0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma
Bir şehir vardı içimde yanan
Adını kimse bilmezdi,
Çünkü haritalar kalbi çizemezdi.
Sen;
Küllerin arasından geçerken,
Bütün sessizlikler eğildi sana.
Kül yağıyordu göğün damarlarından
Zaman, paslı bir bıçak gibi ağırdı;
İnsanlar kendi gölgelerine taparken,
Ben sende unuttuğum yüzümü buldum.
Bir cam kırığı gibi parlıyordu gece,
Her adımın bir dua kadar keskin...
Sana bakmak bile
Yasaklanmış bir hakikat gibiydi.
Bütün dünya sus dedi,
Ben adını söyledim içimden.
Çünkü bazı isimler,
Yıkımdan bile daha gerçektir...
Kül senfonisi çalıyor içimde,
Yıkılmış gökyüzünün kemanları ile.
Sen dokunmadan bile
Değişen bir şey var,
Ben artık eski ben değilim...
Kül senfonisi çalıyor içimde
Aşk, enkazın ortasında bir ışık.
Ne kadar yok etseler de bizi,
Biz yanarak var olanlarız.
Demir kapılar kapandı üstümüze
Şehir, kendi çığlığını yuttu.
Ben senin sesini,
En karanlık duvarda bile duydum.
Bir çocuğun unutulmuş,
Düşü gibiydi dünya...
Kırılgan ama inatçı
Ve sen,
O düşün içindeki tek gerçek renk.
Bize “Git” dediler,
Biz kaldık;
Çünkü bazı kalışlar,
Bir ömre bedeldir.
Eğer dünya bizi unutursa
Biz küllerin hafızasında yaşarız;
Eğer gök çökerse üstümüze
Biz yerin altından ışık oluruz...
Bize kayıp dediler,
Oysa biz
Kayıp değil,
Seçilmiş yanıklardık...
Kül senfonisi çalıyor içimde
Ve sen hâlâ en saf notasın.
Her yıkım bir başlangıçsa
Biz sonsuzun eşiğindeyiz.
Kül senfonisi çalıyor içimde,
Adını kaybetmeyen bir evren gibi...
Ben seni her yoklukta bulurum
Çünkü aşk, küllerden daha inatçı.
Ve dünya sustuğunda…
Geride sadece,
Kül ve sen kaldın.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(26 Mayıs 2026)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.