Ezeli Gece Ve Yıldızlar
21 şiiri kayıtlı

Bir Hilda geçti içimden...

Ezeli Gece Ve Yıldızlar
  5,0 / 8 kişi ·13 beğenme · 0 yorum · 228 okunma
Bir Hilda geçti içimden...

Bir Hilda geçti içimden...


Kelebekler gibi geziniyorum
Ne zaman doğdum, ne yapıyorum,
Ne zaman öleceğim, bilmiyorum.
Ama doğar doğmaz çiçeğine koşan kelebekler gibi, gözümü açar açmaz sana şiirler yazıyorum.

Yanağından, dudağından, gözlerinden, alnından,
Kaşından, saçlarından topladığım
Öpücüklerimle, balımı yapıyorum
Seni, yazıyorum Hilda’m.

Belki yarın ölürüm Hilda
Belki de bugün..
Kelebekler ne kadar umursarsa ölümü,
bende o kadar umursuyorum.

Kimsesiz bir çocuk gibi küstüm hayata
İçime saldığın bu acınının tercümesi yok
Her gün öleceğimi hissediyorum
Meğer sen gittiğinde ölmüşüm ben
Yeni yeni farkediyorum
Ama Hilda , şunu bilmeni istiyorum;
Çocukların gönlü çabuk geri kazanılır
Çocuklar kıyamaz gönlünü almak isteyene ve dayanamaz
Gelmen bile yeter, gönlüm zaten sende kaldı
Hilda; seni seviyorum..
Hilda; seni sayıklıyorum…

Ben sana ne yaptım da
Beni böyle yalnız bıraktın?
İnsaf et Hilda ve azda olsa acı bana.
Biricik sevgilindim ben senin,
Ya şimdi ? Şimdi ben neyim Hilda ?
Bu hikayede mutlu mesut insandım,
Şimdi hiçbir şey değilim,
Çünkü ben seninle birşeyim
Sen yoksan, hiçim..

Yanıyorum Hilda
Terli rüyalarımda,
Kâbus üstüne kâbus
Sen yokken her gece uykumda.

Yorgun düşmüş yüreciğim
Beklerken Hilda’sını…

Akıl, aşk karşısında çaresizdir Hilda,
Güçsüzdür, zayıftır ve yitik.
Şiirsiz boş bir kağıttır, anlamsız
İşlevini kaybetmiş
Rüzgârların bir oraya bir buraya
Sürüklediği biçare süprüntü.
Aşk olmadıktan sonra Hilda
Akıl neye yarar?
Sevgi yoksa eğer
Aklın, ne anlamı var ?
Ama aşk varsa da yoktur bir akıl
Biz akla aşk dedik
Sevdiğimizi öyle sevdik
Seni öyle sevdim Hilda
Aklımı aldın sen
Yerine aşkını koydun
Ve çocukça şeyler yazıyorsam sana
Kızma Hilda’m
Çünkü bu sözler akıllıca değil,
Aşkça..
Bu dili yalnız aşıklar anlar,
Anlıyorsun değil mi beni ?
Yoksa unuttun mu dilimizi?

Doğrusunu istersen, tiksiniyorum sensiz aldığım her nefesten.
Ve yokluğun, zavallı kalbime işkence.
Bahçede aç, susuz, yolunu gözlemekten , kurudum, dal gibi kaldım. Gelmeyecek misin?

Birbirini seven iki genç
Elele geçerken yanımdan,
Bahçeme koşup ağlıyorum hemen
Gözyaşlarım çiçeklere dökülüyor
Doğmuşlar solarken
yeni doğanlar, ölü doğuyor.
Bahçe soluyor, otlar kuruyor,
Çiçekler ölüyor,
Ben ? Ben ağlıyorum
Ağlaya ağlaya ölüyorum Hilda.

Seni beklerken, her an;
sanki yüzlerce gün, binlerce yıl.
Kulağımda huzursuz edici bir uğultu
Kuşlar gelmeyeceğini fısıldıyor
Ve sen gelmedikçe, ölesim geliyor.
Oysa ne zamandır seni bekliyorum,
biliyorsun Hilda’m.
Biliyorsun, gelmiyorsun
Ölüyorum günden güne
Solan çiçeklerle, bu bahçede.

Dolanır dururum, bir oraya bir buraya
Çiçekleri koklarım, var mı bir benzeri diye kokunun,
Bütün bahçeyi çektim içime
Ve anladım, senin kokun, çiçekten, bahçeden öte.
Sevginin kokusu var sende.

Hava çok soğuktu, bahçeye çıktım
Üzerime kalın bir şey almadan.
Annem seslendi, üzerine bir şey al , hasta olacaksın hava soğuk.
Halbuki yanıyordum ben Hilda;
içimde mum gibi eriyen, damla damla yüreğimi delen bu aşk, koruyordu beni soğuktan.
Ama iyi bir şey sanma bunu;
Donarak değil, yanarak ölüyorum yalnızca…

Yemektir, içmektir, yaşamaktır annemin, babamın ve kardeşimin derdi,
Ve yarına sağ çıkmak ve diğer güne.
Sonunda da doğru düzgün ölmektir istedikleri, sevdiklerimin.
Hilda’m ;
Ne yemek , ne içmek nede yaşamak istiyorum,
Öpücüklerim dudaklarında olmadıkça.
Kollarım yeter sanmıştım, seni sarmaya,
Yetmedi Hilda; çünkü sen yalnızca bir kadın değilsin, sen evrenimsin benim, gökyüzüm ve denizim.
Bu kollar ne işe yarar, seni saramadıktan sonra ?
Bu dudaklar ne işe yarar, üzerine tam oturan bir kıyafet gibi, sana uygun güzel bir çift söz kuramadıkça ?

Mutsuzluktan ve yolunu gözlemekten, gözlerim bozuldu
Yüzümde , ölmek isteyen bir ifade
Huzursuzluk içeme çöktü
Ve dayanamıyorum artık
Ama şimdi şuradan çıkıp gelme ihtimalin,
İşte o yaşatıyor beni…

Kaç yıl daha yaşar dünya ?
Kaç gün daha izler onlar; güneşi, ayı, yıldızı, geceyi ?
Ölüm ne zaman uğrar onlara ?
İnsanlar ne zaman ölür Hilda’m ?
Nefesi kesilince mi?
Yoksa senin gibisi unutunca mı sevdiğini ?

Bak, rüzgar esiyor ..
İçimde yaşayan çiçekler soldu
İnsanlar öldü
Güneş battı
Ama ay kayboldu
Yıldızlar ise gidiyor
Bulutlarla beraber..
Bende bahçede
Bende karanlıkta
Toprağa seni çiziyorum
Gözyaşlarım bozuyor resmini
İçim dışım, ruhum bedenim
Çamur oluyor ve
Eriyorum damla damla
Resminin yanına.

Adalet mülkün temeli derler Hilda ,
Düzen bozuldu sen gittikten sonra
Şimdi duyduğuma göre ; Mülk, adaletin temeli diyorlar burda.

Gittiğine bir ben bozulmadım
Ülke bozuldu, şehir bozuldu,
İnsan bozuldu, düzen bozuldu
Bunların hepsi sen gidince oldu ..

Gel tamir et bizi yeniden
İnanayım ülkeme, şehrime
İnanayım, insana, düzene
Gel onar bizi Hilda..

Neşeli bir kızdın sen
Ülkemin neşesi, şehrimin ve ruhumun,
Sen gittin ya, bunca mutsuzluk bu yüzden…

Sanki herkes korkuyor bir şeyden,
Sessiz sedasız nefes alıyorlar.
Onlar sıradan insanlar, ve bilmeden doğar, bilmeyerek yaşarlar.

Ekmek, su ve gökyüzü yeter onlara
Bir kaç parça iş, biraz da uyku
Aldırmazlar geçip giden zamana
İşte bütün hayatları bu.

Şu gökyüzü yetmez bana
Yemek içmek neyime benim ?
Uyku nasıl helal olur içimdeki cana
Yoksa yanımda Hilda’m benim ?

Sana yazdığım bu şiirlerin
Ne uyağını, ne kuralını bilirim
Seni ebedi sevmede çok eski
Sensiz kalıp şiir yazmada acemiyim

İnsanlar yaşamaktalar günü
Tadını çıkarıyorlar güneşin
Kar yağınca çok mutlular
Dibini buluyorlar hazzın

Ama senin şu Dokman’ının
Gittin gideli göreni yok
Gülümseyen yüzünü…

(Kim cesaret edebilir böyle bir aşka ?
Kim sevebilir varolmayan kadını ?
Kim şiirler yazar olmayana ?
Kim ağlar isimsiz yokluğa ?
Kim verebilir ömrünü hiçliğe ?

Ben , varolmadığı için hiç gelemeyecek olan birisini bekliyorum,
Ben, seside sessizliğide olmayanı dinliyorum,
Ben, tercümesi olmayan acılar çekiyorum,
Ben, yapayalnız, ben, ölüm, ben, ben yok ben !
Sen, sen yok sen ! ..)

Ne insanlar var Hilda
Ne zihinler var görüyor musun ?
Okuduğum bu metin, deniz kıyısında bulduğum ağzı kapalı şişeden çıktı.

Bunu denize birisi mi atmıştı,
Yoksa dalgalarla bunu bana kaderim mi yollamıştı ?
Ben dermanıma değil, derdime aşığım Hilda’m. Ve benim derdim yalnızca sensin, biliyorsun bunu.

Derman mı? Derman diye birşey yoktur Hilda’cığım, yoktur.
Bu dünyada dert vardır sadece.
Çenenlede dertsin, çenen olmayıncada , gücenme Hilda’m.

Durmadan konuşurdun, hayır sıkılmazdım bundan. Sadece anlam veremezdim hiç. Ve nedenini bir türlü bilemezdim. Seni öperken dudaklarından, konuşmaya çalışırdın öpüşürkende.

Bu hem ânı bozuyordu, hemde hoşuma gidiyordu. Dudaklarından hem tatlı hemde acı birşey içmek, tatmak gibiydi bu öpüşler.

Ve biliyor musun hâlâ düşünürüm, öpüşürken bile konuşmaya çalışmanın nedenini. Sen tuhaf bir kızsın Hilda.

Sen gerçektende tuhaf bir kızdın Hilda.
Neden dersen eğer,
öpüşürken yaptığın tek şey bu değildi ki.
Ben sonsuzluğa gider gibi gözümü kapayıp öperken seni, gözümü açtığımda gözünün açık olduğunu görmüştüm.

Sen gözün açık öpüşüyorsun Hilda,
Sonradan dedin bunu bana ve benide gözü açık öpüşmeye alıştırmıştın. Sen tuhaf bir insansın.Gözgöze öpüşmek, bunun yaratıcısı sensin.

Derman yoktur Hilda’m , yoktur.
Hayat bir derttir, ölüm bir başka ve ebedi dert. Mutluluk diye birşey de yoktur Hilda. Sadece huzur ve huzursuzluk vardır, ama onlarda var gibi görünen geçici , uçucu buhardır.

En üstteki metinde yazanlara katılıyor ve hak veriyorum orada söylenene. Sen unutkansın, hangi metin diyeceksin şimdi, şu metin canım, hani şişedekine.

Ama büsbütün de doğru saymıyorum orada yazanları. Saymıyorum, sayamam; çünkü sen varsın Hilda, ve senin Dokman’ın, bende varım. Ve sevgide var , aşkım da var sana, biliyorsun bunu.

Günler geçti aradan, yoksun, gelmedin hâlâ,
Günler geçti aradan, yokum, sen yoksan hâla,
İnanamıyorum, inanamıyorum, yoksa, yoksa o metin gerçek mi?

Ama biz seninle öpüştük,
Dudaktan, yanaktan, burundan, gözlerden, sözlerden,
Ama biz öpüştük, öpüştük.
Seni öpen kişi nasıl varolmaz ?
Öpen kişi, öpülenin varolduğuna nasıl inanmaz ?

( Git, git işte geldiğin yere !
Git seni sersem şişe !
Saçma kağıt, sahte kötü metin,
iğrenç şişe, git , git geldiğin yere ! )

Şişeyi fırlattım denize ,
Nifak sokacaktı aramıza,
Uğursuz bu şişe,
Ona inanma, bana inan Hilda ;

Eğer varolmadıysam ,
eğer sende hiç varolmadıysan,
hiçlikte muhakkak dudaklarımız olmasa bile zerrelerimiz değmiş birbirine,
seni öptüğümü biliyor, hissediyorum çünkü
ve insan hiç bile olsa, hiçliğide aşar, varolur değince dudağı dudağına ..

Biz varız Hilda, ama biz yokuz.
Sen başka yerlerdesin, ben seni öptüğüm bahçede. Unut gitsin o uğursuz metini, lüleli saçlarınla yine dön çehremde…

Uçarak giderdim cehenneme
Sorardım ; Hilda burada mı?
Burada derlerse girerim, hiç çıkmam
cehennemden.
Değil derlerse de, bu kez koşarak
Cennetin kapılarında alırdım soluğu;
-Hilda, Hilda’m burada mı ?
-Hangi Hilda, burada Hilda çok ?
-En şirini, en güzeli, en acımasızı,
en çekicisi hangisiyse o Hilda !
Benim aradığım..
-Ha evet, onu Araf’ta bıraktılar,
Bir beklediği varmış, ’onsuz ne cennete , nede cehenneme girerim’ demiş. Sen misin o ?
-Araf nerede ? Benim o? Benim o !
-Araf, bir bahçedir. Ne cennet nede
cehennemi istemeyenlerin, sadece
sevdiği kişiyi isteyenlerin bekleme
yeridir. Şu karanlık yoldan yürü,
göreceksin Hilda"nı .

Uyandım
Gece bahçede yine
Seninle dolu olan aklım
Uykusunda da seni bekliyor
Rüyasında da.
Dünyadada seni bekliyor
Başka dünyalarda da.
Hep seni
Yalnızca seni
Arıyor
Bekliyor Dokman’ın.
Ama burada da
Orada da
Hep karanlık çıkıyor karşıma !

Ne talihmiş bu bizimkisi..

...

Rüzgâr
tenime dokunduğunda
sanki ellerin dolanıyor ruhumda.
Bu rüzgar , ellerin gibi aynı
Yumuşacık, ferahlatıcı, ve sonsuz
Ama ben varsın rüzgârsız kalayım
Hatırım için gel Hilda
Esip gidiyor şu ömrüm
Ellerinin arasından.

Saçların, güzel kokan bir orman
O ormanda dolanır Dokman
Ben senin her zerreni ilahileştirdim
Tanrılara eşsin sen Hilda’m..
Bu çağda herşeyin bir tanrısı var;
Yerin, göğün, şarabın, aşkın, acının..
Hilda’m var
Benim de hepsinden üstün.

...

Altın renkli tarağını alda gel
Saçlarını tarayayım,
Uykularını alda gel
Sana masallar anlatayım.

Ellerini de getir , ellerime koy
Ateşten bir sevgiyle tutayım,
Başını da göğsüme yasla
Seni sımsıkı sarayım.

Bebek, yorgunuz ikimizde
Ruhumuzun içi geçmiş,
Birazcık dinlenelim birbirimizde
Yüreciklerimiz pârelenmiş.

Ya ölüm gelsin şu canıma
Yada sevgin gelsin hayatıma
Bunun dışında hiçbir şey istemem
Ya sen, ya ölüm
Başka şeye gerek yok ortasında !

Gözlerim yanıyor bebeğim
Sen gözleriminde bebeğisin
Neredesin, bilmiyorum ama
Biliyorum, sende acılar içindesin !

Ayrılık, ölüm tepsisinde gelecekti
zaten;
Neden bu kadar acele ettin ?

Her gün düşünüyorum seni
Her gün aklımdan geçiyorsun bensiz
Bana ne yaptın sen, ne yaptın böyle?
Büyüttün, ihtiyarlattın beni , sensiz.
İnsanlar yeni yeni sokağa
Çıkmamaya başlıyorlar henüz
Virüs, hastalık, ölüm endişesi,
Ben kaç yıldır karantinadayım.
Senden bulaştı bana bu aşk
Hasta ettin beni, kimsesiz bıraktın
Ecel terleri dökerken yıllardır ben
iyileşemiyorum, sen çok uzaktasın.
İnsan kaç kez ölür?
Ben sayamadım henüz.
Sensiz geçen senelerim
Belki beş, belki on, belki yüz.

Şiiri Değerlendirin
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bir Hilda geçti içimden... şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

Bir Hilda geçti içimden... şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.