2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
1575
Okunma

Bazı şeyler var
hatırlasam içim yanar
bırakılmış gönlümün içinde
öylece yüzen ...
kim bakmışta bulmuşki
kim anlamış beni
bazen akşamı edene kadar çok ağır
bir bir akıyor gözümün içinde
bir zaman makinesine tabi...
Gittikçe uzuyor günler,
boyumdan çok.
Ezik bir gül gibi,
çoğalıyor kırmızının harcı.
Boş bakıyor yüzler...
Gittikçe daha çok bakıyor bana ,
yüzümdeki bıkmış harç.
Elimdeki kağıtlarda açıyor,
geçmişin efkarlı yüzleri...
Akacak binlerce kez akacak
bizim üstümüze yığılacak taneleri
altındaki mezarlar olacağız
yaşlı kemikler tıkırdayacak
yazdıklarımız ve resimlerimiz..
bizimle işi bittiğinde hayatın ,
zaman kalın bir giysi gibi saracak bizi
hiç bir yerimiz görünmeyecek .
seni tutan kıskaçlar soğur
içimde içindekinden de çok soğur
havanın tutumsuz sözleridir bu
asla kesinleşemez bir sonraki gün ...
ölüm sağ kalırmı hiç
tüm ailem tahta bir kutunun içinde tepkisiz
keşke tüm kaybettiklerime
bende toprak atabilsem
kapansa geçmişin tüm kapıları.
beyaz bir elbiseyle
ben anlıyordum onu
herkes aynı tenhayla karşılaşır...
Bayırlardan aşağıya düşen bir çığ
bir şarkının tuhaflığıyla söylerim
kendi kendime
kağıt bıçağa dönüşebilir düşünülürse
Açık bir kapı bırak,
istediğimizde baharı bulmak için .
pencereye yaklaştır,
bulutları sevdiğimizde,
görmek için yağanları.
resimden baktığında ağlama ,
yokken şimdi sen
o kağıtta seni düşünüyorum
lütfen alıp gitme görüntünü
seni izlemem gerek çünkü....
aklından geçen hatıralarla konuşur
parmak uçlarında zonklayan hazin bir mektup
göz bebeklerime yüklenişi gibi zorunlu....
özüm yıkık bir bina
konuşacak kimse kalmadı..
Beklemek
kırılan bir dalda
ağaç sanmak, ağaç olmak
kurduğum salıncaklar çürüdü...
şimdi yine yoksun farklı olsada
dünyadan uzak
sallanıyorsun yıkılmaya...
5.0
100% (4)