadım güne de yakışmış.
Hocam yüreğinize sağlık, okurken insanın içine öyle ağır bir hüzün oturuyor ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Beklemenin, yıllarca bir umudun peşinden koşup da elinde avucunda bir şey kalmamanın o sessiz tükenişini o kadar saf aktarmışsınız ki kaleme... İnsan okurken kendi geçmişine, ertelediği ömrüne dalıp gidiyor resmen. Dilinizden, o dertli yüreğinizden dökülen bu ses insanın yüreğine dokunuyor. Var olun, kaleminiz daim olsun.
Sonsuz Saygılarımla...
Eskiden ailelerin çocukları üzerindeki etkileri yüzde yetmiş seksendi geriye kalanlar ise öğretim eğitim vede çevre faktörüydü

Günümüzde ise ailenin çocuk üzerindeki etkisi yüzde yirmi bile değil sanal alem ağırlıklı bir nesil yetişiyor mualesef

Eğitim öğretimin öğretimi var eğitimi ise sıfır noktasında bu nedenledir ki zorda olsa ailelere çok çok iş düşmektedir çocuk yetiştirmekte

Şiiriniz bu konuyu mükemmel bir şekilde dile getirmiş kutlarım sizi vede eserinizi tebrikler

yudumyunus
"Nuriye Hanım, 'GÜLSÜN ÇOCUKLAR' isimli, manevi duygusu, vatan sevdası ve ümmet bilinci son derece yüksek olan abidenizi okudum. Hatice Karahan hocamızın ayağına yakışacak kadar asil ve lekesiz bir çalışma olmuş. Çocukların dimağına helal lokma sunma titizliğiniz, 'zehir katmayalım asil genine' haykırışınız ve gelecek nesli İslâm'ın sancaktarı olarak görme hedefiniz mısralarınıza muazzam bir vakar katmış. Dünyadaki tüm savaşların bitmesini ve evlatlarımızın doğruluk yolunu bulmasını dileyen o temiz anane, baba şefkati taşıyan sesiniz okuyucunun içine işliyor. Kaleminize, lekesiz imanınıza ve o dik usta duruşunuza sağlık. İlhamınız bol, kelamınız her daim kavi olsun. Selam ve saygılarımla."
Çocukların sevgiyle, merhametle ve güzel değerlerle yetişmesini dileyen içten bir şiir olmuş. “Şefkatle dokunun gonca güllere” dizesi çocukların inceliğini ne kadar güzel anlatıyor. “Yarınlara umut salsın çocuklar” dileğinize yürekten katılıyorum Nuriye Hanım. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Renklerle kurulmuş hüzünlü bir duygu haritası…

Sarı hasrete, siyah kedere, kızıl yangına, mavi gözlere ve yeşil sevdaya dönüşürken; şiirin asıl gücü bu renklerin birbirine karıştığı yerde ortaya çıkıyor.

Özellikle her gün yeniden doğan dünyaya şaşıran o bakış, şiirin aşkın sınırlarını aşarak varoluşa dokunduğu an.

Sade görünen ama altında ağır bir ruh hâli taşıyan, renkleriyle konuşan bir şiir. 🌿
Saygılarımla selamlıyorum..
Sevdayı, hasreti ve karanlığı renklerle anlatmanız şiire ayrı bir güzellik katmış. “Hasretin rengi sarı / Kederim siyah saatlerde” dizeleri çok hoşuma gitti. Her gün doğanlara hayret ederken ölüme koşma düşüncesi de hayatın zıtlığını çarpıcı biçimde hissettiriyor Mehmet Ali kardeşim . Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Ya giderse” demeden sevebilmek… Belki de bu çağın en büyük cesareti ,sevginin hesabını yapmadan, sonunu düşünmeden birine gönül verebilmek.Tebrik ederim çok güzeldi.
Günümüz insanının telaşını, yorgunluğunu ve sevilmek kadar anlaşılma isteğini sade bir dille anlatmışsınız. “Mesele, biraz sevmek, / biraz da anlaşılmak” dizeleri çok hoşuma gitti. Kaybetme korkusu yaşamadan yalnızca sevdiği için sevebilmenin ne kadar zorlaştığını da güzel sorgulamışsınız Kenan kardeşim. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Bu dizeler, geçmişin nesnelerini ve mekânlarını birer tanık kılarak çocukluğun, masumiyetin ve zamanla yitip giden umutların izini süren derin bir nostalji ve sorgulama şiiridir.

​Metin, demirci ustasının somut ve sert dünyası (örs, çekiç, çark, kaynak makinesi) ile geçmişin yumuşak, sıcak hatıralarını (portakal kabuğu kokan oda, çamaşır suyu kokulu mendiller, gece masalcısı nine) yan yana getirir.

Çekiç ve örs arasında ezilen yalnızca çelik değil; zamanın yıprattığı anılar, tükenen umutlar ve bastırılmış çığlıklardır.
​Şiirin temelinde yatan ana unsurlar:

Paslı anahtarlar, hantal matkap, bilesi yapılmış bıçaklar ve gözü alan kaynak ışığı; hem ustalığı hem de yıpranmışlığı simgeler.

Fiyakalı abiler, iskarpinli gençler, elma şekeri satan amca ve çatıda kıkırdayan çocuklar; dönemin toplumsal dokusunu ve sokak kültürünü canlandırır.

​"Bizim gülüşlerimizi kim çaldı?", "Bizim çocukluğumuza ne oldu?" soruları; büyümekle, zamanın akışıyla ve hayatın getirdiği sertlikle kaybedilen saf neşeye duyulan bir özlemin ve sitemin ifadesidir.

​Şiir, somut bir demirci dükkânından yola çıkarak insanın kendi içindeki çocukluğu ve yitirdiği hayalleri arayışını anlatır.

TEBRİKLER
El olmazsa
Kalem ne işe yarar

Dil olmazsa
Kelam ne işe yarar

Elin dilin kelamın limanı olmuş mürekkep ve akıtmış duyguları ırmaklar gibi okuyucunun gönlüne yüreğine

Şiir şiir gibiydi her haliyle mükemmel

Kutlarım üstadım tebrikler

yudumyunus
Gece Olunca, şarkısı çalsa daha guzel olurdu, dedim içimden..


Bak dayanamadim gene, daldim iceri iyi mi

Hürmetlerimle



Arka sokaklardan lavanta loşluklarına, güvercin ölülerinden boş duraklara uzanan şiir sonunda bütün izleri tek yerde birleştirmiş kalemin ucunda biriken mürekkepte. Bu güçlü ve özgün kalem için yürekten tebrikler.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL