0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
10
Okunma
Koridorun ışıkları
geceyi bile susturuyordu.
On yıl boyunca
ölümün yüzüne baktım;
her defasında
başka bir sessizlik düştü önüme.
Ama o gün
ölüm, bir annenin ardından
kapının eşiğinde bekliyordu.
Oğlu oradaydı.
Dünyanın bütün kelimeleri
onun cebine sığmayacak kadar büyüktü;
ama annesinin ayak seslerini
bin kalabalığın içinden seçebilirdi.
Yanına yürüdüm.
Bir cümle vardı aramızda,
söylenirse çocukluğunu da
yaralayacak.
“Annen…”
Sustum.
Bazı kelimeler
insanın ağzında değil,
vicdanında ağırlaşır.
“Artık yok.”
Gözlerini kapıya çevirdi.
Sanki ölüm
yanlış odaya girmişti.
Birazdan kapı açılacak,
annesi çıkacak,
günün bütün karanlığını
iki eliyle toplayıp
“Buradayım,” diyecekti.
Sonra bana baktı.
“Annem şimdi
eve gelmeyecek mi?”
O soruyla
koridorun bütün duvarları
bir anda üstüme kapandı.
Yıllardır ölüm anlatıyordum insanlara;
ilk kez
ölümün bir insandan çok
bir eve girdiğini gördüm.
Çocuk sustu.
Cebinden
buruşmuş bir kâğıt çıkardı.
Annesinin el yazısıydı.
“İlaçlarını içmeyi unutma.
Akşam seni bekliyorum.”
İki satır…
Bir annenin
ömründen geriye kalan
küçük bir nöbet.
Kâğıdı avuçlarının arasında tuttu.
Sanki buruşturulan kâğıt değil,
annesi kaybolmasın diye
hayatın ucunu sıkıyordu.
Sonra yine kapıya baktı.
Kapı sustu.
Akşam,
henüz gelmeden
yetim kalmıştı.
Ve çocuk,
dünyanın en ağır cümlesini
neredeyse nefessiz söyledi:
“Ben eve gidince…
annem beni bulamazsa
korkar.”
O an
ölümün bir bedeni değil,
bir düzeni gömdüğünü anladım.
İlaç saatlerini,
sofradaki karşılığı,
kapının arkasındaki sesi…
Bir annenin
her akşam bıraktığı
küçük ışıkları.
Çocuk eve dönecekti.
Anahtar yine cebinde olacaktı.
Kapı yine açılacaktı.
Duvarlar yerinde duracaktı.
Ama içeride
onu bekleyen hiçbir şey
“Ben buradayım” demeyecekti.
Ve belki de
insanın başına gelebilecek
en büyük sessizlik buydu:
Bir eve girersin…
Her şey yerli yerindedir.
Sadece
annen yoktur
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.