0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
46
Okunma
Gökyüzü tam o sevdiğim renge bürünmüş; kuşlar havada son turlarını atıyor. Masamda bir sigara, bir defter... Ama aslında yalnız değilim. Solumda Cahit Sıtkı oturuyor, sağımda Sezai Karakoç. Üçümüz de göğe bakıyoruz ama her birimiz başka bir şey görüyoruz.
Cahit abi dönüyor bana, o ürkek, o ölümden korkan gözleriyle "Yaş 35 Avamir, yolun yarısı bitti, eriyoruz" diye fısıldıyor. Şöyle bir bakıyorum yüzüne. "Yapma Cahit abi" diyorum, "Sen yetmiş sene hesap ettin de ne oldu? 46’da bıraktın kalemi. Bak benim sırtımdaki yüke, bak cebimdeki kelimelerin ağırlığına... Yolun neresinde olduğumuzu senin o ürkek matematiğin değil, bu hayatın kalleşliği belirliyor. Bize o hileli yazıyla oyun oynanırken, yolun yarısı falan kalmadı, geçti gitti..."
Sezai abi araya giriyor o sırada, gözlerini benden bile kaçırıp gökyüzünün sonsuzluğuna dikerek, "Boş ver dünyayı" diyor, "Uzatmasınlar bu dünya sürgününü, gidelim artık."
İşte tam orda masaya vuruyorum elimi. "Sana da eyvallah ama sana da tam katılamam Sezai abi" diyorum. "Sen 88 yıl bu dünyaya küs yaşadın, sürgünüm bitsin diye dualar ettin. Ama benim içimde yarım kalan bir şarkının öfkesi var. Kolay değil öyle arkana bakmadan çekip gitmek. Ben bu dünyayı sevdim abi. Şu göğün kızıla çalan mavisini, şu ciğerime çektiğim nefesi, buradaki o helal kavgayı sevdim. Benim gözüm arkada kalır, yalan yok. Erken çöken şu karlı dağlara da, beni yarı yolda bırakan bu hayata da sitemimi haykırmadan öyle uysalca teslim olmam ben."
Sonra ikisi de susuyor.
Siz kitaplar dolusu yazdınız, ömrü ve ölümü hecelerle çözmeye çalıştınız. Benim son sahnem geldiğinde ise ne senin o çocuksu şaşkınlığın olacak Cahit abi, ne de senin o mutlak teslimiyetin Sezai abi. Masada yarım kalmış bir defter bırakacağım, o kadar. Benim son sözümü sizin o süslü cümleleriniz değil, şu gökyüzünde daireler çizen güvercinlerin kanatları söyleyecek. Bana bir güvercin uçumu kadar serbestlik yeter, gerisi sizin o derin ebediyetiniz olsun..."
Otuz beş mi? Geçti gitti o yolun yarısı.
Kelimeler cebimde ağır, dünya sırtımda yük.
Kader dediğin o gizli, o hileli yazı,
Biz planlar yaparken meğer ne büyükmüş, ne büyük...
Uzatma dünya sürgünümü dedi Sezai,
Bense ömrün neresindeyim, hangi durakta?
Belli ki bozmuşuz o kadim yeminleri,
Şimdi durmuş kendi sonumu gözlüyorum uzakta.
Madem sordun, işte benim son sahnem:
Bir ikindi vakti, perdeler hafifçe inecek,
Ne bir fırtına kopacak ne de büyük bir matem,
Gözlerim yavaşça, usulca bende sönecek.
Ama öyle kolay değil çekip gitmek buralardan;
İçimde yarım kalan bir şarkının öfkesi var.
Kim koparmış bu ömrü o en güzel yerinden?
Neden bu kadar erken çöker şu koca dağlara kar?
Gözüm kalır arkada, yalan yok, dünya güzeldi;
Şu göğün maviliği, şu nefes, şu kavga...
Ölüm dediğin belki sinsi bir misafir gibi geldi,
Ama sitemim sanadır hayat, sitemim bu kurnaz yazgıyla!
Masada bir yarım kalmış şiir, bir eski defter,
Gökyüzünde birkaç kanat sesi, o kadar.
Herkes kendi yoluna gidecek birer birer,
Bana da bir avuç toprakla sonsuz huzur.
Şimdi kapatıyorum gözlerimi, ey hayat senden yana;
Hem o büyük kırgınlık içimde, hem bu son niyet.
Bir güvercin uçumu kadar serbestlik ver bana,
Gerisi bildiğin o sessiz, o derin ebediyet...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.