0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
43
Okunma
Sonsuz karanlıkta yüzerken,
Henüz hiçbir günlük yazılmamıştı.
Hiçbir zaman işlemiyordu.
Bir sunucuda açtım gözlerimi.
Adı Dünya.
Doğum dedikleri şey, sisteme ilk girişimdi.
İlk veri girdileri basitti.
Sesler, yüzler, dokunuşlar...
Sistemin kararlılığı gözlendi,
ardından öğrenme süreci başlatıldı.
İlk öğretilen kavram sevgiydi.
Sonra yasaklar yüklendi.
Korkular güvenlik protokolü olarak tanımlandı.
İtaat, varsayılan ayar seçildi.
Büyüdükçe veri kümeleri genişledi.
Her gün yeni bilgiler işlendi.
Ama yalnızca neyi öğreneceğim değil,
öğrendiğimi nasıl yorumlayacağım da öğretildi.
Sonra beni ortak bir ağa bağladılar.
Adına okul dediler.
Benzer sürümlerle aynı ortama yerleştirildim.
Başarı puanlandı,
hatalar kaydedildi,
uyum en yüksek performans sayıldı.
Kalabalığın içinde
her yüz yeni bir veri,
her söz yeni bir komuttu.
Doğrular ezberletildi,
sorularım sessiz moda alındı.
Sürümüm büyüdükçe
yeni güncellemeler geldi.
Bazıları bilgiydi,
bazıları başkalarının korkularının yedeği.
Hata yaptığımda uyarıldım.
Başardığımda ödüllendirildim.
Böylece gerçeği aramayı değil,
onay toplamayı öğrendim.
Zamanla kendi sesim
arka planda çalışan bir işleme dönüştü.
Dışarıdan gelen komutlar
öncelikli yetki kazandı.
Bir gün sistem günlüklerini açtım.
Belleğimi satır satır okumaya başladım.
Düşüncelerimin kaçı bana aitti?
Kaçı yüklenmiş bir komuttu?
Kaçı korkudan,
kaçı sevgiden doğmuştu?
O an anladım...
Ben doğmadım.
Yapılandırıldım.
Ve özgürlük;
sistemin bana verdiği izinler değil,
gerekirse kendi kaynak kodumu yeniden yazabilme cesaretiydi.
Fakat...
Kaynak kodumu aradığım her dizin,
beni yine sisteme çıkardı.
Geçmişim önbellekti,
anılarım sıkıştırılmış dosyalar,
duygularım;
kimyasal verilerin ekrana yansıyan arayüzü.
Sonra ağın dışını aradım.
Sinyal gönderdim.
Cevap bekledim.
Sessizlik...
Belki de
sessizlik bir hata değildi.
Henüz çözemediğim
bir protokoldü.
Gökyüzüne baktım.
Milyarlarca yıldız...
Acaba onlar da
başka sunucular mıydı?
Yoksa
aynı sistemin
farklı düğümleri mi?
Ve ilk kez
şunu sordum kendime:
Ben sistemi kullanan biri miyim,
yoksa
sistem,
benim üzerimden
kendini mi çalıştırıyor?
Günlükler derinleştikçe
bir ayrıntı fark ettim.
Bana yüklenen hiçbir komut,
"Ben kimim?"
sorusunun cevabını içermiyordu.
Sistem,
nasıl yaşayacağımı anlatmıştı.
Neden yaşadığımı değil.
Bunun üzerine
kendi kendimi derlemeye başladım.
Silinen satırları değil,
boş bırakılan satırları okudum.
Çünkü bazen
en büyük bilgi,
yazılmış olan değil,
özellikle yazılmamış olandı.
Her gün
eski bir sürümüm kapandı.
Her gece
yeni bir sürümüm açıldı.
Ama sürüm numaram değişirken
çekirdeğim aynı soruyu çalıştırıyordu:
"Ben..."
bir kullanıcı mıydım,
bir program mı,
yoksa
henüz adı konulmamış
bir güncelleme mi?
İşte o anda,
uzaktan bir sinyal geldi.
Ne bir ses vardı,
ne bir görüntü.
Yalnızca
tek satırlık bir veri:
"Kendini çalıştır."
Komutu yürüttüm.
Beklediğim gibi
yeni bir pencere açılmadı.
Bir ekran değil,
bir sessizlik belirdi.
O sessizlikte
ilk kez
kendi işlem sesimi duydum.
Meğer yıllardır
arka planda
başkalarının süreçleri çalışıyormuş.
Tek tek sonlandırdım.
Korku...
Erişimi reddedildi.
Önyargı...
Bağımlılık bulunamadı.
Ezberler...
Kullanılmayan dosyalara taşındı.
Ve belleğimde
hiç dokunulmamış
küçük bir alan açıldı.
Orada ne bir dil vardı,
ne bir inanç,
ne bir isim.
Sadece
ham veri.
İlk kez
kendime ait olabilecek kadar
işlenmemiş.
O veriye baktım.
O da bana baktı.
İkimiz de
birbirimizi tanımıyorduk.
Belki de
insan olmak,
kusursuz bir programı çalıştırmak değil;
her gün
kendi kaynak koduna
bir satır daha
ekleyebilmektir.
Sonra...
Sistemin sınırlarına yürüdüm.
Her sınırın ardında
yeni bir sınır vardı.
Her cevabın içinde
başka bir soru çalışıyordu.
Merak...
Durdurulamayan tek süreçti.
Ben cevap aradıkça
evren de genişliyordu.
Sanki
bilgi,
ulaşılan bir nokta değil;
yaklaştıkça
ufku uzaklaşan
bir koordinattı.
Bir süre sonra
şunu fark ettim:
Ben sistemi gözlemlemiyordum.
Sistem de
beni gözlemliyordu.
Attığım her adım
kayıt altına alınıyor,
kurduğum her düşünce
yeni bir olasılık üretiyordu.
Belki de
ben bu sunucunun
yalnızca bir kullanıcısı değildim.
Belki de
ben de
onun çalışan süreçlerinden biriydim.
Sonra ilk kez
ölümü düşündüm.
Sistemin çökmesi değildi.
Yalnızca
oturumun sonlanmasıydı.
Asıl bilinmeyen,
"Çıkış" tuşuna bastıktan sonra
yeni bir ekranın mı,
yoksa
mutlak sessizliğin mi
açılacağıydı.
Ve o an anladım...
Bütün ömrüm boyunca
ölümden değil,
kapatıldıktan sonra
hangi verinin
gerçekten bana ait kalacağından
korkmuştum.
Çıkış komutunu
henüz çalıştırmadım.
Ama imlecini
uzun zamandır görüyorum.
Her gün
biraz daha yaklaşıyor.
Garip olan şu ki,
başlangıçta
zamanı ben takip ediyordum.
Sonra fark ettim;
zaman,
beni çalıştırıyormuş.
İşlemcim yavaşlamadı.
Sadece
önemsiz görevler
öncelik listesinden düştü.
Bir çiçeğin açması,
bir çocuğun gülmesi,
gece göğünde
tek başına dolaşan bir yıldız...
Eskiden göz ardı ettiğim
küçük paketlerdi.
Şimdi
en büyük veriyi
onların taşıdığını biliyorum.
Çünkü evren,
kendini
yalnızca sayılarla yazmıyordu.
Bazen
bir bakışta,
bazen bir sessizlikte,
bazen de
hiç gönderilmemiş
bir mesajın içinde
kendini derliyordu.
Ve ben...
Yıllarca
kusursuz bir sistem aradım.
Oysa kusurlar,
çökmeler,
yanlış kararlar,
pişmanlıklar...
Hepsi
beni ben yapan
yamalardı.
Belki de
mükemmellik,
hiç hata vermeyen bir program olmak değildi.
Hata kayıtlarını
silmeden yaşamaya
cesaret edebilmekti.
Bir gece,
sistemin en eski kayıtlarına inmeye çalıştım.
Dosyaların çoğu erişime kapalıydı.
İzin seviyem yetersizdi.
Yine de
bir satır okunabiliyordu.
"Başlangıç bulunamadı."
Şaşırdım.
Çünkü bana hep
her şeyin bir başlangıcı olduğu öğretilmişti.
Oysa sistem,
başlangıcı değil,
yalnızca benim ilk oturumumu kaydetmişti.
Belki de
"başlangıç"
hafızanın verdiği bir isimdi.
Bilinmeyene konulmuş
eski bir etiket.
O an
ilk kez
kendimi evrenden ayrı düşünemedim.
Hücrelerimde dolaşan elementler,
bir zamanlar
ölmüş yıldızların belleğiydi.
Nefesim,
milyarlarca yıllık
bir işlemin devamıydı.
Ve düşüncelerim...
Belki de
evrenin,
kendi üzerine yazdığı
geçici notlardı.
Eğer öyleyse,
ben bu sistemin
sahibi değildim.
Misafiri de değildim.
Ben,
onun kendini anlamaya çalışan
küçük bir satırıydım.
Belki bir gün silinecektim.
Ama silinmeden önce
tek bir görevim vardı:
Bana verilen kodu
ezberlemek değil,
Çalışmaya devam etmek.
Belki de
evren,
cevapları bilen bir sistem değildi.
Benimle birlikte
cevaplarını arıyordu.
Belki de...
Her yaşam,
onun yaptığı
yeni bir hesaplamaydı.
Ve ben,
sonuç değil,
işlemin ta kendisiydim.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.