2
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
1811
Okunma

nasıl olsun,
sen de biliyorsun
bir taşa bile geçmez sözüm,
uzun zamandır böyle
ardına ağıtlar yakılmış kayıp hayalet
göğsümde bazen bir gemi,
bazen de lokomotif
geri gelmez nasıl seslenirsen seslen.
umut resmi bir bilinçtir, şahsilikten uzak
sabah devrim yapılır, akşam taziyye evi
insan kalanın yüreği.
insan olduğumuzu acılar üzerinden sorgularsan
kimin mevzusu olur zeka denen aleyhtar işçi
bir şiir vardı, bir mısra;
şimdi dilimin ucunda ya,
buralardaydı az önce
daha önce çokça söylediğim
bana o günlerden fısıldadığın
aşina olduğumuz bir vah idi.
öldü. çok sevdiğimiz şair ceketini almadan gitti
biliyorduk bu sonu, allame-i cihan önüne çekti bavulunu
yaşlı bir adam birden kendine geldi
kalktı ayağa
hançer gibi kollarını geçirdi zamanın boşluğuna
o günlerden biliyorduk sonu
yarınların her apartman dairesini medine kılacağına inanıp
yine de o yırtık eteğin rüzgarla dansına daldığımız gün
aramızdan başı önde ayrılıverdi sevgi hanım’ın bahtiyar oğlu
diyemem yine de akılda kalıcı bir mısra olduğumuzu
bir şiir belki
bir öykü ya da eskiden heveslendiğim
masaya emanet ettiğim nice yarım hikayeden biri,
kim bilir daha ne söylenebilir
içimde kuruyan derelerin sebebi
bu sefer rantına muhassısları da var eden
müntekim olanın
aşkına gölge kukla dansı olsun
bu halin ve halimle
müstehzi bir gülüş ayrılır defterin ortasından
kürdilihicazkar elin perdeyi aralar
güneş dolar ansızın
görmeyi bilmediğin yüzüme
’meğer’ demeleri aranırsın da
artık geçtir varlığının mevsimine
isminin orta yerinde baygın bir şedde
şimdi daha bir haz duyuyorum
dünyanın bir anda yaratılmadığına inanmaya
her şey yavaş yavaş oluyor
kurudum diyorum
var mıydı behemehal sorarım
beni bile
damla, duman, an, nefes yitiriyorum
ceketimiz dimdik askıda dursun
kanımızı çeken son devrin dini olsun
istanbul’un iç çamaşırlarını giymiş bir ortadoğulu
olmanın derdine müstahak kalalım
5.0
100% (15)