1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
22
Okunma
Adam, bazı günler kendisinin tek kişi olduğundan emin olamıyordu.
Bunu ilk kez bir cümleyi yarıda bırakırken fark etti.
Cümlenin devamı vardı. Bunu biliyordu. Ama tamamlayan o değildi.
Ya da artık o değildi.
O günden sonra küçük bir şüphe yerleşti içine. Başta önemsizdi. Her şey gibi. İnsan, içindeki bozulmayı önce “önemsiz” diye adlandırır. Sonra alışır.
Sonra o şey büyür.
Adam artık iki ayrı sessizlik taşıyordu içinde.
Biri kendi sessizliğiydi.
Diğeri, onun yerine düşünen sessizlik.
Hangisi kendisine aitti, bilmiyordu.
Bunu bilmemek de bir süre sonra bilgiye dönüşür zaten. İnsan belirsizliğe de alışır.
Bir gün, bir cümle kurdu.
Ağzından çıkanla zihninden geçen aynı değildi.
Bunu fark ettiğinde durdu.
Çünkü ilk kez bir fark değil, bir ayrım görmüştü.
İçinde biri vardı artık.
Kendisi gibi konuşan ama kendisi gibi susmayan biri.
Gece olduğunda bu “diğeri” daha netleşiyordu.
Sanki ışık azalınca o beliriyordu.
Adam yatıyordu.
Gözlerini kapatıyordu.
Ama içeride bir şey gözlerini açık tutuyordu.
Düşünceler artık tek hat üzerinde akmıyordu.
Çatallanıyordu.
Biri diyordu:
“Yeter.”
Diğeri diyordu:
“Henüz bitmedi.”
Ama hangisi onun sesiydi, bilmiyordu.
Bir süre sonra sormayı bıraktı.
Çünkü soru da ikiye bölünüyordu.
Bir gün dışarı çıktı.
Nereye gittiğini bilmiyordu.
Zaten “bilmek” dediği şey artık güvenilir değildi.
Yolda yürürken insanların yüzlerine baktı.
Hepsi tek yüzlüydü.
Bu onu rahatsız etti.
Tek yüzlü insanlar, ona fazla düzenli görünüyordu.
Kendisi ise içeride dağılmıştı.
Bir noktada durdu.
Biri içinde fısıldadı:
“Bakıyorlar.”
Adam etrafına baktı.
Kimse bakmıyordu.
Ama emin olamadı.
Çünkü artık emin olmak diye bir his kalmamıştı.
Sadece ihtimaller vardı.
İhtimaller büyüdükçe gerçek küçülüyordu.
Bir süre sonra eve döndü.
Ya da döndüğünü sandı.
Kapı aynıydı.
Ama anahtar eline tam oturmadı.
Bunu fark etti.
Sonra fark ettiğini fark etti.
Bu daha kötüydü.
İçindeki diğer ses ilk kez güldü.
Sessiz bir gülüş.
İnsanın kendine ait olmayan bir gülüşü tanıması kolaydır.
Çünkü o gülüşte rahatlık vardır.
Ve rahatlık, bazen tehdit gibi gelir.
O gece uyumadı.
Uyumamak bir tercih değildi artık.
Bir durumdu.
Zaman ilerledi mi, bilmiyordu.
Zaman da ikiye bölünmüş gibiydi:
Onun zamanı.
Ve içindeki diğerinin zamanı.
İkisi aynı yerde akmıyordu.
Bir sabah, aynaya baktı.
Kendi yüzünü gördü.
Ama yüz geri bakmadı.
Sadece izledi.
Adam geri çekildi.
Ama yüz aynı kaldı.
Sonra yüz konuştu.
Ses, onun sesiydi.
Ama anlam, ona ait değildi.
“Artık yalnız değilsin,” dedi yüz.
Adam ilk kez o an anladı.
Yalnızlık, tek başına olmak değildi.
Yalnızlık, içeride başkasının olmasıydı.
Ve en kötüsü:
O başkası senden daha sen olmasıydı
Gece.
Rüzgâr.
Bir adam yürür.
Cebi boş değil, karanlığı boş.
Yol düşer önüne
o yol da içinden eksiktir
Bazen insan
kendi içinden geçer
fark etmez.
Kışın dişleri vardır
taşları bile kemirir.
Ben o dişleri gördüm.
Bir somun ekmek
günlere bölündü.
Çay buharı
umut oldu.
Oldu.
İnsan çatlar.
Bir kuyu gibi.
Bir yaprak gibi.
Rüzgâr alır gider.
Ama bazı ağaçlar
devrilmez.
Ben gördüm.
Kök satmadım.
Çünkü bilirim:
Açlık kapıya gelir.
Yoksulluk tavandan düşer.
Katlanılır.
Ama insanın içine giren şey
başka.
Asıl felaket
insanın kendine giren hali.
Hırsız gibi.
Sessiz.
Bir gün hayat gelir.
Elinde altın bir kafes.
“Üşüme,” der.
Bir zincir uzatır.
“Dinlen,” der.
Diz çökmemi ister.
Orada
ya biter insan
ya başlar.
Ben başladım.
Kanadı kırık.
Uçtum.
Çünkü bazı şeyler vardır
ekmekten büyük.
sudan büyük.
uykudan büyük.
İnsan aç kalır.
İki gün.
On gün.
Ama kendinden eksilirse
bitmez.
Ben gördüm.
Cepleri boş adamlar
güneş taşır.
Cepleri dolu adamlar
gece.
Gözler.
Terk edilmiş istasyon.
Beklemez.
Kimse gelmez.
Ve anladım:
Haysiyet
görünmez bir madalya.
Boyunda değil.
İçte.
Düştü mü
herkes duyar.
Bu yüzden:
Cebim boş olsun.
Ayakkabım yırtık.
Yol uzun.
Ben aynaya bakabiliyorsam
bitti saymam.
Çünkü insan
ekmek kaybedince değil
kendini kaybedince
fakirleşir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.