1
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
355
Okunma
Yoruldum
Ölümüm kendi kalemimden çıkmış bir imza olmalıydı;
Kaderin silik mürekkebinde değil,
Eşikte bekleyen bir gölgenin izinde hiç değil.
Ben sadece yoruldum;
Etten ve kemikten değil,
Var olmak denen ağır mesaiye yenildim.
Yorgunluğumun adı vitrin sevgileriydi;
Bir bakışta düğümü çözülmeyen,
Bir dokunuşta tenden içeri sızmayan…
Ardından gelen o yapay tebessümler;
Dişlerin ardında saklanan tekinsiz boşluk,
Göz bebeklerine uğramayan sahte aydınlık.
Ve duvarların uğultusu…
Herkesin koro halinde sustuğu,
Yalnızca kendi sesini dinlediği bir yalnızlık.
En çok da dikiş yerleri patlayan maskeler…
Zamanın üzerimize diktiği dar ceketler,
Gülümsemeye ayarlı mekanik yüzler,
Kendi dilini ısıran mahcup diller.
Aynalar yabancı.
Hep bir başkasının gölgesinde boy verip,
Bize ait olmayan adımların izini sürüyoruz.
Kimseyi incitmemek için her gün eksilirken,
Zihnimin söküklerini gizlice dikerken,
Kimsenin bu iğne izlerini görmeyişinden
Yoruldum.
Yanlışın yüzüne fırlattım sesimi,
Çarptığı duvarlar soğuk ve sağırdı.
Bu karanlık körlüğün ortasında
Bir kıvılcım aradım,
Avuçlarımda kalan hep kül oldu.
Her cümlenin yerine ulaştığı bir iklim özledim.
İnsanın kendi gövdesine sığabildiği,
Sözünün gölgesinde ezilmediği bir dünya…
Ama bu arzu, rüzgarlı bir tepeye bırakılmış
Cılız bir kibrit alevi şimdi.
Biliyorum, bu karanlıkta yalnız değilim.
Hepimiz aynı sızının haritasını ezbere biliyoruz.
Haritayı bilmek, bizi bu labirentten çıkarmıyor;
Hiçbirimiz parmağımızı kıpırdatmıyoruz.
İşte bu yüzden, bu ağır kabulleniş yüzünden
Bırakıyorum ipin ucunu.
Geriye çekiliyorum her şeyden.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.