2
Yorum
3
Beğeni
4,9
Puan
1255
Okunma

Gözlerimin gecesidir gözlerinin yokluğu,
Ateş böceklerinin nazlı türküleri
ince bir yol içre kalın hasretlerdir sızlatan
Yüreğin bam teli dedikleri en geçmiş zamandan
Ta bu güne var olacak,
Ta saçlarından tutup, meleklere okşatacak
Gündür yokluğun.
Yokluk,
Ah kimi evlerde kuru ekmektir, kupkuru ekmek!
İnanmazda aklım, biraz dışarı çıksa gerek!
Bu zamanda ekmeksiz kalan mı var?
Bu zamanda akşamüstü açlıktan ağlayan mı var?
Var... Dost var, yar var, billah ağlayan da var
Midesine açlığın sızısı girip girip,
Kaderine yanmadan susanda var!
Sonrası...
Ah sonrası yine acıları bölüşen analar!
Yollardayım, gözlerinin yollarında dumanlar.
İki çiçek parmağıma sarılıyor;
Biri yoksanda severime
Diğeri severimde yoksuna kaçıyor.
Hayret ediyor kediler,
Yanyana her gün onlarcası
Gözlerime dahi bakmadan yanımdan gidiyor.
Gidene selam mı verilir, hoş mu kal denir, bilmem ki!
Hiç buna alışan insan var mı ki?
Çayımda Mevlana seması, Mevla der ki:
’A kulum, neden dinlemedin benim sözlerimi
Çok mu ağır geldi, çok mu zor geldi sana dünyanın hikmeti?’
Soranda Mevla mı, yoksa kendi sesine tapınan canım mı?
Canım, ah canım, yanmaktan başka neye müptela?
Derin kuyularda, aydınlık hep gebe karanlığa.
Karnına,
Tam da iki huysuz günün dudaklarını birleştirip
Öptüğü o mahmur saatte,
Terini silen kara sevdaların treninde.
Bilmem ki... Tarihe geçer mi her sevda,
Tarihe sığmayız dersen, emmez mi hasret vuslatları
Vuslatlar bölünmez mi hasretle yana yana?
Şimdi an’a, a’nam diye dersun zenginin şerefi,
Şerefsizden şeref umarak hem nasıl yaşanır ki?
Yaşamak,
Çillerini dahi dökmeden yüzünden,
Ve sebebini dahi bilmeden, severek, çekerek, inleyerek
Kimi geceleri aynı bestenin narıyla sebeplenip
Tuzu olmayan bulgur aşına diz çöküp sevinerek...
Yaşamak, ah yaşamak!
Tuttuğum vardiyaların haddi hesabını karmadan gecelere,
Evimde soba, evimde sıcak oda, odada hayaleti vuslatın
Bir de sımcıcak sarılacak varlığın,
’Varlığına feda olsun derken onlarcası yıllarca’
Sana söylendiğini nereden bilirdim kendi adıma.
Tuttuğum vardiyalarda,
Kömür işçilerinin gaz kokulu elleri
Ellerinde karbon, ellerinde ekmek, su, kitap
Her nefesleri nimet...
Ah o eller ki, benzer mi benim kara kaplı ellerime?
Ellerim kara kaplı coğrafya,
Utanmak için yüzüne bin kere tövbeler ede,
Fakiri doyura!
Sen gözlerimin nuru!
Kimi zaman yanlış anla beni,
Kimi zaman ört yüreğimin üstünü.
Kumlar gelsin, saçları dağılsın çocukların
Hem çarık gece, hem gece sesiyle yanık!
Dinmez acılarda manolya çiçeğine sadık,
Murat suyundan çektiğim göğsünün tam ortası
Bir tarafı fener, öteki yanı ağır yaralı.
Bazı zamanlarda açılırda rüzgarın bağı
Eser de saçların gibi kopacak bir aralık
Dağıldığın sekiz kanatlı kelebek adına,
Kılları mesrur, vahası okyanus oluncaya
Her kuşun ötüşünde Cemil olanın duasıyla,
Sanki seni anlatmak için büyüyor yarının çocukları.
Yar deyu, yar deyu, yar deyu...
5.0
90% (9)
4.0
10% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.