17
Yorum
39
Beğeni
5,0
Puan
614
Okunma

Hüzzamlaştırdın rastı, ağlattın nihâvendi,
Bîçâre yüreğimi bilinmeze sen saldın.
Şu kadersiz aşığı yendi maşuğun fendi,
Beni dertten dermana dönülmeze sen saldın.
Ben kendimden vazgeçip türâbın olmadım mı?
Kemiğim etten yoksun, harabın olmadım mı?
Mey sunduğum gönlüne şarabın olmadım mı?
Doğmamış çocuğa don biçilmeze sen saldın.
Aydınlıkta yolunu şaşıran da sendin yâr,
Gözümden incileri taşıran da sendin yâr,
Beytülmâlden hırkayı aşıran da sendin yâr,
Helal ile haramı seçilmeze sen saldın.
Hüsrânımı görenler, benimle ağlar oldu,
Mecnun derdime yandı, karalar bağlar oldu,
Elim, yüzüm, vücûdum yaralar bağlar oldu,
Balı zehir eyleyip içilmeze sen saldın.
Var sandığım bu aşkın ateşinin közü kör,
Yanışıma lâl kalan ruh eşinin özü kör,
Ardına bakmadığın gidişinin gözü kör,
Ayan beyan olanı görülmeze sen saldın.
Can alıcı tetikte, her an fırsat kollarken,
‘Ansızın geleceğim’ diye haber yollarken,
Çilem kırık kalbimi, keyfe keder sollarken,
Mutluluğu Sırat’tan geçilmeze sen saldın.
Hüsran rüzgârlarının gidiyorken izinde,
Hiç saklım kalmasa da yüreğimin gizinde,
Çabalarım beyhûde pişmanlık denizinde,
Merâmımı ellere saçılmaza sen saldın.
Beni yaktın kavurdun sen de yan için için,
Bir kez olsun sorama, diyeme ‘neden, niçin?’
Kendince sebeplerle benden gittiğin için,
Dut yedirdiğin dili açılmaza sen saldın.
5.0
100% (17)