Ezeli Gece Ve Yıldızlar
21 şiiri kayıtlı

Matruşka - Tüm Şiirler

Ezeli Gece Ve Yıldızlar
  5,0 / 3 kişi ·8 beğenme · 0 yorum · 191 okunma
Matruşka - Tüm Şiirler

Matruşka - Tüm Şiirler



Tanrı’ya dua

Düşüncelerin çok uzağındasın sen
Ve düşüncenin eyleme geçişi kadar da yakın.
Sanki yanıbaşımdasın
Yanımda ve görünmez.

Ruhlar, bedenler ve hisler
Bunlar yetersiz seni anlamak için.
Eyy bizi kararsızlığa mahkum etme
kararı almış olan tanrım
Kurtar bizi nedenlerden, nasıllardan ve amaçlardan.

Kafamızı gökyüzüne çevirip, gökyüzünü süslediğin-
O değerli ve ciddi takılara bakınca
Başımızı döndürüyorsun.

Başımız milyon yıldır dönüyor bizim,
Kurtar bizi bizden, yakın et kendine.
Işık, doğa, ses görüntü -bunların hepsini unuttur
Beni sana, seni bize bağışla.

Eyy yüce sultan,
Bizler senin kölen olmaya da varız , kulun olmaya da
Ve ezeli aşkın olmayada..

Ayrı kalmış hiçbir sevgili
bu kadar hasret kalmamıştır birbirlerine
Düşünenlerin sana kaldığı gibi.
Hangi anne ölen oğlunun ardından
bu kadar feryat etmiştir
Onu bir daha görememe korkusu
ve acısıyla, bizlerin senin uğruna-
Her an, sözlerimizle, gözlerimizle,
düşüncelerimizle ettiğimiz gibi ?

Eyy gizemli sultan,
Bu şiirler bu yazılar sana yazıldı
Bu yanık türküler senin için söylendi
Bunca çizilen resim, bunca bilim
Gözlerden akan tonlarca yaş
ve bitmek bilmeyen dualar, yakarışlar
Hepsi, hepsi senin içindi..

Senin gösterebileceğin şiddetten korkmuyoruz biz,
Sensizliğin göstereceği ezeli sessizlikten korkuyoruz.
Bu sefil bu yoksul şaire bir ses ver, anlam kazandır
Sana edilen bu dua, binlerce yıldır seni arayanların
Yazdıkları, çizdikleri ve söylediklerinin ana özetiydi.

Kabul eyle duamı, yakarışımı ve Gülümse,
Varlığa dönüşür bu yokluk hiçse...
                                                                                              
...
                                                                                     
Yolu yok !

Olmamış ama bir gün olacak olan acılarımın acısını 
Daha yaşanmamışken
yüreğimin en derinin de hissedip
Yaşanmamış şeylerin acısını
peşinen çekmekten yoruldum.
Karar vermekle verememek arasındaki
o tarifsiz yerden de çıkamıyorum
Ve çok karanlık.

Yaşamak, intihar etmek, konuşmak,
susmak, değil bir hecenin
Ağzımdan çıkması çıkacağını bile düşünmek
ruhumu sıkıyor,
beni boğuyor.
Yaptığım veya yaptığımı sandığım her eylem
öylesine saçma ki..
İçimdeki bu cansız şey beni tedirgin ediyor.

Sevebileceğim hiçbir şey kalmadı,
Çektiğim ahların sayısını ise hatırlamıyorum,
Sebeplerini ise unutalı çok oldu..
Benim bu hüznüm şarabınkinden daha ağır,
O üzüm olmaktan alıkoyulduğu
ve ezildiği için hüzünlü,
Ben ise tüm bunlara hiç yaklaşamadığım için..

Bir zamanlar aşık olmaya kalktığım da oldu,
Bu zaten benim en büyük rezilliğim.
Benim neyime aşık olmak?
Kimsesiz yerlerde, saçma sapan sözler yazan
Bir serseriden başka neyim ki?

Ahh hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor,
Hayatımın yolu yok..!
                                                                                                        

...
                                                                                      
Musallat ...

Ruhuma musallat olan aşkın
Bir bulmacayı çözer gibi tek tek çözüyor
Kördüğüm olan hislerimi...

Yokluğunun varlığı bitmek bilmiyor, 
Ve benim için
Mevsimler artık ölü bir çocuk.

Doğan güneşlerim ölü doğdu benim
Rüzgar ise ömrümü silikleştiriyor.
O neşeli Şarkılar, cenaze de yakılan bir ağıt oldu.

Gözümü açıyorum,
Ve yine kapitalist bir gün, bir dünya.
Mutluluk ise bir çocuğa verilen içi bomboş bir söz.

Güneşli bir günde çiseleyen yağmur
Artık manzarasını yitirmiş.
Manzaralı yerler midemi bulandırıyor
Çirkin şiirler kusuyorum artık.

Ruhuma musallat olmuş benliğin,
Hücrelerimde geziniyorsun
Eyy aşkım, eyy ömrüm
Eyy canına yandığım,
Ben bu musallat olan aşkın karşısında
Diz çökmeyeyim de ne yapayım ..?

...
                                                                                                       
Henüz yok !

Hava sisli, hem de soğuk
Sözcüklerimin tasarımı yok
Şimdi yazıyorum ben
Tasarlamadan önceden.

Bitmez ki kadehim
Bitmez ki dumanım 
Bitmez derdim ve kederim
Yazık; ben böyleyim..

Eyy belirsiz gök yüzü
Al benden gençliğimi 
Ama verme bana yaşlılık
Beni sen yap, seni ben..

Alt alta inen dizelerime karşılık
Üst üste katlanıyor derdim
Senin dert sandığın
Benim mutluluğum..

Ve;
Benim derdime göre bir nasihat, henüz yok...!

...
                                                                                                           
Yaşlı ruhun bastonları

Ölü doğan bir tütün
Hiç yaşamamış bir bedene işlemez.
Eyy hiç varolmamış kız
Saçlarımı karıştır, hüznümü dağıt ve
Herşeyi olmayan ve hatta var olmayan geleceğin
Çoktan ceset olmuş kollarına at..
Ama şunuda unutma
Kızsam da küssemde 
Benim senden başka yarim yok
Sende olmasan da..

Varlığımı geçmek gerekirse
Ben daha etimi hissetmiyorum.
Kandırmaktır inanmak ve kanıtlamaktır 
Ama ben inanmaya da , kanıtada inanmıyorum.

Postumu oraya atsamda
Geriye kalan bir bedenim olmayacak.
Derdimi unutsamda 
Dertsiz günüm olmayacak.
Söyle , yaklaş sarıl bana, ve sarılsan da
Sarıldığında hissettiğin şey ben olmayacak...

Göklerden misketler yaptım
Fırlattım hepsini baş parmağımla .
Ama hissettiren hiç yok ruhumu
Tutsada beni kollarıyla...

Ben siste değil, güneşte belirsizim,
Şarkı çalınca hatırlanırmış anılar
Ben sessizlikte de unutmuş değilim.

Aşk , hiçbir bayrak
Hiçbir din
Ve hiçbir kültür tanımaz.
Aşkın benliği bu.

Ve yoruldu parmaklar
Neşesiz kaldı sözcükler
Ben ise
Ruhumun bastonlarını
Tekerlekli sandalyelerle değiştirmek zorundayım...

...
                                                                                                                      
Miğde bulantım..!

Eyy rüzgar, ne olursun esme öyle 
Ne olur gitme öyle, saçlarımı ve ruhumu dağıtarak.
Varlığım buz tutmuş, bir belirsiz heykel sanki
Benliğim yıllardır kaçak..

Eyy rüzgar, tatlı rüzgâr
Ömrümü de alıp gidiyorsun sen
Bir türlü hissedemediğim ömrümü
Ve beni bir hayalet olarak bırakıyorsun sen
Hayaledemediğim yeryüzünde...

Cesedim , kitapların
arasında kurumuş olarak bulundu,
Ufalandı, sana katıldı savruldu
Şimdi ikimiz birer gezgin miyiz 
Yeryüzü , gökyüzü demeden gezinen?

Eyy rüzgâr , tatlı rüzgar
Sen benim ezeli aşkım
Sen benim evrensel evim
Kavuştum sana tüm varlımla
Daha kimden , ne isteyeyim ?

Hadi uçalım
Hiçbir şeye aldırmadan uçalım
Ve geride kalsın 
Yaşam denilen, miğde bulantım..!

...
                                                                                                    
Olmayan Sevgiliye Şiirler...

Benim gonca gülüm soldu dün
Göz yaşlarım sondu bitti dün
Felek tokadını attı gitti dün
Bilmem ki neylerim..

Bu can etti her gece feryat
Kader sen git gülüşlerimi sat
Ben boşlayalı beni
Bilmem ki kimleyim...

Yar sen dağıttın beni
Yar soldu gönlümün gülü
Yar söylemem kimseye seni
Bilmem nesin, rüzgar mı ? Yel mi?
Ben daldım kaldım gözlerinde
Nefes almaya başladım yeni...

Bilmediğim yılların içerisindeyim
insanlar yabancı, o yabancı bu yabancı
Bir tek yürekte ki sen aynı, 
Sana olan sevgim aynı
Ve sonra içimdeki sancı
Durmadan içtiģim hancı...

Vay be felek döktürdün
Bu ne dertmiş, gönlüm söktürdün
Koca adam demedin diz çöktürdün
Kara gecelerde ölesiye öksürttün..

Felek kanıma kandın!
Üstüme geldin ağlamam sandın
ATeşleri benim için yaktın
Çürüdüm köz gibi kaldım
Be felek , o gelir sandım
Gözlerim yollarda kaldı
Düşündüm de sonra,
O gelmeyecek bir andı...

Ben ben değilim artık, kayboldum
Sensiz geçirdiğim günleri tanımıyorum
Mutluluk falan diyorlar, ilgilenmiyorum 
Ah sen sakın bilme sevgili
Bu His bambaşka..!

NE zaman ki derinden bakmışsa gözlerim
Bilki karşımda seni hayal etmiştirim
Sen , saçları ırmak, gözleri cennet
Yüzün gün güneş. .

Ağzımdan çıkan en güzel sözler sensin
Gözlerimin arkasına sakladığım güneşsin 
O ırmaklı cennetler yok mu?
Onlar hep senin gülüşlerin..

Cennetin azap olduğu yer gözlerim
Azabın cennet olduğu yer gözlerin
, altından ırmaklar akan cennet, sözlerin
Ben ise o ırmaktan bir tas su içen, serserin..

Dedim susmuyor gönül, birde sen de sussun
Ey yar dondun içimde buzsun
O Gözlerin öyle nasıl bir sonsuz ?
Ben yandım boşver olsun
                                                                             

Dinle yar,
Ecel ölümü soframa senden önce koysun..

Şimdi yürüyorum bomboş yolda
Yol hep boş, dolu dolu olsada
Gerçek çok saçma bir şey
Ama hayal ve sarhoşluk gerçek ve gerçekten güzel. .

ihtiyarlar eski şarkıları açtı
Masalar kuruldu, içkiler sunuldu
Bir iki sohbet sonra, bugünde her gün gibi bitti
Ben yine seni düşündüm gecenin bir vakti...

Esen yellerin şarkısı
Bir kışın acı sabahı gibi, 
En uzak yer, gözlerimin dalışı
Bilmez misin ela gözlü
Seni sevmek içindi
Bu canın yaratılışı...

Seni bana soruyorlar
O mu diyorum?
O öyle birşey ki
Sanki huzur, sanki kuş cıvıltısı..

Kızıl bulutlar geldi dün
Sessizlik yağmurları yağdı dün
Bin yıl geçmişte meğer
Ben hala seni sevdiğimi söylemişim dün...

...
                                                                                                          
Sus Sus Sus..!

İşe gidiyorum
İşten geliyorum
Ve kalabalıklarda yürüyorum
Sonra birşey durduruyor beni, bir ses
Beynimin en derinlerinden gelen bir ses, bir çığlık
Sessizliğin çığlığını duyuyorum
Hiç konuşmadan benimle
Bana birşeyler haykırıyor
Diyor ki;
Bu kalabalık
Bu gürültü
Bu gidişler bu gelişler
Nereye böyle?
Nerdesin sen?
Kimsin?
Bu uğraş neden? 
Aman allah’ım
Sus artık sus
Sus sus
Hatırlatma bana , ben yeni öldüm
Sus sus sus
Yitirdiklerimi veya yitirdiğimi sandıklarımı
Yani aslında hiç sahip olmadıklarımı 
Kes artık hatırlatma bana
Sus sus sus 
Ey içimdeki ölü, sessiz ve şiddetli çığlık
Hayır başaramayacaksın beni ağlatmayı
Veya güldürmeyi
Ölüler ağlayamaz
Ölüler gülemez ki
Yeter, yeter artık sus
Ne olursun
Sus...!

...
                                                                                        
İçerisinde..

Bir özlem var içimde
Bir kaçma isteği
Atadan kalma duygularla doğaya
Koşmak, gitmek isteği...

Kuş nasıl kanatsız uçamazsa
Canlılar susuz aşsız nasıl ki yapamazsa
Orman ağaçsız nasıl ki olamazsa
Bende ruhsuz gidemem o yerlere...

Ruhumu kaybettim ey ahali
Bulana kırk yıl dostluk borcum olsun
Kendimi kaybettim ey ahali
Bulana selamım sonsuz olsun.

İnsan ihtiyaçlar içinde
İnsan mecburiyetler içinde yaşar
Ben ihtiyaçlarımı, mecburiyetlerimi yitirdim 
Kalakaldım , varlığımın parçalarını bulunca 
Bir çöp tenekesinde..

Bir düşüm artık 
Bir hayal
Kimbilir kimin düşlediği bir zihnin
İçerisinde. .

...
                                                                                            
Kaçak...

Ben herşeyi reddetmeden önce
Her şey beni reddetti. 
Koşarak gelmiştim oysa
Büyük bir mutlulukla
Ama
Bütün kapılar üzerime kapandı
Ve 
Hevesim bir daha yakalayamayacağım uzaklıklara 
Kaçtı. ..

Hatırlamıyorum ne zaman başlamıştım
Bilmiyorum ne zaman bırakırım
Ağzım bir tütün tarlası
Karaciğerimde ise
Mor , şarap üzümleri ..

Bir insan bu kadar mı
Umursamaz olur !
Hiç bir şeyi umursamıyorum
Hiçbir şey veya herşey
Bana öyle yabancı...

Yüzyıllardır yaşıyorum sanki
Her şey, her tavır
Sıkılmış olduğum bir sahne,
Beni iğrenç bir filmde
iğrenç bir salonda
içeride bıraktılar
Ve kapıyı arkadan kilitlediler.
Bu salon ne kadar da büyük öyle
Bir başımayım, yapayalnız
İzliyorum, izliyorum
Belki yüzbinlerce izlemişde olsam
Bu filmin sonunu bir türlü kestiremiyorum.
Ya bir sözcük eksik kalıyordu ve film
Orda bitiyordu,
Yada çok söz söyleniyordu kimselerin 
Anlayamayacağı bir şekilde. 

Yeter! 
Yeter artık bitsin bu oyun
Ben özgür olmak istiyorum. 
Tapınaklarınızı başlarınıza çalın!
Ben tapınmak için yaratıldığıma inanmıyorum! 

Gerçi, unutmuşum
Sanki başka bir şeye inanıyormuşum gibi...
Yada herhangi bir şeye...
Sıkıldım yemekten, içmekten, uyumaktan ,
uyanmaktan, duymaktan, görmekten
Ve koklamaktan, bu hayatı
Ve bu hayatın herşeyini...

Ahh ne hayırsız
Ah ne nankör
Ve ah ki ah
Ne kaçaklık bu!

Evet, buldum kendimi
İşte ben buyum;
Nankör
Hayırsız
Kaçak...         

...
                                                                               
Gözlerim derdi...

Ve fısıldamak yastığın yüzüne seni
Hemde gece gece
Hemde baştan aşağı sarhoşken
Ne mümkün. ..

Bükülecekse belim bükülsün
Dökülecekse sözüm dökülsün
Bir kuş gibi cıvıldamak adını geceye
Ne mümkün. ..

Çalan şarkıları duyamadım
Kokan gülü koklayamadım
Yağmur yağıyordu ıslanamadım
Öyle hızlı aşık oldum ki sana...

Nihayet sarhoş oldum
Ben buymuşum beni buldum
Sen oymuşsun seni duydum...

Desen ki; özgürsün
Değilim derdim..
Desen ki; kuş ol,yel ol, es uç git
Değilim derdim..

Gözlerimizle çarpışsak
Sorsan bana nedir derdin?
Derdim ki; derdimmmm
Ben diyemezdim
Gözlerim derdi...

...
                                                                           
Civciv kalpli. ..

Güzel günler gelecekte değil geçmişte
Mutluluk zamansızdır,
Bilmem nerde?
Hangi tarihte, kimde?

Bu ezeli karanlığa bir bak
Nasılda bağırıyor
Herşey benim, herşey karanlık
Anla bunu
Karart umutları artık
Unut düşleri diye. .

Ateş ceset ister
Toprak ceset ister
Ömür bitmek için doğmak ister
Rüzgarı dinle
Ve işit ve hisset
Rüzgarda ki ezeli ağıdı..

Trilyarlarca gezegenden
Bir taneciğinde yaşayan bize
Duymuyor musun , nasıl haykırıyor evren
Bir hiçsin diye..

Ruhumu izmarit gibi attım ben
Gitsin diye bilinmezlere
Bedenime kan kusturdum hep
Alışmasın, inanmasın güzel şeylere diye

Ama ne çare,
Ne çare,
Yine de aradı buldu güzeli
Güzel mi nerede?

Eyyy civciv kalpli çocuk
Güzel olan herşey senin gülüşünde...
Güzellikler,
Saf tertemiz, pırıl pırıl çocukların yüreğinde...

...
                                                                                                       
Yıllanmış Dert...

Her an yıkılacakmış gibi ayakta duruyorum
Her an bayılacakmışım gibi yürüyorum
Gürültülü yerlerde sessizliği yazıyorum
Ne yaptımsa da bir türlü
Bu evren
Bu aşk
Bu ömür bilmecesini çözemiyorum.

Tecavüze uğramış bir kadın
Şiddete uğramış bir kadın
Veya bir hayvan
Veya bir çocuk
Onlar nasılsa, ruhları ne haldeyse
İşte şuan benim ruhumda öyle..

Çünkü ben hep ortaktım herkesin
Herşeyin acısına.
Kime ne olmuşsa
Sahiplendim, kendi ruhumda hissettim acılarını.

Yani ben binlerce yıldır
Yakıldım, yıkıldım
Tecavüze uğradım, asıldım
İşkencelerde yoğruldum
Hak davasına katıldım
Astılar beni
Kestiler beni
Üzdüler beni
Hemde hemde binlerce yıldır. ..

Mecnun oldum çöllerde
Leyla oldum dillerde
Ferhattan şirine
Aslıdan kereme
Savruldum ha savruldum..
Yandım yandım
Kavruldum ha kavruldum..

Anlıyorsunuz değil mi beni?
Ben bencil değilim
Kendimi düşünmedim
Kendimden başka ne, kim varsa
Hep onları düşündüm
İhtiyarlarla öldüm
Bebeklerle doğdum..

Hani benim derdimin çözümü yok
Diyorum ya
İşte bu benim derdim
Benim binlerce yıllık
Yıllanmış derdim...

...
                                                                             
Fazlasıyla.

Hiç umrumda değil
Kim ölmüş kim kalmış
Ve çok umrumda
Bir karınca bile incinse..

Çimiyorum ölümle yaşamın
Arasında
Yaşıyorum’güya’ 
Dünya denilen mezarlıkta..

Neredeyim kimleyim
Ne yapıyorum bilmiyorum
Kim , kim? Ben kim?
Bilmiyorum

Sönmüş sigarayı halen
Çekmeye çalışıyorum
İçimde bulutlar
Güneşler doğsun diye

İşte o kadar umutsuz
İşte o kadar istek ile
...

Yeter mi? 
Yetmez. 
Sen daha çok acı çekeceksin
Ve sen
sevgiden daha çook
Huzursuz olacaksın ;

Çünkü seni hiçbir şey
Tatmin edemiyor
Kendine çekemiyor
Yoruldun artık
Fazlasıyla. ..
......

Çok bulanık Sularda
Yüzüyor aklım...
Belirsizliği,
Çok iyi belledim.
Bulanıklık inançsızlık doğurdu
Bilgi koydu adını onun
Sonra kayboldular
Hep birlikte
Ana evlat. . .

Enseme yağmur damlıyor
Ruhuma acı. . .
Varlığıma kahır
Kalbime
Zaman...

Yetmez mi? 
Ahh
Fazlasıyla...

...
                                                                          
Bir...

Bir şeyler yapıyorum
Bir şeyler dinliyor
Bir şeyler izliyorum
Bir şeyler yiyorum

Bir yere gidiyordum
Bir yerden geliyorum
Bir şey oluyor
Bir yerde duruyorum

Bir varmış
Bir yokmuş
Bir gün doğmuş
Bir gün ölmüş

Biri bir şey yazmış
Biri bir şey silmiş
Biri bir şey unutmuş
Biri yeni hatırlamış

Biriler bir şeyler yapıyor
Birileri bir şeyden zevk alıyor
Birileri acı çekiyor
Birileri kahkaha atıyor

Peki sen ne yapıyorsun? 
Hiç. 
Unutmuşsun kendini
Birdir bir oynuyorsun...

...
                                                                               
Farklı olamaz mıydı?

Eyy aklı yaratan
Eyy herşeyi vareden!
Ben bir ağacım, ben bir orman
Yaktılar beni, kestiler beni
Yok ettiler beni
Ben ki bir canlı
Ben ki dünyaya faydalı
Artık benden bir eser kalmadı
Herşey farklı olamaz mıydı ?

Eyy Tanrı
Eyy en akıllı !
Ben bir hayvanım
Aç aç gezerim sokaklarda
Genelde de ölürüm
Dövülürüm
Sövülürüm
Herşey farklı olamaz mıydı ?

Eyy üstün
Eyy en üstün !
Ben bir Doğayım
Güzelmişim, peh! !
Bak bana 
Nerede o Eski güzelliğim?
Bana duman içirdiler
Beni ayakları ile ezdiler
Üzerime kan döktüler
Ve bağrıma milyarlarca
Ceset gömdüler..
Soruyorum sana; 
Herşey farklı olamaz mıydı? 

Eyy sınırsızkık
Eyy bilinmezlik
Ey yücelerin yücesi !
Ben bir evrenim
Uzaktan bakınca pırıl pırıl parlayan
Yaklaşınca tam bir kaos olduğu anlaşılan
Dinle beni; 
Herşey farklı olamaz mıydı? 

Eyy Rabbim
Eyy sahibim !!!
Ben bir insanım
Yani;
Tecavüze uğrayan
Hakkı yenilen
Ezilen, dövülen
Açlıktan ölen
Sana bir sorum olacak bak dinle beni; 
Herşey farklı olamaz mıydı ?
Olamaz mıydı? 

...
                                                                                              
Uğur böceği

Uğur böceklerim bana
uğursuzluktan başka birşey getirmiyor.
Fallarım da koskoca bir karanlık çıkıyor. 
Ve rüzgar kulağıma şunu fısıldıyor ;
"yalan, yalan , yalaaaaan"
Duyunca bunu, hiçbir günü beklemeyen
bütün gözyaşlarım sabırsızca ve bütünüyle 
gözlerime doluyor, sıkışıyor.
Açıyorum kapılarını kirpiklerimin,
çıldırmışcasına akıyor, akıyor. 
Ruhum tükendi artık, 
Kendimi kontrol edemiyorum
Ben bunları yazarken 
Beni delirtmeye çalışır gibi sanki
Rüzgar aynı kelimeyi 
Bir bulanık çığlık şeklinde
Bağırıyor kulaklarıma
Beynime, zihnime..

Gitmek istiyorum artık
Gitmek; 
Kendimin olmadığı bir yere
Benden çok uzağa. .

Gel kon parmağıma
Ve sonra seninle birlikte uçayım o uzağa
Gel uğur böceğim
Gel.

Kana bulanmış bedenin
Ruhun kıpkırmızı
Ne düşünüyorsun bilmiyorum
Bana bu şiiri lütfettin
Teşekkürler uğur böceği...

...
                                                                                 
Kaybettim..

Akıyor
Yavaş yavaş damlıyor
Bedenime ve ruhuma
Hem de tüm gücüyle
Şu
Zehir denilen şey.

Benim ’inan’ larım yok
Benim ’ben’ lerim yok
Acı çekmek ve biriktirmek konusunda
Büsbütün kapitalistim
Herkese karşı.
90 yaşında para biriktirmek gibi...

Ahh
Tenim ve ruhum
Acıdan ve yorgunluktan yoruldu
Ama bıkmadı
Nasıl bir tiryakiyim ben?

Peşimi bırak artık
Peşin peşin söylüyorum sana
Ama mümkünü mü var eyy hiçlik?
Bulmuşsun bensiz saf beni

Ben ne yazdım
Neden yazdım
Bazen anlam veremiyorum
Huzursuz
Ve rotasız rüzgarlar gibi
Kaybettim kendimi...

...
                                                                             
Son dakika...

Son dakika;
Büyük depremde yüzlerce ölü ve yaralı var..

Son dakika;
Yine kadın cinayeti yine koca katliamı...

Son dakika;
Savaş mı yaklaşıyor?

Son dakika; 
Yoksulluk artıyor..

Son dakika; 
canına kıydi.

Son dakika; 
Işsizlik tavanda..

Son dakika; 
Kan ve acı...

...........

Anlamından uzaklaştım artık
Anlam denilenin
Ve yakınlaştım bu sayede
Anlamsızlığın bulanık mutluluğuna.

Yıkılan hayallerimi inşa etmeye de
çalışmıyorum artık
Tuzla buzu anladım ben
Ve
O eksik parçayı da istemiyorum ben..

Bilmesinler
Bilmeyeyim
Parçası eksik olan resmin
Bütününü..

Ah ben
Dünyadan bir haber....
Ahh ben
Kendimden bir haber...

Vazgeçtim artık istemiyorum
isteyebileceğim herşeyi
Uzak dursun benden
insanların mutluluk diye nitelendirdiği herşey.

Benim mutluluğumu yazacak insanca bir alfabe yok
Ve anlatacak bir ses, insanca
Çünkü insan miyim ben yada ben neyim
Bilmiyorum ve bilmekte istemiyorum. .

Hem insan da ne?
Canlıda ne?
Bilmiyorum
Neyse ne...

Biri zihnimi alsın benden
Ve yok etsin
Ne düşündüğümü bilmiyorum
Ben.
                                                                                   
Bir bedenin 
Sadece bir bedenin sığabileceği bir yer
Başka bir şey istemem
Bana bana yetecek bir yer verin

Herşeyden uzak
Herkesten uzak
...

Aşk
Acı
Hiçlik
Yoksulluk
Veya buna benzer her hangi bir şey yazmak
istemiyorum artık

Ve uzak dursun benden
O son dakikalar...

...
                                                                                     
Hoşçakal...

Olabilsem köle
Bir kaşa - göze
Kalabilsem hasret
Bir cana- bala..

Hissedebilsem  yeniden
Sevmeyi- sevilmeyi
Kavuşabilsem tekrar
Uykulu mutluluğuma- heyecanıma..

Evrenden Bir adım geride durabilsem
Bir kadında bir canlıda kalabilsem
Çok isterdim keşke
Ah keşke aşık olabilsem..

İnsanlar gibi yaşayabilsem
Yarını düşünebilsem
Sıradan şeyler istesem
Ah keşke - ah keşke..

Ama gerçekten hatırlayamıyorum
Sevmeyi - sevilmeyi
Mesafemiz çok uzak
Bir kadınla aramda bir evren var

Ben özgürlüğe köle olmuşum
Kalamam bir kaşta bir gözde
Duramam hayır yapamam
Yolcuyum ben

En derinden bir uykuda
En uyanık
Ve biraz deli
Biraz sarhoş olan..

Papatyalardan uzağım
Sevmeyeceğim , sevemeyeceğim bir kadını
Hayır inanmıyorum, inanmayacağım mutluluğa
Kanatlarım var artık benim
Kelebek
Gezgin bir kelebeğim ben

Durmamı istemeyin benden
Bir güncük var elimde
Bir an
Rengarekliğim
Kapkara olacak bu gece

zaman size selam
Bana hoşçakal...

...
                                                                           
Kırgın Tanrıça

Hayatımı bir kenara bırakıyorum ..
İçimdeki sesle
Dışımdaki sesin savaşı son buluyor 
Dilsiz düşüncelerim başlıyor konuşmaya.
Sesi sessizlikten oluşan dilsiz
düşüncelerimide susturmaya
çalışıyorum sonra
Ve soyut -gerçeksiz bir sessizlik oluşuyor
Bilindik sessizliklerden başka
Üç Saniye kadar gidiyor bu an ancak
Sonra birden
Hayatım ve ona dair düşüncelerim 
Geliyor aklıma
Hemde telaşla
Hemde koştura koştura
Ve ondan bağımsız
Belkide benim öyle sandığım 
O ayrı düşüncelerimde
Kollarını açmış
Hayatımı karşılıyor koştura koştura gelen
Ne maskaralık ama !
Şölen veya bir düğün salonu gibi
Tıklım tıklım  dolu ve telaşlı 
Bir topluluğa sahne oluyorum
Kalbimde kan pompalanırken
Damarlarımda kan akarken..
Sinir sistemim sarsılıp
Ruhum tökezlerken..

Yeter bu kadar diyerek açarım gözlerimi
Ve bir ışık
Renkler
Başka başka sesler yağar zihnime
Fırtınaya yakalanmışım gibi 
Evet
Deyim yerindeyse 
Yağmurdan kaçarken
Doluya kapılmak gibi..

Yaşanmamış acılarımı hissediyorum 
Biliyorum  kaçış yok
Bir lanet bu
Üzerime kırgın bir Tanrıça’dan
Üflenen...

...
                                                                                             
Istırap

Geliyor 
Geliyor yine
Elinde hançeri ile 
Aydınlığımı karartmaya..
Eyy ayrılık denilen ölüm!
Eyy ömür düşmanı
Ahh ayrılık - ayrılık
Çocukluğumu aldın sen benden 
Çocukları aldın
Tüm çocukları
Her çeşit yavruları !
Ayrılık..
Çekilen ahlar
Sana bir yakarış
Bir çeşit dua
Nefesimizi verdik mutsuz
Ağlarken gelme diye
Eyy ayrılık denilen ölüm
Gencecik kızları 
Gencecik delikanlıları
Sevgisi asla bitmeyen
O kutsal anaları
Değerli babaları
Eşi - dostları
Hepsini öldürdün sen!
Hepsini aldın sen!
Gelme artık gelme
Ölmesin kimse
Bugün kimse ağlamasın çileden
Ah sağır ayrılık
Ah bilinçsiz ayrılık
Senin gözün kan dolu 
Kana can..!

Ruhumun derinliklerinde
Duyumsadığım bu çılgın 
Bu bitik ıstırap
Ayrılığın bir gerçek olduğunun bilinci
Ve bu bilincin üzerime yığdığı ıstırap
Varlığımı derinden zedeliyor
Ölü rüzgarlar esiyor içimde
Bir mezarlıkta doğmak istiyorum...!

...
                                                                                                  
Labirent. . .

Yalnızlık gölgem olmuş benim
Hiçbir şeyden zevk almayan
Hiçbir şeyden mutlu olamayan 
Bir garip deliyim ben.

Bu içimi saran saçmalık duygusu 
Herşeyin boş olduğu düşüncesi
Henüz doğmamış olan mutluluklarımı
Doğmadan öldürdü benim
Ve doğsa bile artık 
Ölü doğacak..

Yıllardır kaçıyorum insanlardan 
İçi şüphe dolu
Kuşkulu 
Bir tane bile bir "kesin" i olmayan
Sıkkın biriyim ben.

Eski şarkılar...
Uzaklıklar..
Gökyüzü
Ve bilgiye ve yazmaya
Asla inanmadan - ama severek
Yada daha az sıkılarak
Koca bir boşlukta zaman ayıran
Küçük biyolojik bir türüm ben..

Hangi üst akılın
Akılsız oyunu bu?
Bilmecelerle dolu bir gazetedeki bulmacayı
çözmeye çalışan
Ve artık ondanda sıkılan
Ve çırılçıplak inançsız 
Ruhtan aşağı sarhoş
Kederden  sırılsıklam
Ve çoktan teslim olmuş
Biriyim ben
Kaçmak nedir bilmeyen...

Bu dünya tımarhanelerle 
Ve kaçıklarla dolu !
Bu dünya hapishanelerle 
Sapık canilerle dolu!
Bu dünya mezarlıklarla
Ve acıyla dolu !
Niçin sevecekmişim ki bu dünyayı?

Tecevüz ...
Ezilen ve sömürülen tüm sınıflar
Yoksulluk
Aldatmaca !!
Sayayım mı daha?
Hangi üst aklın
Eseri bu?

Ah küçük kız
Uzak dur benden ne olursun
Nelerle doluyum görüyorsun 
Sevemem ben seni
Tatlı ve hoş sözler söyleyemem sana
Elinden tutamam da
Yıkılmak üzere olan birisiyle
Yuva kurma isteği bu...
                                                                                         

Ki artık temelden çöküyorum
Ruhum bir çok acının tadını biliyor 
Zihnim ise kusmak üzere 
Anlıyor musun?

Sanırım uykum var
Gözlerim bir çakma sosyalist edasıyla
Kapital emperyallere yenilmek üzere
Uyku - uyanık uyku
Daha ağır basıyor 
Ve evet emperyalizm kazanıyor
Uyuya kalıyorum
Son noktalarımı da yerine yatırırken...

Bu soğuk rüzgar
Bulunduğum bu garip yer
Etrafımda hissettiğim canlı cansız şeyler
Ve ağlayacak kadar
Hatta çıldıracak kadar bir kayboluş
Bir korku
Gerçekten korkunç 
Kuşatıyorlar etrafımı
Hiç bir cehennemde görülmedik bir ateş
Sarıyor sarmalıyor zihnimi

Kaçmaya başlıyorum 
Koşmaya
Uzaklaştıkça yaklaşıyorum
Soluk soluğa uyanıyorum sonra
Enteresan bir trajedi daha başlıyor
Uykuda - uyandığını hisseden
Ama aslında benzersiz bir uykuda uyuyan
Trajikomik bir efsanenin
Başrolünde oynayan 
Bir delikanlıya dönüşüyorum

Labirent
Labirent bu
İnsanı zehirleyen ve çıkışsız
Belkide ben labirentte yolunu arayan biri değilde
Bizzat o zehirli labirentin ta kendisiyim !

...
                                                                                                                       
Derinlere..

Bedenim köledir dünyaya
Ama ruhum benzersiz bir düş otobüsünde 
Bir uçakta-bir gemide- bir trende
Haylden olan
Gerçek bir kaptandır o
Bir makinisttir
Bir plottur o
Ve amansız bir şöfördür..

Ellerim ve ayaklarım köleliğini işlerken
Ruhum gamsız bir gezendir heryeri
Doğudan batıya
Atlantik kıyısından
atlas okyanusunda
Hint okyanusuna
Güney okyanusundan
Arktik okyanusuna
Tarihin ölü olarak yattığı 
O sessiz topraklara
Ve ötelerinde ötelerine
Sınırlılığın sınırından 
Sınırsızlığın sonsuzluğuna...

Güneşin bir zamanlar tanrılığından
Ayın tanrılığından
Eski yunan tanrılarından
Mısır tanrılarından
Sümer tanrılarına kadar
Daha da öteye
Sapienslerden
Erectustalara
Neandertallere
En ilkel çağlara
Ve içi su dolu o asteroitin 
Cansız ışıksız ölü bir kum olan 
Dünyamıza çarpıp
Yaşamı başlatıncaya 
Kadar ötelere
Gidedurur ruhum
Ellerim ve ayaklarım çalışadururken esirlikte...

Binlerce kelimeler ve cümleler
Antropolojiden
Ruh bilimine
Tarihten psikolojiye
Felsefeden sosyolojiye
Ekonomiden bir çok bilime dair
Yazılan o binlerce kelimeleri ve cümleleri düşünür
Oralarda gezer bu ruh
Halbuki bedenim
Tek bir yerde
Gezegen görmeyen 
Çalışır durur bu bedenim
-o bir modern köle-

Ama ruh
Yani aslında zihin gücüm
Tüm becerisiyle
Tüm gücüyle
Kölelikte durmak istemiyor ve
Gidiyor 
Gidiyor derinlere...                                                                                      

...

Dert dolusu uykular

Birileri aşık olur birilerine
Birileri şarkılar söyler sonsuzluğa 
Birileri çalışır sürekli
Bugün olmayan yarınlar için
Ay kapkara bir gecede donmuş
Yıldızlar paramparça savrulmuş
Kara yazı, çirkef felek
Yağmura karışmış 
Çile olarak yağmış
İnsan rahmet sanılana kavuşmuş
Her köşe başında bir dertli insan
Hayal denilen soyut özgürlüğe soyunmuş
Üzerime çiseleyen dert
Doluya dönüşmüş
Ve ben kaçışsız bir arazide
Aklını yitiren bir deli gibi
Ne yapacağını bilmeden
Ve tamda bir deli gibi bunu
Normal karşılayarak
Açmışım kollarımı dert dolusuna
Ruhum ezik 
Zihnim sırılsıklam
Ve gözlerim kapalı ;
İşte sonuç...

Eskilerden söz etsene bana
Hani şu modern eskilerden
Özlenen eskilerden
Çakalların bu kadar türemediği
Çıkarsız eskilerden..
Samimiyetten bir masal daha okusana bana
Ne olursun
Bak işim gücüm yok
Bağrına yaslamışım zihnimi
Ateşin bu ılık çıtırtısında
Hiçbir tanrıdan istemedim ben bunu 
İşte o kadar özelsin sen
Bana bu çılgın zamandan uzaklaşma şansı ver
Bir masal daha anlat
Başlığıyla bir olsun şiir
Samimice
Samimiyeti anlat...

...
                                                                                                               
Bilmem ki..

Yapılan onca hesaplar
Yaşanan ve düşlenen anlar
Hergün yenilen ve hergün içilen
Hergün kusulan hayatlar
Ağaç sesleri
Kule vinçler
Bulutlar
İnsanlar
Yorgunluk 
Güneş
İş

Aşk
Gözyaşları 
Tebessümler
Kırgınlık
Kızgınlık
Mutluluk
Sahte huzur
Kitaplar ve şarkılar
Gece ve ay
Karanlıkta parlayan
Yıldızlar...
Ah bitmeyen sesler
Birşeylerin sesleri
Gölgeler
Elementler
Dinler
İbadetler
İnançlar
...

Karamsarlar
Umutsuzlar 
İnançsızlar
Nihilistler
Binlerce teoriler
Düşünceler
....

Herşeyden uzağım zihnimin bir kenarında 
Her kavramdan
Her sesten
Her görüntüden 
Üşümüyorum orada
Isınmıyorum da
Orada ne mutluyum ne üzgün
Ne açım nede tok
Şarkı yok
Kitap yok
Bilgi yok
Bir bebekte değilim
Bir cesette 
Ve herşeyin arasındaki o şeyde !
Huzur yok orada
Huzursuzluk yok
Anlam yok
Yok bile yok
Orada evet orada
Ama orayı tam olarak nasıl ifade edebilirim ki size?
Zihnimin o mevsimsiz
Evrensiz dünyasını?
  
                                                                                   

Oradayım işte
Birşeylerin sürekli olduğu yerde gördüğüm düşleri
Not alıyorum şuan bu şiirle
Birşeylerin ne olduğu nede olmadığı
Bu yersiz yere..

Peki niye?
Bilmem ki...

...
                                                                                                                                                              
Alfabe..

Bu akşam vakti 
Aşıklarla , insanlarla dolu
Ve gül yüzlü çocukların koşuşturduğu
Bayraklı sahilinde birden bire 
Buldum kendimi..

Kulak misafiri oldum arkamda
Coşkuyla tartışan bir grup
Kadın erkeğin sohbetine
İnançlı ama
Harbi sohbetlerine..

Kıyıyı kuşatan ışıkların
Denizdeki yansıması
Gecede ki ayın parıltısı
Hoş bir ahenk kattı gözlerimin manzarasına.

Karşıyakada ki o muhteşem kalabalık
O modern uygarlık 
Saat kulesi
Konak 
Foça
Gezdim hepsini
Gezdim hep
Bir başıma
Yapayalnız..

Teleferiğin tepesinde
O eşsiz İzmir manzarasının hazzı
Modernlerin çılgın dansı
Gördüm onları
Bir bir izledim
Bir başıma...

Ama aklım hala bayraklı sahilinde
Sahi ne oldu o gece?
İçime dolan o tatlılıkların
O manzaraların arasından
Zihnime yapışan
O tatsız huzursuzluk da neydi öyle? 

Bütün yakalardan
Bütün bayraklardan
Samimisiz veya harbi inançlardan
Kaçışımın
Ve karabasanların
Artık boş kalmış yakama
Yapıştığının bilincinde olmamın
Derin boşluğunun kokusunu mu sezmiştim
gece?

Bilmiyorum. . .
Çevrem son derece modern
Son derece manzaralı 
Ve güler yüzle samimi yüzlerle
Doluyken
Birden bire içimde beliren
O tarifsiz keder
O dipsiz boşluk 
Ah tanrım ..!                                                                                      

Bulamadım tadımı
Gülemedim bugünde
Artık kiracı değilsin veya misafir
Sahibi olmuşsun fiziğimin ve ruhumun
Baştan aşağı kölenim artık
Eyy acı
Eyy keder..!

Mutlu sözler beklemeyin benden
Ben mutlu sözlerin
Alfabesini çoktan yitirdim...

...
                                                                                            
Gördüm seni...

Gördüm seni
Yaralıydın
Gözlerin vazgeçmişti mutluluktan
Umursamaz ve tahammülsüz o bakışlarını
Gördüm senin...

Gördüm seni
Yorgundun
Herşeyden bir parça yorgunluk vardı üzerinde
Bedenin tüm yorgunlukların kıyafeti gibiydi
Ruhuna bürünmüş..

Ne düşünüyordun?
Tepkisiz ve ruhsuz bir bakış vardı gözlerinde
Gördüm seni
Neydi bu gözlerinde ki
Daha önce hiçbir gözlerde görmediğim o şey?

Ölü bile bir anlam ifade ediyordu
En azından ölümü temsil eden 
Ama gözlerinde gördüğüm o şey
Hiçbir şey bile değildi
Hiçbir şey değildi...

Birşeylere bu kadar hiç kalabilmek...
Anlam ifade etmeden bir şey yapabilmek...
Saçmalık bile olsa 
Saçmalık yapacağını bilerek veya bilmeyerek 
Ama en azından sonunda saçma bir şey yaptığını
Bilmek
Gördüm seni
Sana can katılmamıştı
Yoktu ruhun
Ne tanrılar yapabilir bunu
Ne de evrim
Bilimlerle ve dinlerle açıklanamayacak
Bir şey vardı gözlerinde

Birşey vardı gözlerinde 
Gördüm seni
Sonra üşüdüm
Hala üşüyorum

O şey benim sanatımı
Bilgimi ve hislerimi aşıyor
Mekansız zamansız
Teorilerden uzak
Kavramsız birşeydi bu

Titriyordum 
Halen öyleyim
Neyin var söyle bana
Git de kal de
Bir şey söyle 

Gördüm seni
Gördüm...

...
                                                                                          
İstiyorum. . .

Üzülüyorum ..
Gidebileceğim bir yer ve
Gitmek istediğim bir yer yok diye
Ama mutlu gibiyim 
Gitmek istediğim
Veya gidebileceğim bir yer 
Yok diye. .

Zorluğu yok bende
Açlığın, yokluğun, hiçliğin
Hayallerin gerçek olmaması
Beni üzemiyor

Alakam yok denizlerle
Tanımam ben modernizmi
Uygarlık benim için acılı bir komedi
Yani
Ağlayarak güldüğüm..

Ne mi isterim?
Hiçbir şey. 
Yani
Aslında istemem hiçbir şey. 

Bir bağım yok aşkla
Paylaşımla
Benim dostlarım belli
Keder, hayal, ve hiçlik..

İsmin olmasın, farketmez 
Cismin olmasın , beni ne ilgilendirir?
Olmasın anlamın
Veya dolu ol anlamla
Sadece sessiz ol
Keder orkestrasını
Sonuna kadar dinle 
Ve düşün
Derinliğini bilmediğin anlamların..

Canım sıkkın teo
Var olmak istiyorum...

...
                                                                                                            
Susmak...

Ayazın bağrında köşeye çekilmiş
Varla yok arası uyukluyorum
Yokluğu bilmem ama
Varlıkta bir telaş bir telaş..

Sesleri duyuyorum 
Bir gidip bir gelen
Hissediyorum telaşlarını
Canlı türlerinin..

Fısıldaşan çimenlerin sesleri
Koku olarak yayılıp burnuma
Duyuyorum kokusunu 
Ve işitiyorum burnumdan ne konuştuklarını..

Gece birşeyler anlatıyor
Gündüzden öğrendikleri hakkında
Gündüz ise geceyi kıskanıyor 
Romantizm hasreti..

Felek darmadağın ediyor beni
Varlık zihnime bir hüzün mührü gibi damgalanmış 
Hiçbir şeye kelepçelenmişim
Ve güç erimesi olan bir hasta gibiyim..

Konuşsam susmam ben
Sussam , daha çok konuşurum
Kendi içimden 
İçimdeki soyut sesle..

Uyuyamıyorum
Ama uyanamıyorum da
Gülüşen çimenlerin
Bu gece ki söz konusuyum..

Ulaşılmaz oldum bu gece
Kimse yanaşamaz bana
Ne ölenler
Nede yaşayanlar

Başka şekilde anlaşan canlılar
Ve onların altında yatan cesetler
Derinlerindeki uzak tarih
Ve hep yakın olan varoluş 
Keyfim yok
Parmaklarımın uykusu geldi
Ve gözlerim yeni kalkacak

En iyisi susmak...

...

                                                                                                                
Sarmaşık..

İsyanıyım ben pirlerin 
Dostluğuyum ben
Mevlerle şemslerin

Tersiyim ben düzlerin
Kendisiyim ben renklerin
Kokusuyum ben
Güneşin..

Özüne katılan varlığın
Maddesiyim ben tadın
Ve tarihiyim ben
Binlerce yıldır aşkların-aşıkların..

Yoldaşıyım devlerin
Destekçisiyim ben feministlerin
Kölesi oldum kaldım eşitliğin
Duygusuyum ben canın..

Zirveye çıktım hazzın
Dibine vardım anlamının
Taştı birden gözlerimden
O güzelim yağmurların..

Karanlığın tutsağı iken
Evrenin delisi iken
Hiçliğin ağırlığı iken
Kurtuldum artık herşeyden..

Şuan tamamen özgürüm
Özgür bıraktı beni özüm
Özlere güvenmem yinede
Başka an ne olacak ömrüm?
............

Kadehi sıkı tut
Vatanı tutar gibi
Ve kaldır yukarı dik
Bayrağı asar gibi

Dalgalansın saçların
Elde kadeh
Kıpkırmızı yazın
Bayrakta kan

Dün bugünden kaçtı
Bugün yarından
An ana koştu
Andan ana yol yokken

Vur kadehi 
Savaşan iki halkın çarpışması gibi
Dolsun içine iki halkında
Savaşçılarının istekleri hayalleri düşleri..

Kadeh boşalınca
Savaş bitmiş demektir
Ve iki ordunun kanı cesetleri
Sende canlanmış gibidir

                                                                                    

Kim kazanır bu savaşı ?
Kimse !
Ayağa kalkanlar güçlenecek 
Savaşmak için tekrar 

Bir yanlış var ama ortada
İnsanlar birbiri ile değil
Bizzat hayat ile savaşmalıdır
Cahillik ile..

.......

Sımsıkı sarılmıştı gözlerime gözlerin
Sımsıkı sarılmıştı gözlerine gözlerim 
Bin yıl olmuşta
Yeni kavuşmuşcasına..

Herşey kısa bir kelimedir
Anlamının uzunluğunu anlatmaya
mürekkeplerin gücü yok 
Ama anla sen ne demek istediğimi
Ben herşeyi bende buldum

Sen bendeydin
Ülkeler bendeydi
Savaşlar
Yaşamak
Ölmek
Tüm evren
Herşey evet herşey bendeydi
Peki ben neredeydim?...

Ne kadar alakalı olduğunu düşünmedim bile
Yazdım sadece
Bu sarmaşık şiiri
Şuanki ruhumda karmaşıklaşan
Herşeyin
Ruhumu eline geçirerek 
Bir sarmaşık gibi beni ortasında 
Sıkıştıran düşüncelerin
Bu alakasız akışını
Kovayla su serper gibi
Serptim sayfalara...

...
                                                                                                         
Papatyalar. . .

İliklerim çözülüyor
Ruhum boşalıyor
Rahatlıyorum 
Kurtuluyorum kaygılardan
Mutluluktan..

Saatten haberim yok
Yanımda hüzün var
Karşımda- çizginin ilerisinde
ne olduğunu bilmediğim bir deniz..
Ve Gizemli bir sonsuzluk
Ağzında ki düşünce sigarasını tüttürüyor..

Bunların hepsi içimde oluyor
Ve içimdeki kayalıklara
Hiçliğe ağıt yakar gibi
Dalgalar vuruyor
Ve çarpış sesleri çok acıklı
Göz doldurucu
Can yakıcı..

Çok şey yaşadım 
Ruhumda ölçüm birimlerini aşan
Bir ağırlık-
Damarlarımda dolaşan hüzün sistemim
Kankırmızıdan daha acı
Daha kara..

Ama boşver bunları
Neden buradasın sen 
Ondan haber ver
Neden buradayım ben?
Kim bilebilir ki bunu ..?

Bir anda değil 
Yavaş yavaş hissede hissede
Eklemlerimin kalbine sızan bu boşunalık
Bu zehir yaş
Beni 
Herkesten uzağa getiriyor 
Sessiz çığlıklar atmam için
Kara yazımın
Güzel doğada bir başına
Onu seyrederek
Ve asla onun misafiri veya sahibi olamayacağımı
Gözlerimin önüne serip
Göstere göstere 
Yanımda olduğu halde
Kavuşamamak adına
Ve aramızdaki
Aslında herşeyin arasındaki
O bilinmez gizemin buğusunda
Düşüncelere ve düşlere dalmam için...

Bunları da boşver. .

Çok şey mi istiyorum ?
Evet. Evet çok şey istiyorum. 
Çok zaman istiyorum aslında 
Fazla vakti olsun iyiliğin ve yaşamın
Benim ve sevdiklerimin
Sizlerin ve sevdiklerinizin yanında
Ama kılıçla ayı yarmak kadar saçmalık bu

                                                                                     

Biliyorum..
Çünkü olmayacak
Çünkü imkansız. .

Kuşlar göç ediyor içimden
Kendimin yarısı bile gidiyor kendinden
Yapayalnız kalıyorum
Yarım yamalak..
Diğer yarım ise
Çökmüş toprağa dizlerinin üzerine 
Bir ağıt haykırıyor boşluğa
Kalan tek gözüyle göğe bakarak

Hayır bu yanlış
Bu ayıp
Kalk ayağa 
Kalk!
Acılarını doğa duymak zorunda değil senin !

Düşürme göz yaşlarını sakın,
Ölebilir papatyalar…

...
                                                                                                                
Yorgunluk..

Dün gece ölmüştüm
Ölünce rüya görmüştüm
Kirpiklerim kapanırken
Hiçliğe uyanmıştım.
Doğmadan öncesi zihnimde gece
Ama büsbütün bir gece 
Yani gezegensiz - maddesiz
Işıksız.
Kapkaranlıkta yoktu tasam
Tanrı ne imiş
Dert ne imiş
Hırpalanmak ne imiş
Bilmezken
Bir çığlıkla 
Bu aşağılık dünyaya
Merhaba dedim
Uyudum gece
Burada uyandım
Okudum
Aklım çalıştı
Şaştım 
Öğrendiklerime değil sadece
Öğrenebiliyor olmama ve aklıma
Küfür ettim efendice 
İçtim..
Hayır bu 7 saniyeyi geçti
Yaşamak rüya değil !
Yaşamak intihardır 
Karanlıkta kendini öldürmek
Hawking değilim 
Zaten olsamda
Açıklayamam bu fizik ötesini
Ben neyim? 
Saat 00.00
Aklım sıfır
Basbayağı çuvalladım
Uzatmayacağım
Yorgunluk
Evet 
Hissettiğim sadece bu...

...
                                                                                                                
Yeter.

Uzun zamandır uyumuyorum.
Bir kaç yıl kadar
Ve tanışalı ve samimi olalı 
Varlık ve hiçlik ile..

Ruhum bitkin artık
Yaşadığını unutan biri gibi
Ve hislerimde
Kısık ve derinler derini bir yorgunluk..

Öksürüklerle uyandığım uykusuzluklarım
Beni savunmasızca attı bir acıya, 
Hüzün denilen hakiki illet
Ciğerimi kanattı adeta..

Tattım..
Aşkı ve yalnızlığı.
Battımm..
Dibine ve derinine onların.

Türküler ve şarkılar 
Sevgi ve pişmanlık
Uzağım hanımefendi 
İlgilenemem artık..

Hayır 
İstemiyorum 
Yaşadığım acı 
Yüz yılları aşar 
Ama ben bir an yaşıyorum 

zaman gerek yok 
Susmaya
Ve olması gereken 
Konuşmamak ses ile,
Bu saatten sonra 
Bakışlar yeter
Anlaşılmaya ..

Ve 
Cevapsızdır bazı sorular...

...
                                                                                                            
Bulutlar gibi...

Ruhumda yanan ateş
Söndü çoktan
İntiharın basamakları
Ayaklarımın altında..

Çok kısa sürdü diyemem
Hiç sürmedi çünkü
Şu mutluluğum sandığım
Benim olmayan şey

Meğer hayat alay edecek birisini arıyormuş,
Talihsizliğim
Hayatın talihiymiş
Aldatmak ve acı çektirmek için
Kullandığı bir kukla !

Bulutları izliyorum 
Durmadan göç eden bulutları
Ve insanlar geliyor aklıma
Durmadan göç eden
Yerine yenisi gelen
Ve durmadan göçen..

Bize hüzün yağar dostum bundan sonra
Binbir türlü ismi olan
Ve hissi

Ilık bir rüzgar essede
Gitsek artık
Bulutlar gibi...

....

                                                                                                         
Uzak..

Karşımda koskoca bir alfabe
Bunlardan türetilebilinecek milyonlarca cümle
Düşünceyi yazı ile aktarabilme ,
Zihinden zihine bir köprü
Binlerce yıl geriden
Binlerce yıl geleceğe uzanan uzun bir köprü
Ama notasını bulamıyorum
kendime uzanan harflerin
Değil köprü
Değil binlerce yıl uzanan köprü
Bir milim bile yaklaştıramıyor bana beni
Hani o asırları aşan köprünün
O alfabenin
En küçük çocuğu olan
Harf denilen şey..!

Belki de kelimelerle köprü olarak değil de
Yani buluşmak kavuşmak için değil de
Hep gitmek için kullanmıştım harflerimi
Uyuya kalıp 
Bir köşede gözlerimi ovuştururken bulunca kendimi
Geri dönüş yolunu unutmuştum çoktan..
Çok uzaktım artık
Çok uzak...

...
                                                                                                    
Kutsal Acı….

Süslü kelimelere gerek yok artık
Çünkü acım çok net
Süslü kelimeler sadece süssüz acılarıma
Çirkin bir kıyafet olur..

Ahh şuramda
Tam şuramda
Bağrıma çöken hüzünden tonaj
Ruhumu darmaduman eden..

Sıkıcı bir düş ama bu
Yorucu ve tiksindirici
Gök gürlüyor yarılacak sanki
Gözleri ağlamaktan çatlayan ben gibi..

Ama umrumda değil artık
istemiyorum da huzur, güneş
Tüm manzaraları yakıyorum içimde
Külünü saçıyorum hiçliğe..

Eyy benim kutsal yaram
Eyy benim değerli acım !

...

                                                                                                 
Ruhum..

Bir yerdeyim.
Birilerinin bir zamanlar bulduğu
İsimlendirdiği zaman kavramı adındaki şeyin
21.20 sindeyim
Saat olarak.
Bedenimi çürüten sigaramı tutuyor sol elim
Sağ elim ise 
Zihnimin aktardığı düşünceleri 
Görevini yapar gibi
Yazıyor bu elektronik sayfaya 
Yukarıda ay denilen bir şey var
Ötelerinde
Mantığı ve düşünceleri aşan bir sınırsızlık
Ruhumda kaybolmayı alışkınlık
edinen sefil bir çocuk
Tahta parçaları
Betonlar
Bütün ’izm’ lerden uzağım
Eğer yakın olsaydım
Sadece çileizm olurdu sanırım şuan yanımda
Boşversene ..
Mahvolmak oldum hep ben
Kahrolmak oldum hep
Mutluolmak yoktu yazgımda
Çalan şarkı dumandan
Kaan tangöze güzel söylüyor 
Allı turnamı.
Şarkıdada dediği gibi;

"Ah gülüm gülüm 
Yar gülüm gülüm 
Kırıldı kolum kolum
Tutmuyor elim.."

Ama benim ruhum tutmuyor
Ah ruhum ruhum...

...
                                                                                                                  
Varolana yokluktan selamlar...

Kısık ve derinden araştıran gözlerim
Çözümlemeye çalışırken gördüğünü 
Dalıp gitmişti zihnim
Görmemişti günün söndüğünü

Bir ilahi gibi çalıyor içimde sesin
Kutsal bir ayin gibi
Ve bütün hücrelerim
Sana secde etmekte 

Aklı ve hissi bir köşeye atmış
Ne yaptığını bilmiyor gibi
Ve gözlerden akan inanç yaşları ile
Tamamen saf bir kutsallıkla tapınıyorum sana 

Senin bir cennetin yok ödül olarak
Senin bir cehennemin yok ceza olarak 
Senin bir varlığın ve bir de yokluğun var
Biri cennet biri cehennem olarak

Tapınıyorum sana
Tapınıyorum
Aklımı kaybetmiş gibi
Varlığımı kahretmiş
Ve yokluğumu unutmuş gibi

Ama 
Birşey var
Beni olasılığımla çarpan
Ve o ibadetin başından kaldıran
Ve beynimi bilinenlerden öte döndüren
Zil zurna sarhoş eden

Bir şey var sevgilim 
Bir şey var
Yokluğun,
Yani varolmamışlığın ,
Ve benim aslında hiç doğmamışlığım

Yıllar yıllar sonra
Eğer bu yazdıklarımı biri okuyorsa
Yani sen
Eğer eline ulaşmışsa bu dizeler
Yok olan birisinin
Varolmamış birisine yazdığı bu dizeleri
okuyorsan şimdi
Kimsin bilmiyorum ama
Sana selamlar olsun yokluktan
Bu yazılar
Yokluktan sana ulaşan sesimdir benim

Kalk şimdi 
Yak bir sigara
Ve hoşçakal 
Kavuşana kadar yoklukta...

...
                                                                                                                  
Gitme vakti..

24.07.2018
Saat 20:30
Sigara içiyorum
Tek ayağımı duvara yaslayıp
Kulaklarıma takılı kulaklıkta
Grup yorumdan
Sıyrılıp gelen şarkısı çalıyor.
Türkiye cumhuriyetindeyim
İstanbul da.
Uzun bir istinat duvarı hemen arkamda.
Hiç tadım yok..
Bugün yağmur yağdı
Susuzluğunu giderdi toprak ve canlılar
Gökyüzü açıldı
Bulutlar olay bitmiş gibi dağılıyorlar
Mavi gökyüzü soyunmaya başladı
Yavaş yavaş soyunuyor 
Çıkarıyor üzerindeki bulut kıyafetini
Anadan üryan çıplaklaşıyor
Ama o çıplaklığı pek sevmez
Az sonra yıldızlı gece kıyafetini giyecek çünkü
Birde güneşli gündüz kıyafeti var tabi
Bütün bunların benimle bir ilgisi yok
Olanlar için yazdım sadece.
Benimle ilgili olan hiçbir şey yok,
ben bile benimle ilgili değilim

İçimdeki tarihe dönüyorum 
06.10.1997
Ekim ayı
Bir gece kondu
Tokat’ın zile ilçesinde.
Bir bebek 
Çığırtkan bir bebek doğdu
İsmi gencay oldu
Benmişim o
Öyle dediler bana.
İçimde ki o bebek
Varolduğu gün hissetmişti sanırım
Bu dünyanın aşağılık bir yer olduğunu
Ve doğduğu vakit
Ölmek istercesine çığırmıştı
Mosmor olmuş çıldırmıştı.
Ama insan oğlu susturmuştu onu
Karnını doyurmuştu. 
Masallar anlatıp
Heep uyutmuştu..!

Uyandım artık
Ve aradan 21 yıl geçti
çocuk şimdi büyüdü
Öğrendi masallara inanmaması gerektiğini
Kim olduğunu bilmiyor gerçi
Ama olsun
Bunada her neyse ..

                                                                                 
Bu istinat duvarına yaslanmış 
Ne yapıyorum ben?
Hayatın tuhaf olduğunu
Ve anı yaşamam gerektiğini 
Bilmem gerekiyormuş
Toplum baskısı
O bu şu ne der kaygısı
Bunları atmam gerekiyormuş
Biraz önce bir yerde okumuştum
Güldürdü beni doğrusu
Olsa atardım çünkü
Ama sadece onlar değil
Hayatım ve anlarımda dahil buna
Benim hayatım yok
Anlarım yok
Yaşamıyorum ben
Hayır..

Her neyselere iyi alıştım ben
Her neyse 
Gitme vakti...

...
                                                                                      
Dönme vakti...

Esen rüzgar dile geliyor
Yaprakların kıkırdamasında
Yerdeyim diyor 
Döküldüm artık
Uçup gideceğim
Un ufak olacağım
İletişime geçiyor benimle
Direnmekten halsiz kalmış göz kapaklarım
O kapakların altından akan uykusuzluk
Ve göz bebeklerimin sevimsiz
Kuşkulu bakışları
Gecenin bu yarısı 
Saat 03.00 ken
Rüzgarı ve yaprakları izliyor
Neden?
Neden kabul etmiyorum geleceği
Neden inanmıyorum huzura
Gerçek gerçekten gerçek mi sorusu
Tüm gizemi ve ağırlığı ile
Kuşatıyor etrafımı
Dünyayı bir kaç kez ddolaşabilecek olan
Damarlarım
Birbirine dolaşıyor bir anda
Bir sigara yakıyorum
Ve sadece ona odaklanıp
Uzaklaşıyorum bu düşüncelerden
Karşımda ki zifiri geceyi farkediyorum birden
İlk defa görür gibi bir şaşkınlıkla
Meğer ne kadarda ötedeymişim
Koskoca geceyi farkedememişim..

Yak sinemi ateşlere - sedat anar
Sevdim bu şarkıyı 
Taaa nerelere gitmişim dinlerken 
Baksana...
Her neyse 
Dönme vakti...

...
                                                                                  
Düşleri...

Pencere kenarında yol gözleyen
Kadındım ben
Şarap kadehinde onu düşleyen
Erkekdim ben
Gelmedi yolu gözlenen
Gerçekleşmedi o sürekli düşlenen
Sonra kadın olmaktanda
Erkek olmaktanda vazgeçtim ben.
Ne oyum artık
Ne de bu.

Bedenimin evi - topraktır 
benim
Ruhumun vatanı kainattır
Ve düşüncemin aklı
Ki akıldaki düşünceleriminde bir aklı vardır
Histir benim
Kanıt istemeyen..

Ey kuş
Ey rüzgarın yavrusu
Biricik annenle
Baban olan gökyüzünde
Nereye gidersin böyle? 

Ey sarhoş
Didiklemeyi bırak aklını
Akılkakan mısın sen?
Delik deşik ediyorsun kendini
Ağaç kakan gibi
Ama ağacı değil
Aklını kakıyorsun
Ve ordan yuva olmaz sana. 

Boyun eğiyorum yazgıma
Teslim oluyorum herşeyimle
Tepe tepe kullansın diye
Çünkü o tepelerde ağaçlar var 
Ruhla görünen iyilik var

Ve up uzuuun bir zaman
Ömür kısa
Uzatalım düşleri...

...
                                                                                             
Sussun...

Geçer herşey 
Geçer ;
Yavaş yavaş 
Akıp giden bir nehir gibi.
Biter
Biter oyun
Çekilir perdesi
Bitince son sahnesi.
Şu gece yarısı 
Bilmem hangi dağda
Bilmem hangi okyanusta
Hangi yerde
Hangi gökte
Varolan 
Varolan bilmem hangi varlık
Bilsin isterim
Geçer 
Geçecek herşey 
Bizle beraber
Hep beraber..

Esişini unutmayacağım rüzgarın
Asla unutmayacağım mevsimleri
Doğanın bütün canlılara sunduğu herşeyi
Ve dünyanın içinde olup bitenleri
Unutmayacağım
Evren beni unuturken
Ben unutmayacaklarımla unutulmuş olacağım
Bende yaşayacak sadece
Benle beraber
Ölüler ama hiçlikte yaşayanlar olarak..

Şarkılar
Kitaplar
Şiirler 
Ve onu üreten insan bilinci
Yorumlayan ve çözümlemeye çalışan
hayvan türü insan bilinci 
Herşey - herşeeey
Ruhuma nakış nakış aralıksız işlenmiş 
Ruhum bunlarla büyüyüp şekillenmiş
Ve çürüyen benimden geriye
Olmadığım zamanlardaki o şey canlanınca yeniden
Yeniden olmayan biri olunca ben
Dopdolu olacağım bomboş yerde
Anılarım olacak bütün bunlar
Anılarım ve bu korkunç kayıplıkta
Kayboldukça keyif aldığım
Sıkılmadığım
Bana huzur veren ve özlem duyuran 
bir şeyler olarak
Dünyadan - varoluştan miras kalacak..

Ama ötesini bilmiyorum
Belki bunların hiç birisi olmayacak
Belkide hiçbir şey olmayacak..
Düşlerimi ve düşündüklerimi
hakikat yerine koyamam
Onunla burada oyalanırım ancak
Kim biliyor ki ölümden sonrasını?

Ah eski çağların huzurlu kabileleri..
Derdi sadece doğayla ve yaşamla olanlar..
Öteleri düşünmeyenler

                                                                                    51

Ne dinin nede bilimin olmadığı
Ne umudun nede umutsuzluğun olmadığı
Ne olduğunu düşünmediği
Sadece yaşamak
Yaşamak
Bütün tasası bu olan
Ahh kabileler 
Ah avcı toplayıcılar
Keşke sizinle yaşayıp yok olsaydım
Keşke sadece diğer canlılardan nasıl korunurum
Onları nasıl avlarım kaygısında olsaydım..
Kendine gel
Ve durdur keşkelerini
Elimizde olmayan yazgıya
Keşkeler savurmak boşuna..

Herşey yok olacak
Olsun.
Geçecek herşey
Geçsin.
Susacak herşey
Sussun...

...
                                                                                        
Bomboş...

Uçup gittin ...
Rengarenk bir kelebek olarak;
Bir düş gibiydin
Bir düş’tün
Bir daha yaşanamadın
Bir daha yaşamadın
Gittin sen..

Bir daha gelmedin düşlerime
Düş’tüğüm bu denize
Ve sonra 
Üşüttüm ben
İşitirken sesini rüzgarda..

Şimdi çıldırtan sesini dinliyorum zamanın
Akıp giderken ruhumdan.
İçim bomboş ...

...
                                                                                                               
Neden...

Öyle yitirmişim ki
Öyle kaybetmişim ki kendimi..
Canım hiçbir şey istemiyor. 
Hiçbirşey. ..
Öyle bir boşluğun içindeyim ki
Öyle anlamsız geliyor ki 
Herşey olduğu gibi
Bütünüyle üstüme geliyor
Ve kaçacak yerim hiç yok..
Bir tek entelektüel sohbetler
Hafifletiyor bu bilinç ağırlığımı
Sohbet bittiğinde ise 
Daha büyük bir ağırlık çöküyor üzerime..
Eskisi gibi miyim
Değil miyim bilmiyorum 
Eskisi ne
Şimdisi ne
Bilmiyorum. .

Varoluş çınlıyor kulaklarımda
Ama gözlerim hiçliği seriyor zihnime
Duyularım karmakarışık 
Duygularım bir acayip..
Çözümün yanında olamıyoruz 
Bu sorun çözümsüz..
Kıymetsiz birşey gibi herşey
Herşey derin bir değersizlik içeriyor
Saygıdan sevgiden miğdem bulanıyor
İğrenç bir bataklığa batıyorum..

Neden bu kadar yok oldum ki ben?

...
                                                                                                                 

Kıyamadığım...

Çok ince bir farkla tutunduğunu sanmak..
Ve delilikten yada akıldan sıyrıldığını sanmak..
Aslında her seçimin aynı yere çıktığı apaçıkken
Ortada donuk inancınla kalmak..

Esiyorsun içimde
Ve küle dönmek üzere olan aşkım alevleniyor
Parlıyor birden bire 
Tutuşturuyorsun beni- yanıyorum..

Aç sanat oynamaz.
Yemeği acıdır onun.
Acı varsa vardır sanat 
Hüzün varsa yaşar o..

Can çekişen bu dizeler
Acım sayesinde diriliyor 
Sen sayesinde yaşıyorum
Sensizliktir sebebi hala varoluşumun..

Delisin sen veya duygusuz
Bir taş gibisin - hep aynı yerde duran
Ve hissettiğim
O derin ağırlığını..

Ama bu hayat denizinde
Beni dibe çekip batıran bir taşsın
Ve kötü olarak adlandırılabilinir olan bu durumun
Bana boğulmayı sevdirdi..

Ah olmayan sevgilim benim
İsmini cismini hiç bilmediğim
Sensin beni bilgi denizine
Bir taş gibi atıp - batıran..

Sevişmek veya sarmaş dolaş olmak
Konuşmak ve kıskanmak
Sexs veya anlaşılmak
Senden bir isteğim yok benim bunlar gibi
Sadece bakmak isterdim
Sadece bakmak
Gözlerindeki o derin sonsuzluğa
Ve dalıp gitmek isterdim
Dokunmadan sana..

Donsun isterim birbirine bakan gözlerimiz 
Donsun öyle
Ahhh kıyamadığım
Sen hiç varolmadın ki...

...
                                                                                                                  
Olmayışıdır..

Herşeyi biliyor 
Herşeyi en güzelce ve sonsuzca tadıyor 
Olsaydık bile
Bu içimizdeki birazı dinmiş can sıkıntısı yağmurlarına
- şiddet katmaktan başka ne işe yarardı ki ?
Ancak inanmak ve kabul edebilmek bu yağmuru
- sıkıntı yerine güzel bir manzaraya çevirmez miydi?
Sahip olmak,
gerçekten sahip olmak sunmaz mıydı bize huzuru?
Ve şimdi bütün bunların 
Belkide hiç doğmamış bir varlık tarafından
yazılmış olması,
Ruhu derinden sarsan bir çöküntüden
başka bize ne sunabilir?
Herşeyin bu boşunalığının
çırılçıplak bir resmini önümüze
sunmuyor da ne yapıyor? 
Belkide tek hakikat- bir hakikatin olmayışıdır...

...
                                                                                                                  
Gibi..

Alkol içmediğim zaman başım dönüyor.  
Kavramsızlığın ağırlığıdır bu içimdeki.
Nereye gitsem
Kimle konuşsam
Ne görsem
Ne duysam
Heep acıı.
Yaşamın ötesinde ve yaşama sığmayan
bir bilincin yazgısıdır bu.
Çünkü gerçek, acıdır.
Öte bilinç ise hakikati, acıyı görür bir tek.
Umursamaz bulutlar kahkaha atar gibi gidiyor oysa,
Tam da ağlanacak vakitken.
Kabuk bağlayınca yaramız, ölüyüz demektir.
Acı çekiyorsak hala
Gayet açıktır, yaşıyorduruz biz.
Bu umarsamaz ve önemsizleştiren
yoğun acılar dünyasından payımızı aldık biz..
Ne midir o? Hiçlik.
Artık şarkılar, resimler, kitaplar ve
özetle sanat ve anlam , uzaklaşsın bizden,
Yada benden, çünkü dersi dinledim ve anladım ben.  
Aldım dersimi, aldım ruhumun ölçüsünü,
ne kadarda aciziz.
Birbirimizden başka etkilenip etkileyeceğimiz
hiçbir şey yok. 
Bir şeye bırakmalı şimdi kendini,
Rüzgar gibi, 
Su gibi,
Zaman gibi. .

"Bugün ölen çocukluk arkadaşım-ışıklar içinde uyu,
artık mutlu olabilirsin, çünkü öldün..."

...

                                                                                                                                                                                                            
Yol...

Yazdım
Çok sürmedi
Sildim.
Daha sonra tekrar yazdım
Ondan sonra tekrar sildim. 
Bu böyle yarım saat kadar sürdü
Sonra yazıp yazıp sildiğimi yazdım
Bu hala sürüyor.
Ahh hayatım Dastananın ki gibi geçebilse
Yada Dandini gibi savaşçı olma arzusuyla
yansa tutuşsa
Veyada olmadığım şey gibi olabilsem
İçimdeki özlem 
Hiçbir zaferin olmadığı
Hiçbir kazananın ve kaybedenin 
Herkesin dilediği gibi yaşadığı ve ölmediği
Suçun ve cezanın
Bilinmesi gerekenin ve bilinmemesi gerekenin
Varın veya yokun
Gizemin veya hakikatin
Olmadığı
Basit , tok, mutlu toprakların yolunu bulabilmek
Bir çeşit yolla 
O topraklara varabilmek
Kimsenin ağlamadığı
Kimsenin kaybetmediği
O bayraksız ülkenin
O haritasız dünyanın denizlerine
Yelken açabilmek..

İçimdeki şeyin olmak istediği yer
İşte burası
İçimdeki benlerin kalmak istediği ben
Burası..
Ama düşlerde bile yok oraya giden bir atlı
Bir uçak
Bir yol...

...
                                                                                      
Musunuz..?

Bir masalım ben
Bin bir gece masallarının birinde
Bir krala
Her gece söylenen.
Masal sona erdiğinde
Söyleyende
Dinleyende 
Ölecek.
Küçük tarihimizde
Ben kalacağım bir tek 
Evrim geçirerek
Söylenmeye devam eden.
Sonra bende öleceğim
Tarihte.
Evren öldüğü gün
Yeni doğan bir evrende
Tarih masalı tekrar dirilecek
Başlayacak tekrar açlık
Başlayacak savaş
Akacak gözyaşı
Yanacak yürek
Bitmeyecek bu masal
Her gece tekrar dirilecek
Halbuki bin bir gece masallarının
Binincisi ve son gecesinde
Masalın bitmesiyle beraber 
Herşey bitsin isterdim
Masalla beraber.

Bu yakıcı ve nemli yaz gecesi !
Hiçbir şey vermiyorsun bana sen.
Ey kış kara kış !
Hiçbir şey hissetmiyorum sana ben.

Ey rüzgarın ülkesi !
Esip durmanın şehri !
Sonbahardır onun ismi
Senden bir şey istemiyorum ben..

Açan çiçekleri
Kaplasın yeryüzünü
Sarsın bir sarmaşık gibi
Doğuyu, Batıyı, Kuzeyi-Güneyi
Kuşatın dört bir yanı bucak bucak 
Eyy ilkbahar..
Ama ellerinizi çekin üzerimden
Terkedip gidin zihnimden
Bende size aşk yok artık..!

Anlamıyor musunuz beni
Bininci masalın sonuncu gecenin
The end’in son mevsiminin
Ağır
Yanık
Ümitsiz
Karamsar şarkısını gözlerimdeki 
Duymuyor musunuz?
                                                                                     
Gidin
Tanrı aşkına 
Gidin
Doğa aşkına
Gidin
Sevdiğiniz ne varsa onun aşkına !
Gece Tanrısı son sözünü söyledi
Hiçliğin nakaratını içime nefes eyledi
Bu nasıl feryad-ı figandır
Yoksa duymuyor musunuz?

Şanlı tarihin - şanssız talihini
Dünya denilen cehennemin - iç halini
Evrenin - insanı delirtebilecek derinliğini
Ve herşeyde ki büyük - hiçliği
Görmüyor musunuz?

Şimdi bir ninni
Uyunulacak bir bağır
Herşeyi unutacak bir an
Ne de güzel olurdu
Biliyor musunuz...?

...
                                                                                                         
Benim...

Eriyen buzun yere düşen soğuk damlaları
Bugün yanan yüreğimin içine damlıyor
Ama sönmeyecek içimdeki yangın
Bütün kutup erise bile içimde.

Çözümü çoktan ölmüş bir acıdır bu
Zamanı geri alamamanın
Ve unutamamanın
Yakıcı ıstırabı..

Doğunun çöllerindeki kumlar kadar çok
Ve onlardanda yakıcı
Bu dert çölünde, içimdeki
Kutuptan gelen biri gibiyim buraya..

Ne yapacağını
Nasıl dayanacağını
Neden ve nasıl burada olduğunu
Bilmeyen bir yabancının eti , kemiğiyim ben
Kendi içinde yabancı çöllere sürülen..

Yüzüm kutup kadar soğuk ve donuk 
İçim çöl kadar sıcak 
Kahreden zıtlığın arasında
Ruhum sarhoş..

Gözlerimde ki ufkun ve bakışın
Kendisini sınırlarlayan bir çizgisi yok
O gider hep - durmadan gider
Derinlere - taa derinlere..!

Aşk acısı çekseydim keşke
Açlık çekseydim keşke
Bütün ama bütün acıları çekiyorum ben
Bir acıda kalabilseydim keşke..!

Ipıslak bir omuza ve zihne sahibim
Gelip bana ağlayanların 
Gelip derdini anlatanların
Bir sınırı olsaydı keşke..!

Ama ben ağlayamam hayır
Hayır kimseye ağlayamam
Çünkü onlar ıslanmakla kalmaz
Boğulur, boğulurlar onlar
Bu dert selinde..

İki şaşkınlığım birbirine bakıyor şimdi
Birisi hala nasıl yaşadığıma şaşıyor
Diğeri hala yaşadığımı sandığıma
Ben ise ikisine birden..

Kullandığım uyuşturucum düşlerimdir benim
Etkilendiğim şey-hiçbir şeyden etkilenmeyişim
Heşeye sevgi duymam doğru fakat
Hiçbirşeyle samimi olamadığım -gerçeğimdir benim..
                                                                                                                           

...
                                                                                   
Yutkunamıyorum. .

Cennet dedikleri dünya bir cehennem. .!
Cehennem dedikleri ölüm cennet olmasın sakın?
Küçük çocuklar tecavüze uğrarken - izleyen !
Tanrı dedikleri bu olmasın sakın?

Özgür irade yetişkin akıldadır
Bu sınav dediğiniz illette 
Tecavüz eden kötüdür lakin
Tecavüze uğrayanın ne suçu vardır ?

Direnenin adı çıkmış teröriste
Hakkını arayanın adı ise vatan hayinine
Patronların elinde koca bir liste
Sömürülecek olanların adı halk olmasın sakın?

Öl yiğidim öl - Cennet seni bekler !
Bu kan bu vahşet içimize işler
Kandırdılar seni , huri ile, şarap ile, ölümsüzlük ile
Seni kandırıp ölüme
göderenleri koca servetler bekler..!

İnandınız hepiniz - inanmak istediniz !
Sahteyi - hakikata yeğlediniz !
Onun içindir ya;
Sömürüldünüz, ezildiniz kaybettiniz..!

Kes umudunu göklerden !
Uyan proletarya- uyan halk
Görünmeyene inanmaya kalktın
Hey acaip- görünene bak !

Yüzyıllardır bu böyledir
İşin asıl özü cahilliktir
Bu halen böyle giderse
Görüp göreceğiniz yine caniliktir..

Süs gibi duvarında asılı olan kutsal kitabını
İndir oradan oku bak
Okurken her insanın kadın erkek
Eşit olduğunu unutma sakın..

Köleliğin yasaklanmadığı- doğal olduğu
Kadına şiddetin ve ayrımcılığın olduğu
Hayvana hakaret edildiği
Ayetleri gördüğünde korkma sorgula bak ?

Ve daha nice akla sığmayan emirleri
Anlayınca aklın görünce gözlerin
İnsan uydurması ve halk susturucu
Akıl kısıtlayıcı bu şeyden kurtul artık..

Kurtul , kurtul ki
Birileri doymak bilmezken yavruların açlık çekmesin,
Kurtul , kurtul ki
Sömürenlerin çocukları tangolu kızlarla eğlenirken,
senin evladın VATAN BORCU !
KUTSAL ŞEHİTLİK MERTEBESİ ! altında ölmesin..
Kurtul, kurtul ki
4 kadınla evlenmek helalken- 
sevgili olmak haram kalmasın !
Kurtul ey halkım ;
Aklına kazıdıkları bu bağnazlıktan,
Eşit haklara sahip olunuz
Zengin fakir kalmasın
Canlılara vicdanlı bakılsın
Ölümde yaşamda eşit olsun
                                                                                   

Çocuklarınız fabrikalarda can çekişmesin
Bilim ile aşk ile yaşayın..

Diyordu calvino leonel. 
Ama uykuda olan ben
Kimi - koca halkı mı uyandırcaktım ?
Bu imkansız.
Bu nasıl bir düştür. !
Hepsini bir bardak kahve içerken düşünmem 
Nasıl bir iştir..!
Elena;
Bu şehirde boğuluyorum 
Bir tek senin yanında - kayalıklarda nefes alıyorum 
Hemen gelmeliyim yanına -hemen..
Hayat kursağımda kalıyor
Yutkunamıyorum..

 ...

( 2018 senesinden kalan, Matruşka’mdan
olan tüm şiirlerim...                                                                                                     
Şiiri Değerlendirin
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Matruşka - Tüm Şiirler şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

Matruşka - Tüm Şiirler şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.