Ama şan ve şerefime tanık olanların önünde ondan daha fazla söz etmek bana yakışmaz.. XIV. Louis [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Pazarlar Pazarında aşk ALINIR aşk SATILIR !

Pazarlar Pazarında aşk ALINIR aşk SATILIR !

’İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi’

DİN PAZARINDA AŞK!
“Al satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım!” diye oyunlar oynardık çocukken. Çocuktuk, masumduk! Ama o masumiyet çehresinde bile ustamızı öldürürdük, balını biz satardık en masum halimizle.

Büyüdük, koskocaman adamlar olduk. Şimdi öldürecek ustamız yok ama bol bol net maceralarımız var. Artık oyunlarda bal yerine aşk alınıp aşk satılarak, sevdalar da sanal pencereler arkasında kocaman kocaman insanların oyuncağı olmuş durumda. Tabi bunların adına da ne kadar aşk denilir muamma! Teknolojinin geliştiği şu modern asrın, modern icatları karşısında hangi duygular ve düşünceler yozlaşmadı, yozlaştırılmadı ki?

Özellikle internet çağında, bol teknolojik imkanlar karşısında, hele de sanalın suni cennet bahçelerinde... Evet, sanalın din pazarında lime lime edilen ve ismine maalesef ki “aşk” denen şeytani duygulara bu ortamlarda gözlerim kadar yüreğim de tanıklık etti. Reel yaşamı her haliyle dolu dolu yaşadığı halde, ilahi sözlerin efsunlu yüzüne itibar ederek, gerçek tecrübeyi tatmamış olduğunu anlayan yıkık dökük hayatlar tanıdım burada. Yüce dinimiz kendisine hakkıyla öğretilmediğinden her “Allah” diyene inanan körpe ve saf gönüller gördüm. Ama en az onlar kadar ben de sandım ki, bir kez "Allah" diyen diller, yalan söylemez, riyakarlık etmez, hele hele kul hakkına hiç giremez.

Anne, baba şefkatinden mahrum kalan, hayatın içine erkenden girmiş gencecik, körpecik yüreklerin sahte şefkat gösterilerine kapı açarak pişmanlıkların en büyüğünü yaşadığını da öğretti Kargülü’ne bu ortamlar. Kimisi zararın neresinden dönersek kârdır mantığıyla ama en önemlisi merhametin gerçek sahibinin, ailesinin ve hakiki dostlarının da desteğiyle (bu nokta çok mühimdir) hayatına yeni şekiller vermeye, yaşadıklarından dersler çıkarmaya çalışıp, dışarıdaki seslere kulak tıkadı. Kimisi ise sahte Leyla ve Mecnun"culuk(!) oyunlarında helâk olup gitti. Akrep misali kendini zehirledi ve bir türlü de toparlanamadı. Çünkü hata yapınca vurup, kıran, reddeden bir zihniyetin içindeydiler ve dolayısı ile ayağa kalkma şansları da olamadı.

Çok yakın dostlarımla da konuşurum, sevgiye aç bir toplum olduğumuzdan sahte sözlere kolaylıkla itibar edebiliyoruz. Bütün bunlar baba kızından, eş hanımından, erkek kadınından ve kadın da erkeğinden güzel sözleri esirgediği, bunu adeta bir ayıp haline getirdiği için başımıza geliyor. Güzel söze hasret olan özler mutluluğu dışarıda arıyor. Bilmiyor ki dışarıda bulduğu o geçici mutluluk ailesindeki dinginliği gün gelip aratıyor. Kimse de baş yastığı gibi olamıyor.

Burada önemli olan olan ömrünün baharında sahteliklere itibar eden gönüller değil, islâmiyeti anlama fırsatı bulmadan böyle bir hata içine girenler de değil. Asıl önemli olan, herşeyden ziyâde bir avuç sakalıyla, sözde sünneti yaşayan duruşuyla, sözde milli davacılığı ile, bitirdiği İslami mekteplerle sahte duygulardan gıdalanan, başkasına ait olan bir kadına el uzatmaya yeltenen, o kadın kendisinden yüz çevirdiği anda türlü entrikalara müracaat edenlerin, hâlâ devekuşu misali başlarını kuma gömercesine ahkam kesmesi. Bu insan görünümlü mahluklar ise yazık ki bazen de toplumumuza örnek olması gereken abide (!) kişilerdir.

Tecrübesizliklerle hatalar yapan ve inandığı boşluğun adını da "akş, sevgi" zanneden gençlerimiz arasında, İslam gerçeğinin bu sahte sevgi sözlerinden geçmediğini anlayan yaralı yürekler için dönmek her zaman kolaydır. Unutmak da! Peki ya ömrünün son deminde hatalar içinde boğulmaya devam edenler ve kendisinden yüz çevrildi diye türlü riyâkarlıklar yapanlar için de aynı şey geçerli midir?

Bir ekran arkasına sığınarak, türlü isimler edindikten sonra bunların kişiliğine bürünenleri de tanıdım; bir aferin alabilmek için, omzumu sıvazlasınlar diye bir ismi rezil etmeye çalışanları da. Kendilerine yüz vermeyen birisi olduğu zaman da, sahte rumuzlar alarak karalamaya, dahası belden aşağı burmaktan dahi çekşinmeyerek fütursuzca iftira atmaya çalışanları da. Heyhat ki o rezilliğin içinde kendileri rezil-i rüsva olmuşlardır. Onların heder olan vakitlerine ve nelerle uğraştıklarına üzülüyorum.

Kıt aklım, hatayı libas diye giyinenlerin halen insan içine çıkabilmelerini, hatta vaaz verebilmelerini, kendi eşine yapılmasını, yazılmasını asla kaldıramayacak rezilliklerin şiir adına altında yazılıp vitrinlenmesini bir türlü anlayamıyor. Ama elbette güçlü bir dinci (!) için yapılması en kolay olan dini ya da milli davasını kullanarak kadına, kıza önce sarkmak, sonra da şahıslarına münhasır bir üslupla taşkınlığa yeltenmek, bu duygularla yazıp çizdiklerine ise “ESER” diyebilmek! Dahası; kendilerine emanet edilen itibarı resimlemek (!) Gayretullah yokmuşçasına… Çok sevdiğim bir dostumun duasıdır; “Bize dokunmasın ablacığım bu yapılanlar, Gayretullah’a dokunsun” derdi her zaman.

Acaba, sanalın bu namus bekçileri, net şövalyeleri aynı şeyler karısına, kızına yazılsa, yapılsa, uğraşılsa kabul edebilirler miydi? Keç kere, kaç kişiye bu soruyu sorduğumda sus pus olduklarını bilirim. Evet, sus-pus, çünkü verecek cevap bulamadılar. Bu zevatlardır ki; İslâmı tam anlamıyla öğrenmeye fırsat bulamamış bir insan hata içinde olunca, bu akbabalara mahal verince de Leyla, Aslı, Şirin gibi sıfatlarla adlandırıldılar ve baş tacı edildiler. Ama o kurbanlar bir şekilde hatalarını anlayıp, yanlıştan, günahtan tiksinince, yüz çevirince türlü pisliklere hedef edildiler.! Ve bu zülümleri yapanlar da en iyi dindarlarımızdı(!). Ey din seni kimler kullanmadı ki!

Sahi, neden bir takım sanal kahramanlara edepleri ile şerefleri ile oturmak ağır gelir? Neden illa da şiir ve düz yazı adı altında onun bunun KARISINA, KIZINA yazıp çizmeyi vazife bilir ve bundan zevk alırlar? Yine merak ettiklerim arasındadır ihanetin en katmerlisine davetiye çıkaranların çamurlu ağızlarla ihanetten bahsetmelerine. Yani şimdi, “ihanet” denen o şey sadece kadınlara mı mahsustur. Evinde karısı, boyu kadar oğlanları olanların sanal maceraları en iyi ne ile adlandırılır?

Hangi şartlar altında olursa olsun başkasının mahremine el uzatan bir erkek, hem evdeki karısına, hem o kadının eşine hem de dinine ihanet etmiş sayılmaz mı? Ve bu erkeğe şeref sahibi diyebilir miyiz? Yazdıklarına cevap vermemek susmak mıdır? Elbette bu yapılan cümle çirkinlik mutlak adalet sahibinin gördüğüdür ve o intikam alanların en hayırlısıdır. O sebeple bu tarz insanlara ne söylenirse söylensin ve bizim gibi haksızlık karşısında susmamayı vazife bilen kalemler ne yaparsa yapsınlar sözler boşluğa asılı kalacaktır. Çünkü anlamak zordur onlar için gerçeği. Yenilgiyi, kaybedişi kabullenmek daha zordur.

Bu yazıyı yazışım, tamamen bir rastlantıya dayanır ki ilahi bir ses; kalemi eline al emri verdi bana.

Şayet ilahi adaletin gücüne ve mutlak hakimiyete inanmasaydım şizofren kimliklerce meşrulaştırılmaya çalışılan duyguları ve tanıyıp bildiğim hemcinslerime bu ortamda nelerin reva görüldüğünü daha iyi anlamanız bakımından açık ve net yazardım. Çünkü her yerde olduğu gibi bu ortamlarda da ziyan edilmeye çalışılan, ismi meze yapılan her zaman kadın olmuştur.
Fakat Kargülü Allah’ın adaletine ve hesap gününe sözde değil özde inananlardan oldu. Dini, diyaneti, edebi kendi gördüğü şekilde üstelikte yüce kitabımızın övdüğü isimleri dahi şiirlerine meze ederek kaleme almaktan haya etti.

Her hatanın dönüşü vardır peki ya kul hakkı? Başkasının hakkı? Başkasına ait birine sırf kendi menfaatlerine cevap vermekten döndü diye söz lekesi sıçratmanın hakkı?

Herkesin bir tuzağı var ise Mevla’nın da bir tuzağı vardır ve sabır, onu gerçekten yaşayanlar için tek kurtuluştur.


.../ DEVAM EDECEK





Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   4   5   Sonraki 10 eleştiri » 

Güneri Yıldız  | Güneri Yıldız
8 Nisan 2011 Cuma 15:44:55


Yine irdelenmiş, düşünülmüş halimizin, hatalarımızın uyarıcı bir dille ele alınışını okudum;Bacım bu yazınızı önceden de okumuştum, amma yazma fırsatı bulamadım, çünkü okulda yalnızım ve işlere koşturuyorum, nasip bugüneymiş...
Yazınızın sonucuna bakarak ben kendi açımdan dersimi aldım, Allah kusurlara düşürmesin, düştüğümüzde tez elden böyle uyarılarla uyanmamızı sağlasın...
Kalbi saygımla Kardeşimi selamlıyorum...
Kardeşiniz Güneri....


    [ Cevap yaz ]    

BüyükDoğu  | Önder Kurt
8 Nisan 2011 Cuma 08:53:57


Sevgili Ablacığım;

Buraya yazmak istediğimde "Eleştiri Yaz" diye bir buton çıkıyor ya işte bu sebepten yazmaya çekindim. Bazen dil susar kalem konuşur ya sadece, ben sana şiirimle cevap veriyorum:


YİRMİ BEŞ

Yirmi beş adım gibi onca yolu yürüdüm
Göz açıp kapayınca... Kirpiklerim boyunca...
Aç kaldığım sofraya çeyrek asır koyunca
Arkamdan sevda yükü yüreğimi sürüdüm

Ne anlayan bulunur, ne anlatan hayatı
Sığdıramadığımız, sığmadığımız kafes!
Naftalin kokusuyla içime dolan nefes
Durmaksızın eskitti bu küf tutan suratı

Duvarlarda aynalar; sırlarıma erişti
Paha biçilmez sırlar; hep yirmi beş kuruşluk!
Hazinem istif istif, yıkılır; tek vuruşluk!
Beni ayakta tutan gönlü tutan kirişti

Düşünmeyi öğrendim, olabildiğince saf
İyiyken kaybetmeyi, kötülerden öğrendim
Kimi zaman dünyadan irin irin iğrendim
Şükretmeyi öğrendim: Bana kar kalan evsâf

Susmayı da öğrendim haksızlık karşısında
Öğrendim şu dünyanın ne çetin olduğunu
Zamanla çiçeklerin vazoda solduğunu
Öğrendim; şu “al gülüm ver gülüm” çarşısında

Hayatın sefasını sür diyorlar süremem
Bir an olur gelirse haber; iki alemden
Lev-i mahfûzda kayıt; ilahi bir kalemden
Defterini elinle dür diyorlar düremem

Çıkmaz sokaklarında yoldan bîhaber yolcu
Yorgun nefes soluklan geri dönülmez yokuş
Bu dünyanın kaderi sonunda değiş-tokuş
Tez davranma seyahat hep teker teker yolcu!

Çevirirsem başımı gülmeyen bir surata
Tebessümle süslerim yüzümü; çiçek çiçek
Karanlıkları ayan semâda binbir fişek
Gözlerimin ucuyla uzanırım sırâta

Güzellik gören gözde, iyi bakarsan eğer
İyiliği görürsün, gözlerinin ferinde
Aşkın doğduğu yerde, lâle bahçelerinde
Hayatın yorulmaya ve yaşamaya değer

“Düşenin dostu yoktur”, sen dost ol düşenlere
Dostluk kapısındaki son emektar bekçi ol
Aralık kalsın kapı, dostlara emekçi ol
Yürü; sırtında heyben, sen post ol düşenlere

Sorarlarsa “kimsin sen”, de ki “ben bir garibim,
Hak yolunun yolcusu, merhamet güneşiyim,
Cömertlikte yarışan akarsuyun eşiyim,
Maşrıktan doğan ışık, aydınlanan mağribim”

Ben kusurları örten yıldızlı bir geceyim
Tevâzû ikliminde gönüllere akan yol
Adâlet ocağında diyetim: kesilen kol
Cümlelerin içinde sihirli bir heceyim.

“Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol”


    [ Cevap yaz ]    

7 Nisan 2011 Perşembe 22:17:22


değerli can akrdeşime yürekten tebrik ederim... Valla, yazmıyorsun yazmıyorsun, yazıncada tam yazıyorsun :)))

katmerli tebriklerimi usulca bıraktım sayfana ve yüreğine

ağabeyinden çokça selam ve saygılar ertelenmeden yollandı.

Yazın, günümün BEŞ YILDIZLI YAZISIDIR!


    [ Cevap yaz ]    

7 Nisan 2011 Perşembe 21:03:47



önce tebriklerimi selam sevgi ve saygılarımı iletiyorum bu topluma mal olabilecek harika yazı için
ve bir iki not ilave etmek istiyorum naçizane.

Demokratik türkiye toplumunda çok çeşitli insanlar tanıdık. Sağcı, solcu, dinci, dinsiz, ataist, deist, liberalist. vs.vs.
ama genellikle biraz sakal bırakıp ağzına sık sık Allah Muhammet kelimelerini alan insanlar saygı gördü toplumumuzda. Ama bu saygıyla yetinmeyen bazı dindar ama densiz gafiller cinsel açlıklarını tatmin etmek için bu saygıyı ciğerle değiştirmeye yeltendiler.

Allah, Muhammet mübarek isimleri:
küçücük bir ticaret için
bazen irade gücü için
bazen cinsel ihtiyaç için
satıldı da satıldı.

onlara sormak isterim hep
inancınızın kilosu kaç lira
kaç kadın


Çok sevgi ve saygımla değerli edebiyat dostu
Sizin şiir yanınız apayrıdır yanımda


önemli olan önce insan olabilmektir
insan olma mertebesine yükselemeyen bazı garibelerin müslüman olması
hiç dikkatimi çekmemiştir bu ülkede

çok sevgi ve hürmetimle




    [ Cevap yaz ]    

Toynak  | Secaattin  Öztürk
7 Nisan 2011 Perşembe 16:46:07


Sevgili kardeşim
yazıya biraz geç kaldım ama zaten bu sıralar herkese biraz geç kalma gibi bir alışkanlık oluştu
bütünüyle harıka bir yazı
düşüncesi temiz
ana fikri insana yönelik
günün haklı yazısını kutlarım.
yaliyor artık bir Kastamonu daha yaparız değil mi
Hacer ablamıza duyrulur:)
Allaaha emanet olnu...


    [ Cevap yaz ]    

ihsansola  | İhsan ŞOLA
7 Nisan 2011 Perşembe 16:40:10


Aslında bu SANAL ALEM dedikleri sanal ve sahte aşk pazarı, aşkı sevdayı iki dudak arasında (!!!!!) görenlerin pazarıdır. Sevgili KARGÜLÜ bacım. Şiirlerdeki yiğitliğinizi, yürekliliğinizi bu yazınızda da ziyadesiyle gördüm. Sanal Pazar alış_verişçilerinin kafasına balyoz gibi inmiş adeta.

Üç beş dakikalık zevk uğruna Canım dediğimiz (eğer diyebiliyorsak) eşimize, ciğerparelerim dediğimiz yavrularımıza yazık etmiyor muyuz?

Bir zamanlar ben sanal pazarda alış-veriş yapan iki müşteriye sormuştum.
_”Sizin evlatlarınızın sizi örnek almasını ister miydiniz?” diye.
_ aldığım cevap sadece sessizlik oldu.
Elbetteki verilecek bir cevap yok. Kendileri yaparlar ama çocuklarının yapmasını istemezler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.

“Bu yazıyı yazışım, tamamen bir rastlantıya dayanır ki ilahi bir ses; kalemi eline al emri verdi bana. “

Bu ilahi sesin sahibinin, senin yiğit yüreğin olduğunu biliyorum sevgili bacım. Yüreğinin sesini dinleyip gerçekleri ibret olsun diye kaleme alman şahsen beni ziyadesiyle memnun etmiştir. O gözlerin sahibi doğruyu da, eğriyi de çok iyi görür.

Seni tüm yüreğimle tebrik ediyorum.
Sanal avcılarının korkulu rüyası BACIM.
Allaha emanet ol.


    [ Cevap yaz ]    

(Mustafa Çetiner)  | Mustafa Çetiner
7 Nisan 2011 Perşembe 16:19:17


Öncelikle böylesi önemli bir konuda yazan yüreği, sonra da güne getiren seçici kurulu yürekten kutlarım.
Selam ve Saygımla.


    [ Cevap yaz ]    

7 Nisan 2011 Perşembe 13:54:46


"Bu yazıyı yazışım, tamamen bir rastlantıya dayanır ki ilahi bir ses; kalemi eline al emri verdi bana."...demişsiniz ya...
"İlahi bir ses"'ten kasdınız korkuttu beni doğrusu...
Yorum yapacaktım fakat ..doğrusu çekindim.
Peyami Safa'nın bir romanında okumuştum zannedersem...yanlış olusa düzeltin lütfen..Diyordu ki romandaki genç delikanlı aşık olduğu kız'a "Sen giyiminle ,bakışınla benim hangi erdemli duyguma hitap ediyorsun" ..
Yani bu tarzda bir şeydi.
Şu resminiz dikkatimi çekti de..acaba o ilahi sesin gözleri görmüş müdür gözlerinizi?
Desem kızar mıydınız?




    [ Cevap yaz ]    

7 Nisan 2011 Perşembe 13:12:17


Güne gelen bu anlamlı yazı ve yazarını kutluyorum.
Selam ve sevgiler


    [ Cevap yaz ]    

7 Nisan 2011 Perşembe 13:06:37




tebriklerim günün yazısına fazlasıyla hakeden yazarına..sevgilerimle iyi ki varsın KargülüALMILA..:))


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   4   5   Sonraki 10 eleştiri » 




Pazarlar Pazarında aşk ALINIR aşk SATILIR ! başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 7.4.2011 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
6.4.2011 00:39:54
Toplam 42 yorum yapıldı
3922 çoğul gösterim
3232 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.