1
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
2534
Okunma
Bir akşamın en derin yerinden yürüyüp geldin bana;
gökyüzü, omuzlarına bütün mavilerini bırakmıştı.
Rüzgâr, saçlarının arasından geçen eski bir şarkıyı
şehirlerin paslı balkonlarına usulca asıyordu.
Ben, yıllardır suskunluğunu taşıyan bir denizdim;
sen, kıyılarıma ilk defa baharı getiren yağmur.
Ellerin değince
takvimler yorulmayı unuttu.
Saatler, birbirine yaslanmış iki serçe gibi
aynı zamanı sevmeye başladı.
Sokak lambaları bile
adını fısıldayan ışıklarla uzadı gecelere;
çünkü aşk,
yalnız kalplerde değil,
taşın toprağın hafızasında da çiçek açıyormuş.
Gamzende gizlenen ince bir güneş vardı;
gülüşün,
çocukluğumdan kalmış bütün uçurtmaları
yeniden göğe bıraktı.
Ben artık hüznü değil,
gözlerinin içindeki sabahı ezberliyordum.
Sen konuşurken,
pencereler denize dönüşüyor,
martılar göğsümde beyaz bir sevinç gibi kanat çırpıyordu.
Bir gün anladım;
kavuşmak, aynı şehre varmak değilmiş yalnız.
Aynı sessizliğe inanmak,
aynı yıldızın altında birbirinin kalbinde çoğalmakmış.
İki yalnızlığın
aynı gökyüzüne bakarken
tek bir mutluluğa dönüşmesiymiş aşk.
Şimdi dünya,
avuçlarımızın arasında büyüyen nar çiçeği kadar kırmızı,
ilkbahar kadar cömert.
Gece, omzumuza yaslanıp usulca gülümsüyor.
Ay, denizin alnına senin adını yazıyor.
Ve ben biliyorum;
bundan sonra hangi rüzgâr eserse essin,
hangi mevsim geçerse geçsin,
kalbimin en güzel ülkesi
senin gözlerinde kurulmuş o sonsuz maviliktir.
Çünkü geldin...
ve hayat,
uzun zamandır beklediği şiire nihayet kavuştu.
Taha Bilal Mustafa Kekeç
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.