ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Şöhret, kazanmak zorunda olduğumuz bir şeydir; şeref, kaybetmemek zorunda olduğumuz bir şey. SCHOPENHAUER Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

"Şiir sayesinde yeryüzü 'ev' olur"

Ümran Avcı ile Edebiyat Söyleşileri'nin bu haftaki konuğu Bejan Matur

2.9.2013



ÜMRAN AVCI

Babası, Behice Boran’a olan sevgisinden dolayı ona “Behice” adını verdi. Nüfus memuru ismini hüviyete “Bercan” olarak geçirdi. Annesi evde göbek adı olan “Ağlan” diye çağırıyordu. 6 yaşında okula başladığı gün öğretmeni adını sorduğunda ne diyeceğini şaşırdı ve ağzından “Bejan” çıkıverdi. “Ağrısız, sızısız” anlamına gelen Bejan... O günden sonra artık Bejan’dı. İleri de hukuk eğitimi almış bir şair olarak kitapları 26 dile çevrilen “Bejan Matur” olarak anılacağı ismini kendisi vermişti. Edebiyat Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu Bejan Matur, “İsim kaderdir, kaderinizi çağırırsınız. Bejan olmasaydım eksik olurdum. Bejan’ı söylediğim andan itibaren farklı yürümeye başladım. Bir ışık doğru içime...” diyor.

Şiir üzerine konuşarak başlayalım istiyorum...

Şiir dosyalarını toparlarken tekrar tekrar azaltarak yazıyorum. Üzerinde bir heykeltıraş gibi çalışıyorum. Sesini, ritmini tartmaya sıra geldiğinde günün farklı saatlerinde çalışmak zorunda hissediyorum, çünkü gecenin sesi, sabahın sesi, gündüzün sesi farklı oluyor. Bazen sabah 5’te uyanıp dolaşarak elimdeki tüm o kâğıtları önce içimden ardından sesli okuyorum. Jackson Pollock’un “Sonbahar” filmini izlemiştim. Tuvali yere seriyor ve etrafında bir Şaman gibi dönüp boyaları sıçratarak resmini oluşturuyor. Resimde sadece bir fırçadan damlamış boya lekeleri var ama olağanüstü de gizli bir ahenk var. Orada o dansın etkisi, o dönmenin etkisi. Benimki de biraz ona benzer bir şey. O ses, yürüme bir ritüel. Yürüme bir tür dans, çünkü şiir kelimelerden önce müzik ve ses demek. Onu kelimeyle buluşturmak benim açımdan ancak defter kalem varsa mümkün. Yoksa bir ses olarak gelip, rüzgâra karışıp uçup gidiyor. Onu yakalayamazsam kelime, cümle olmuyor. Şiir görünenin ötesinde, bizim algılarımızın ötesinde gizli bir plazması olan başka bir yer aslında. Oraya yaklaştığımızda duyabiliyoruz. Aslında şiir doğada var.

Şiir her yerde yani...

Evet her yerde var. O yüzden ben yürürken ya da hareket halindeyken yazıyorum. Çünkü orada yeryüzüyle olan ilişkiniz değişiyor. Harekete geçtiğiniz, yürümeye geçtiğiniz andan itibaren yeryüzüyle sizin varlığınız başka bir ahenk yaratıyor. Orada o sesi duyma imkânınız daha yüksek. Benim açımdan şiirin ilk yazılış hali benim kontrolümde değil.

Esriklik hali gibi mi?

Evet esriklik hali gibi. Çünkü orada bir alınmış karar, önceden tasarlanmış bir kavram, bir kelime, bir metafor kesinlikle yok. Ne geliyorsa ona açık olduğunuzda, onu yakalamaya çalışan, onu kaydetmeye çalışan biri olarak görüyorum kendimi. Onu kaydettiğim anda şiir olmuş oluyor. Bu tabii ilk malzemesi. Şiir sonrasında da yapılan bir şey. Üzerinde oturup heykeltıraş gibi çalışıyorum. Biraz müzik kompozisyonu gibi. Bir müzisyen doğadaki sesleri nasıl yakalıyorsa şairler de öyledir. Doğada sesler vardır. Siz onları bir ağacın dalından, rüzgârdan, taştan alırsınız. Onları alır bir müzik portesine yerleştirir gibi kelimeleri yerleştirirsiniz. Ve o sentaks, iç dizim tamamen sizin dışınızdadır. Sonrasında onu nasıl kuracağınız tamamen sizin matematiksel sezginize, nesneyi hissedişinize bağlı. Nerede durulacağını şiir aslında size söylüyor. Çok iyi dinlediğinizde şiir, “Dur, daha ileri gidemezsin” der. Bir adam müsaade etmez. Taş gibidir, duvar gibidir. Size öyle bir duvar çeker ki. Yani heykeli bir yere kadar yontarsınız, bir yerde artık müsaade etmez. Çünkü özü ordadır. O yüzden çok kozmik bir deneyim olduğunu düşünüyorum. İlk başlangıcı bir vecd hali, sonrası ağır işçilik.

‘ŞİİRDE YÜREK KARARI GEREKİYOR’



Ağır işçilik kısmı, kelimelerden vazgeçmek mi?

Tekrar tekrar yazmalar, elemeler, sesini oturtmak için yapılan bütün o ayinler yapılma aşaması. Tabii vazgeçmek çok önemli. Geride bırakabilmek. Kaleminizden çıkan her şey yücedir, kutsaldır kibrine düşmemek çok çok önemli. Gazeteci değilsin, mühendislik de yapmıyorsun. İnsana yeni bir şey söylüyorsun. O yeni şeyi söylemenin, bir tür aydınlanma hissi vermenin yolu yaptığınız şeyin biricik ve ilk oluşu, yeni oluşu, dilin yeni oluşu. Tasavvufta “hal” derler, “an”. Geçmişin ve geleceğin kesiştiği o zaman dairesinde kendini bulmak. Aslında şiir o “an”da gelir. O ‘hal’in içinde değilseniz özgün olma şansınız yok. Diğeri dekorasyona dönüşüyor. Sözü bütün o klişeleriyle tekrarlatarak aslında sözün gücünü azaltıyor. Sanatın dönüştürücü gücü dediğimiz şeyin olabilmesi için yürek kararı gerekiyor. Bir sanat eseriyle karşılaştığımızda kalbimiz ürpermiyorsa o eserde bir eksiklik vardır. Varlığı tamamlanmamıştır. Yeni ve gerçek bir şeyle karşılaştığınızda o aşkın ruh hali dediğimiz bir ürperme yaşarsınız. Bedeninizi dinleseniz, vücudunuz size o sanatın etkisini, gerçekliğini ya da sahte kurgulanışını söyler. “Bu” dersiniz. O dili biri bulur size getirir. Bütün çağdaş sanat da bunun peşinde. “Bu” anının yakalanması peşinde. Yoksa hayatın ne anlamı var ki?

“Ayın Büyüttüğü Oğullar” kitabınızdaki bir şiir “Sözcükler acımızı doldurmayacak” diyor... Doldurmaz mı ya da teselli olmaz mı?

Olur ama eksiktir hep. Dil eksiktir. Çünkü dil, varlığın aktarımında, anlatımında dünyayla sınırlıdır. Kelimeler bizim aklımızın sınırlarıyla sınırlıdır. O yüzden şiir bizi sezginin alanına davet eder. Sezgilerimizle parçalanmış varlık algısını toparlarız. “İyi sanatta” sezgilerimiz toparlayıp verdiği için ruhumuza dair yeni bir tamir olma, iyileşme hissederiz. Sözcükler acımızı elbette doldurmaz çünkü acı her zaman daha büyüktür, daha fazladır, daha anlatılmamıştır ve anlatılmaya ihtiyacı vardır. Evet dil eksiktir ama başka da aracımız yok.

İyi ki de anlatıyor ve iyileşiyoruz...

Sanatın başından itibaren o varlık sebebi iyileşme aslında. Şamanlar da bunun için sözü ayinlerine dahil ettiler. Dengbejler o sözle o toplumun acılarını aktardılar, aktarıyorlar. Sanatın iyileştirici, sağaltan bir tarafı var. Bize hapsolduğumuz bedenin sınırları dışında bir mana, bir varlık alanı açar sanat, şiir. Onu bize hissettirdiği için büyütür bizi ve kendimizi yuvada hissederiz. Asıl o zaman yeryüzü ev olur. Şiir, yazan için de okuyan için de iyileştiricidir. Benzer acılar, benzer sancıları görür ve yalnız olmadığımızı anlarız.

Kahramanmaraş’tan, çok acılı topraklardan geldiniz. O acılar da şiir için yol vermiş olabilir mi?

Bir insanın biyografisi, hayat hikâyesi her zaman yazısının kökünü kaynağını işaret eder. Maraş olayları sırasında 10 yaşındaydım. Biyografik anlatıyı çok büyük merak ve ilgiyle okurum. Çok önemserim, çünkü insan odur. İnsanın muhayyilesini oluşturan o çocukluk yaşantıları, imgelerin kaynağı, bizim kâinatla kurduğumuz ilişki. Bütün o kokuyu, rengi, ahengi orada ediniriz. Benim çocukluğumda da şiirin referans noktası, yeri hep o topraklardı. O toprakların gizli katlarıydı. Çocukluğumdan itibaren beni çevreleyen taşların, suların, rüzgârın söylediği bir acı, kederli ses vardı. Onu hissediyordum. Kederli ses benim şiirimde hep var. Çünkü o acı var. Çünkü yaşandı, çünkü dilsizdi, çünkü hiç anlatılmadı ve henüz de anlatılmış değil, eksik. Biz yeni başladık. Henüz o hikâyelerin içine bakmadık. Acıyla fasılasız bir tanışma gerekiyor. Biz hep hikâyelerimize açı kaybıyla baktık. Hep öğretiler üzerinden baktık. Halbuki o köke eğilip bakmak sizi de oluşturan bir şey. O zaman aslolanı yakalıyorsunuz. Orada yaşanan acının Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin acısı olması gerekmiyor. O zaman insan çıkıyor ortaya. Saf hikâye çıkıyor. O zaman asıl politik olan çıkıyor. İnsanlığa dair daha büyük bir anlatı çıkıyor ortaya. O yüzden şiirde politik metafor hiç kullanmadım ama şiirim çok da politiktir. Çünkü arkasında bir dünya, bir kavim, bir gerçek vardır. Bir etki yaratmak için politik kavramlar kullanmanız gerekmez. ‘Kederli ses benim şiirimde hep var’

Yorumlar
""Şiir sayesinde yeryüzü 'ev' olur"" haberine henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

Yorum Yapın

"Şiir sayesinde yeryüzü 'ev' olur" ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.