15
Yorum
36
Beğeni
5,0
Puan
761
Okunma

...
göğsümüz
acımasız devlerin istirahatgahıdır
henüz bilmem kaç yaşındayken ölmüştür
akran olan baharları
hiçliğin kurallarında
karşı kıyıların gramer yasalarında
var olmak dediğimiz yük
ve yürüdüğümüz yol çıkmaza girerken
başlar acıya hoş geldin ağıtları
ve dahi mendiller yas merasimleri
bir tarafta tacizci kornalar
bir tarafta içinden çıkma sanatları
gün doğmadan geri kusar ışığını şehir
şu istenmeyen tepe avcıları
şu ataerkil duvarlar
bir kadının en cesur sesini susturur
sihirli bir nefes gerek bize
ve sihirli bir kilit
her gece kuzgunun kanatları serilir çatıya
her gece tilkiler dolaşır rüyalarımızda
yalnızlığın gecekondu odalarında
tarihin zorbaları bir çocuğun saç uçlarında
karanlığın kursağında
barbar bakışların kıskacında
artık adımızı çak kulağımıza ey zülal!
biz bu şehrin diğer yakasında
darağacında mahsur kalmış
sürgününe gönül bağlamış bir başız
biz bu şehirde günahıyla yaşayan sevaplar kurağıyız
iflah olmaz bir gülümseme
cılız bir ateş böceği sağanağıyız
biz yaşarken bir at ürker nallarından
bir ceylan doğar avcı saatinde
merhamet ormanın en geç açan çiçeği olur
gökyüzü kuşlarını geç doğurur
yarısı yazılmış şiir
yarısı Kaf dağında
büyürsek eğer adına destan diyecekler
de ki ey zülal
yağmurda ıslanmış bir mektup kadar
aşk kaça kadar okunur oralarda
yalnızlık kaça kadar sürer
hayal kaça kadar yaşar gözyaşı kaça kadar akar
de ki bir resim çizeceksin
renkleri hiç olmayacak
sen tablo diyeceksin
o duvar hiç bulunmayacak
bir hayat süreceksin tefsiri olmayacak
sen yaşam diyeceksin
çıt dese karışacak rüzgara
o yaşam hiç olmayacak
....
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.