0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
46
Okunma
Boşuna gelmişim bu dünyaya,
ne ektim, ne biçtim...
Dağın yamacında yalnız bir ağaç gibiyim,
rüzgâr vurdukça sallanıp duran.
Ne gölgeme sığınan var,
ne dalıma konan bir kuş.
Meğer yürüdüğüm bütün yollar,
sonu görünmeyen birer yokuş...
Köklerim toprağa küskün,
yapraklarım düşüyor bir bir.
İçten içe çürüyorum,
içten içe kuruyorum.
İçimde biriken bu sızı,
ne diner ne de unutulur.
Bir ömürdür taşıyorum onu,
her nefeste biraz daha büyüyen.
Gelen vurdu,
geçen kırdı,
yine de eğmedim başımı.
Geceler sırdaşım oldu,
karanlığa anlattım gözyaşımı.
Bir deli rüzgârdır ömrüm,
savurur durur küllerimi.
Bilmem hangi mevsim yeşertir,
şu kuruyan dallarımı?
Toprak bile ağır geliyor artık,
çekmez oldu bu yükümü.
Hangi vefasız balta vurdu,
kesti benim kökümü?
Ne bir bahar müjdesi,
ne gökyüzünde bir umut...
Etrafımı sarıp bekliyor,
gitmek bilmeyen o kara bulut.
Yıllardır aynı yarayı
aynı yerden kanatırım.
Kimselere belli etmeden,
içimde sessizce ağlarım.
Bazen düşünürüm;
belki de suçum,
herkese gölge olup
kendime güneş olamayışımdır.
Yine de duruyorum ayakta,
fırtınaya inat der gibi.
Yalnızlığın ortasında,
unutulmuş bir yurt gibi...
Ve bir gün devrilirsem eğer,
duymasın kimse sesimi.
Çünkü ben en çok
ayakta kalırken tükettim kendimi.
Şimdi dallarım kırık olsa da,
köklerimde son bir direnç var.
İçten içe ölsem bile,
köklerimde hâlâ susmayan bir bahar var.
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.