Bunların üst sınırı sefa’da; doğumlar, evlilikler, ani zengin oluşlar, hasretlerin kavuşması.. v.b. nadir yaşanan sevinç anlarıdır. Cefası ise kısaca “insanı, ah-vah.." ettiren, sebepler silsilesi...
Bir de, insanlık tarihinin “SEFASI VE CEFASI” vardır ve bunlar da, fizik alem (dünya)de yaşanan; sebepleri de, fiilleri de, sonucu da.. dev boyutlu olan, benzersiz olaylar vardır. Nuh’un tufanı, Hz. Musa’ (as)nın Asa’sıyla denizin yarılması, çağ değiştiren İstanbul’un alınması.. vb. gibi. Bunlar da bakış açısına göre, bazısına göre sefa, bazısına göre ise cefa!..
Ancak, insanlık tarihinde; Bir de, bir “KUL" ve "RESUL’ün” bir olayı vardır ki; bir benzeri ve tekrarı olmayan ve de bir daha olmayacak bir şekilde, kişiye özel olarak ve bir defalık yaşanmıştır.
Fizik alemleri, metafizik aleme.. bu kulunu da Rabb’ine ve Rabb’inin huzuruna çıkarak kabul edilmesi, hasretini coşkuyla ve edeple gidermesi.. benzersiz lütûflara kavuşması.. ayrıca, bütün kulların, bu olaydan “NAMAZ” adıyla pay sahibi olması ve o sevgili kul, evine dönünce de; yine boynu bükük, yine gönlü hüzünlü ve yine; ümmeti, ümmeti.. diye döğünen, bir mütevazilik sunması...
Evet; bu “Kul,” alemlere rahmet olarak gönderilen.. O, ki; "kurutulmuş et yiyen, bir kadının oğlu.." ve "güzel ahlâkı tamamlamak üzere yeryüzüne gelen, Hz. Muhammed Mustafa (SAV) ve "MİRAÇ" olayıdır. Aşağıda şiirde bu “MİRAÇ” olayını dile getirmeye çalıştım.
...
Devamını oku »