0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
29
Okunma
Denizin dibinde uyuyan bir çığlık,
Yüzeye vuramayan o eski ayrılık.
Uçurtmalarımız kayıp, rüzgâr esti de gitti,
Hangi gökyüzü tutar şimdi o kopan ipi?
Gökyüzü bir yara artık, mavisi solgun,
Tutunduğumuz her dal kırık, her yaprak yorgun.
Derin bir kuyunun dibinde yankılanır sesim,
Ne kadar bağırsam da dünyaya, çıkmıyor nefesim.
Zaman, üstü örtülmüş bir çocukluk masalı,
Hangi rüzgâr kopardı tutunduğumuz dalı?
Sokaklar dilsiz şimdi, pencereler kapalı,
İçimde uçuramadığım binlerce kanat yaralı.
Sen, bende biriken bütün yağmurların adı,
Ben, sende unutulan bir hikâyenin tadı.
Şimdi her köşe başı, kırık aynalar parça parça,
Yüzümüze vuruyor gidişini acımasızca.
Bir gün dönersin diye sığındığım o tenha köşe,
Adını fısıldar gece, sessizlik peş peşe.
Şimdi hangi rüzgâra emanet etsem adını,
Kül ediyor içimde sakladığım o cennet yurdunu.
Yorulduk biliyorum, yollar darmadağın,
Gölgesi ağır geliyor üzerimize bu yıkık dağın.
Biz ki o kuytu parklarda gökyüzünü büyüten çocuklardık,
Şimdi kendi kalbimizin enkazında dilsiz kaldık.
Bazen bir martı geçer unutulmuş kıyılardan,
Bir selam getirir sanki yarım kalmış yarınlardan.
Anlarım ki hiçbir ayrılık tamamen bitmiyor,
Bazı vedalar insanın içinde ömür boyu sürüyor.
Yine de içimde susmayan o inatçı bahar,
Köklerimde direnen, filizlenen bir şeyler var.
Varsın uçurtmalar kaybolsun, ipler kopsun elinde;
Biz o yangından kalan en güzel külleriz bu kentin dilinde.
Ve bir gün rüzgâr diner, gökyüzü yeniden açılır,
Kırılmış umutlar bile sessizce yerinden doğrulur.
Çünkü bazı uçurtmalar dönmez belki bir daha göğe,
Ama insan, en çok düştüğü yerden kanatlanır yeni bir güne.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.