RUSAMER – Ruh ve Us Sağlığı Ayarı Merkezi
UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş
Şair: ...andelip...
Şiir: SATTIK BİR ŞİİR DİYE
Değerlendirildiği Salon: Üç Kelime Yazıp Altına İmza Atanların Şair Ruhsatlarının Kontrol Edildiği, Güne Gelmeyince İçten İçe Dövünenlerin Tansiyonlarının Ölçüldüğü ve Manası Dibe Vuran Dizelerin Oltayla Çıkarılmaya Çalışıldığı Salon
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, ...andelip... imzalı SATTIK BİR ŞİİR DİYE metnini okuyunca RUSAMER Şiir Pazarı’na zabıta gönderdi. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Şairimsi Şakir, üç kelimeyi alt alta yazmış, aralarına iki nokta, dört üç nokta, bir de anlaşılmayan ünlem koymuş; en alta mahlasını atıp seçkiye gönderiyordu. Eseri sorulunca anlamını kendisinin de bilmediğini, zaten okuyucunun çözmesi gerektiğini bildirdi. Kalburabastî Efendi tezgâhı mühürletti: Evladım, okur şiiri düşünsün diye vardır; şairin ne dediğini tahmin etmek için define aramaya değil! Şakir son çare olarak sanatım bu deyince RUSAMER yönetmeliğinin en tehlikeli maddesi devreye girdi: Bu cümleyi söyleyen herkes önce kendi şiirini açıklamak zorundadır. Şakir o anda sessizliğin de bir şiir olduğunu ileri sürerek sustu.
Ozan Delibal Köşesi
Köşeye Günegelmez Galip yerleştirildi. Güne gelmedi diye, içten içe dövünüp dizesine ulaşınca şiirin sanat değerinden önce seçki sırasını kontrol etti. Galip’in dosyasında iki yüz kırk yedi şiir, üç bin sekiz yüz tebrik, fakat başkasının şiirine doğru dürüst yapılmış üç yorum bulundu. ...andelip... burada yalnız kötü şiire değil, şiirin etrafında oluşan karşılıklı övgü düzenine de dokunuyor. Okumadan tebrik etmek, anlamadan övmek ve seçkiye girmeyi şiir değerinin ölçüsü sanmak hicvin hedefinde. Galip kendisine kaç puan verildiğini sorunca Kalburabastî Efendi dosyayı kapattı: Evladım, şiiri konuşuyoruz; karne dağıtmıyoruz.
Ozan Veysi Kabaca Köşesi
Buraya Kafiyeci Kuddusi getirildi. Mısralar kambur gibi, kafiye hayal kurmuş dizesini okuyunca hece saymaya başladı; üçüncü dizede parmakları yetmeyince ayak parmaklarına geçti. Şiirin bu bölümündeki eleştiri açık: Biçim bütünüyle terk edildiğinde yahut yalnız süs olsun diye kullanıldığında şiir kendiliğinden kurulmuş olmuyor. Ancak RUSAMER burada şaire de küçük bir ayna tutuyor: Şiirin kendisi de yer yer ölçü, söyleyiş ve kafiye bakımından eleştirdiği kusurlara yaklaşabiliyor. Özellikle bazı dizelerde doğal Türkçe, uyak ve hece uğruna zorlanmış hissi veriyor. Kuddusi bunu duyunca sevindi; Kalburabastî Efendi sevincini kursağında bıraktı: Sen sevinme evladım; adam hiç olmazsa aynayı şiirin ortasına koymuş, sen aynanın arkasında saklanıyorsun.
Ozan Serdari Köşesi
Köşeye Rumuzcu Remzi oturtuldu. Eleştirsen darılır, sanatım bu diyerek / Bakmadığı aynaya, rumuzu ekleyerek dizelerini okuyunca yüzünü gizleyip kendisine yeni bir mahlas seçmeye kalktı. RUSAMER kayıtlarında aynı kişinin daha önce Dertli Kartal, Suskun Fırtına, Yaralı Kalem ve Geceye Küsen Adam adlarıyla dolaştığı anlaşılınca yeni rumuz talebi reddedildi. Şiirin belki de en isabetli taraflarından biri burada: Eleştiriyi kişisel saldırı sayan sanat anlayışı. Şiir yayımlandığı anda eleştiriye de açılır; sanatım bu sözü tercihi açıklayabilir ama kusuru otomatik olarak meziyete çeviremez. Remzi aynaya bakmayı kabul etti; yalnız aynadaki kişiyi engelleyip engelleyemeyeceğini sordu. RUSAMER teknik servisi henüz böyle bir özellik geliştirmedi.
Âşık Feymani Köşesi
Son köşeye Manacı Murtaza çağrıldı. Şiir demek değildir kelimeler yığını dizesini okuyunca RUSAMER deposundaki bütün kelimeleri yere boşaltıp hangilerinin şiir olduğunu ayırmaya girişti. Akşama kadar tek şiir çıkaramayınca meseleyi anladı. ...andelip...in savunduğu şiir anlayışı burada açık biçimde ortaya çıkıyor: Şiir yalnız teknik gösteri, mecaz kalabalığı yahut süslü söyleyiş değil; duygu, düşünce, anlam ve okurda bıraktığı tesirin birlikteliği. Fakat şiirin kendisi bu düşünceyi sekiz kıta boyunca tekrar tekrar söylediği için hicvin bıçağı zaman zaman köreliyor. Murtaza iki kıtayı çıkarmayı teklif edince Kalburabastî Efendi ilk kez memnun oldu: Evladım, bugün RUSAMER’de şiire yapılabilecek en büyük iyiliği yaptın; fazlalığı fark ettin.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
...andelip...in SATTIK BİR ŞİİR DİYE şiiri, yalnız kötü şiiri değil; okumadan övmeyi, seçki takıntısını, eleştiriye tahammülsüzlüğü, anlamsızlığı derinlik sanmayı ve kelime kalabalığını şiir diye pazarlamayı hedef alan açık bir poetik hiciv. Güne gelmedi diye, içten içe dövünüp, Eleştirsen darılır, sanatım bu diyerek ve Şiir demek değildir kelimeler yığını şiirin hedefini doğrudan vuruyor. Ama Kalburabastî’nin kalburu şairin kendisini de elemeden bırakmaz: Metin bazı kıtalarda aynı eleştiriyi farklı kelimelerle yineliyor; kimi dizelerde uyak uğruna söyleyiş zorlanıyor ve Mecaz olan teşbihler, dizeye kıyam durmuş, Birbirine vurdurup, çattık bir şiir diye gibi yerlerde anlam doğal akmıyor. Yani şiirin en güzel ironisi belki istemeden burada doğuyor: Şair, şiir adına yapılan kusurları eleştirirken kendi şiirini de aynı terazinin üzerine koymak zorunda. İşte gerçek eleştiri de tam burada başlar; kalbur yalnız başkasını elerse adı kalbur değil, torpildir.
Şiirin altına imza atmak kolaydır; asıl mesele, o imzanın üstündeki sözün ağırlığını taşıyabilmektir.
Kötü şiiri alkış öldürmez; fakat sürekli alkış, şairin kendi kusurunu duyabileceği sessizliği öldürür.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri
Celil ÇINKIR
Nam-ı Diğer Delibal