Denk olmayan birleşmelerin en kötüsü gönüllerinkidir. chamort
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun

Ha O Ağaç, Ha Ben...

Yorum

Ha O Ağaç, Ha Ben...

( 8 kişi )

7

Yorum

13

Beğeni

5,0

Puan

240

Okunma

Ha O Ağaç, Ha Ben...



Bazen durup uzun uzun düşünüyorum...

İnsan olmak ne kadar büyük bir lütufmuş meğer.

Bir ağacın gölgesinde otururken, rüzgârın dallarını usulca sallayışını seyrederken, içimden sessizce şu cümle geçiyor:

"Ha o ağaç... ha ben..."

Sonra bu cümlenin ağırlığı yüreğime çöküyor.

Çünkü biliyorum ki Allah, insana sadece nefes vermedi. Ona akıl verdi, vicdan verdi, irade verdi. Düşünmeyi, sorgulamayı, sevmeyi, merhamet etmeyi ve doğru ile yanlışı ayırt edebilmeyi nasip etti. Kimi ilimle sınandı, kimi servetle... Kimi şöhretin gölgesinde yürüdü, kimi sessiz bir ömür sürdü. Kiminin yükü ağırdı, kiminin imkânı genişti. Ama herkes, kendine verilen emanetin sahibi olarak bu dünyaya gönderildi.

Belki de yaratılışın en büyük mucizesi tam burada saklıdır.

İnsan, sadece etten ve kemikten ibaret değildir. Bir beden taşır ama içinde görünmeyen bir ruh vardır. O ruh, bazen bir çocuğun tebessümünde çoğalır, bazen bir annenin duasında huzur bulur, bazen de gecenin sessizliğinde Rabbini arar.

Kuruyan bir yaprak mevsimi bekler. Bir ağaç toprağa kök salar ve kendisine emredileni eksiksiz yerine getirir. Ne itiraz eder ne de başka bir yol arar. Çünkü onun iradesi yoktur.

İnsan ise iradesiyle var edilmiştir.

İşte bütün ağırlık da burada başlar.

Allah, insanı yeryüzünde halife olarak yaratmış, yaratılmışların en şereflisi kılmıştır. Bu öyle büyük bir ikramdır ki, insan bazen bu nimetin farkına bile varmadan bir ömür geçirir. Günler birbirini kovalar, yıllar sessizce tükenir. Koşuşturmalar arasında insan, neden geldiğini, nereye gideceğini ve kendisine verilen emanetin büyüklüğünü unutabilir.

Oysa insanın kalbi, yalnızca dünya ile dolacak kadar küçük değildir.

Ne kadar sahip olursa olsun, içinde tarif edemediği bir eksiklik kalır. Çünkü ruhun aradığı şey, dünyanın sunduklarından çok daha derindir.

Belki de bu yüzden bazı geceler uykular kaçar.

Kalabalıkların içinde bile insan kendini yalnız hisseder.

Aynaya baktığında yüzünü görür ama ruhunu göremez.

İşte o anlarda insan kendi kendine şu soruyu sormalıdır:

"Ben gerçekten niçin buradayım?"

Bu soru bazen bütün cevaplardan daha kıymetlidir.

Çünkü cevap arayan kalp, hakikate biraz daha yaklaşır.

İnsan olmak; sadece yaş almak değildir.

Sadece yemek, çalışmak, kazanmak ve ardından sessizce göçüp gitmek de değildir.

İnsan olmak; kendine verilen aklın, vicdanın ve iradenin hakkını verebilmektir.

Bir çiçeğe bakarken Yaratan’ı hatırlayabilmek...

Bir yetimin gözyaşında kendi evladını görebilmek...

Bir mezarın başında dünyanın faniliğini hissedebilmek...

Ve bütün bunların ardından hâlâ şükredebilmektir.

Ne gariptir ki bazen bir ağacın yaptığı kadarını bile yapamıyoruz.

O, kendisine emredildiği gibi yaşar.

Biz ise çoğu zaman neden yaratıldığımızı unuturuz.

İşte "Ha o ağaç, ha ben..." sözü tam da burada anlam kazanıyor.

Eğer insan, kendisine bahşedilen aklı, vicdanı ve iradeyi kullanmadan yaşarsa; yaratılış gayesini unutursa; yalnızca günü tüketip ömrünü harcarsa, o zaman sahip olduğu bunca nimetin kıymetini de fark edemez.

Oysa insan, bir ağaçtan farklı yaratılmıştır.

Farkı; konuşabilmesinde değil...

Yürüyebilmesinde değil...

Düşünebilmesinde, inanabilmesinde, merhamet edebilmesinde ve kendisini Yaratan’a yöneltebilmesindedir.

Belki de hayat, bize her gün yeniden verilen sessiz bir fırsattır.

Eksiklerimizi görmek...

Yanlışlarımızı fark etmek...

Kalbimizi onarmak...

Ve emanetin hakkını vermeye biraz daha yaklaşabilmek için...

Ömür dediğimiz şey, avuçlarımızdan usul usul dökülen kum taneleri gibi azalıyor. Hiç kimsenin vakti sandığı kadar uzun değil.

Geriye ne servet kalıyor ne alkış...

Ne unvanlar kalıyor ne de gösteriş.

Geriye yalnızca kalbin taşıdığı niyetler, yapılan iyilikler, edilen dualar ve Rabbine duyulan samimi teslimiyet kalıyor.

Belki de insanın en büyük yolculuğu, dünyayı dolaşması değil; kendi kalbine doğru yürüyebilmesidir.

Ve insan, o yolculuğu tamamlayabildiği gün, artık bir ağaca bakıp "Ha o ağaç, ha ben..." demez.

Çünkü bilir ki kendisine verilen ömür, sadece yaşamak için değil; yaratılışın hikmetini fark ederek yaşamaya çalışmak içindir. :::

ALİ RIZA COŞKUN

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (8)

5.0

100% (8)

Ha o ağaç, ha ben... Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Ha o ağaç, ha ben... yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Ha O Ağaç, Ha Ben... yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Rabia Asya Öztürk
Rabia Asya Öztürk, @ozturkasya
11.7.2026 23:49:58
5 puan verdi
Kaleminize yüreğinize gönlünüze sağlık
Selam ve saygılarımla hocam
Tercanlı24
Tercanlı24, @tercanli24
11.7.2026 11:13:58
5 puan verdi

kutlarım
yine güzel yazı okudum sayfanızda
kalemin daim olsun
başarılarının devamını dilerim
selam ve saygılarımla gönderiyorum...
Gülüm Çamlısoy
Gülüm Çamlısoy, @gulum-camlisoy
10.7.2026 13:27:19
5 puan verdi
eşsiz

daim olsun kaleminiz


selamlar
Müjgan Akyüz
Müjgan Akyüz, @mujganakyuz
10.7.2026 12:40:43
5 puan verdi
Geriye yalnızca kalbin taşıdığı niyetler, yapılan iyilikler, edilen dualar ve Rabbine duyulan samimi teslimiyet kalıyor.

Ders alınacak bir yazıydı, çok güzeldi
ramazancelik
ramazancelik, @ramazancelik
10.7.2026 10:15:05
Yüreğine sağlık kalemin daim olsun inşallah. Kulluk bilincinde sratımustakim üzere olmak gerek rabbim ayırmasın inşallah.
Zümrüt Kul Hasani
Zümrüt Kul Hasani, @hasanbelek
10.7.2026 09:54:06
5 puan verdi
KUTLUYORUM hocamı ve harika şiirini.
Yüreğine Sağlık.
Selamlar saygılar sunarım ❤️☕👍🙏✍️🇹🇷
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
10.7.2026 09:14:39
5 puan verdi
Ha O Ağaç, Ha Ben...


Bazen durup uzun uzun düşünüyorum...

İnsan olmak ne kadar büyük bir lütufmuş meğer.

Bir ağacın gölgesinde otururken, rüzgârın dallarını usulca sallayışını seyrederken, içimden sessizce şu cümle geçiyor:

"Ha o ağaç... ha ben..."

Sonra bu cümlenin ağırlığı yüreğime çöküyor.

Çünkü biliyorum ki Allah, insana sadece nefes vermedi. Ona akıl verdi, vicdan verdi, irade verdi. Düşünmeyi, sorgulamayı, sevmeyi, merhamet etmeyi ve doğru ile yanlışı ayırt edebilmeyi nasip etti. Kimi ilimle sınandı, kimi servetle... Kimi şöhretin gölgesinde yürüdü, kimi sessiz bir ömür sürdü. Kiminin yükü ağırdı, kiminin imkânı genişti. Ama herkes, kendine verilen emanetin sahibi olarak bu dünyaya gönderildi.

Belki de yaratılışın en büyük mucizesi tam burada saklıdır.

İnsan, sadece etten ve kemikten ibaret değildir. Bir beden taşır ama içinde görünmeyen bir ruh vardır. O ruh, bazen bir çocuğun tebessümünde çoğalır, bazen bir annenin duasında huzur bulur, bazen de gecenin sessizliğinde Rabbini arar.

Kuruyan bir yaprak mevsimi bekler. Bir ağaç toprağa kök salar ve kendisine emredileni eksiksiz yerine getirir. Ne itiraz eder ne de başka bir yol arar. Çünkü onun iradesi yoktur.

İnsan ise iradesiyle var edilmiştir.

İşte bütün ağırlık da burada başlar.

Allah, insanı yeryüzünde halife olarak yaratmış, yaratılmışların en şereflisi kılmıştır. Bu öyle büyük bir ikramdır ki, insan bazen bu nimetin farkına bile varmadan bir ömür geçirir. Günler birbirini kovalar, yıllar sessizce tükenir. Koşuşturmalar arasında insan, neden geldiğini, nereye gideceğini ve kendisine verilen emanetin büyüklüğünü unutabilir.

Oysa insanın kalbi, yalnızca dünya ile dolacak kadar küçük değildir.

Ne kadar sahip olursa olsun, içinde tarif edemediği bir eksiklik kalır. Çünkü ruhun aradığı şey, dünyanın sunduklarından çok daha derindir.

Belki de bu yüzden bazı geceler uykular kaçar.

Kalabalıkların içinde bile insan kendini yalnız hisseder.

Aynaya baktığında yüzünü görür ama ruhunu göremez.

İşte o anlarda insan kendi kendine şu soruyu sormalıdır:

"Ben gerçekten niçin buradayım?"

Bu soru bazen bütün cevaplardan daha kıymetlidir.

Çünkü cevap arayan kalp, hakikate biraz daha yaklaşır.

İnsan olmak; sadece yaş almak değildir.

Sadece yemek, çalışmak, kazanmak ve ardından sessizce göçüp gitmek de değildir.

İnsan olmak; kendine verilen aklın, vicdanın ve iradenin hakkını verebilmektir.

Bir çiçeğe bakarken Yaratan’ı hatırlayabilmek...

Bir yetimin gözyaşında kendi evladını görebilmek...

Bir mezarın başında dünyanın faniliğini hissedebilmek...

Ve bütün bunların ardından hâlâ şükredebilmektir.

Ne gariptir ki bazen bir ağacın yaptığı kadarını bile yapamıyoruz.

O, kendisine emredildiği gibi yaşar.

Biz ise çoğu zaman neden yaratıldığımızı unuturuz.

İşte "Ha o ağaç, ha ben..." sözü tam da burada anlam kazanıyor.

Eğer insan, kendisine bahşedilen aklı, vicdanı ve iradeyi kullanmadan yaşarsa; yaratılış gayesini unutursa; yalnızca günü tüketip ömrünü harcarsa, o zaman sahip olduğu bunca nimetin kıymetini de fark edemez.

Oysa insan, bir ağaçtan farklı yaratılmıştır.

Farkı; konuşabilmesinde değil...

Yürüyebilmesinde değil...

Düşünebilmesinde, inanabilmesinde, merhamet edebilmesinde ve kendisini Yaratan’a yöneltebilmesindedir.

Belki de hayat, bize her gün yeniden verilen sessiz bir fırsattır.

Eksiklerimizi görmek...

Yanlışlarımızı fark etmek...

Kalbimizi onarmak...

Ve emanetin hakkını vermeye biraz daha yaklaşabilmek için...

Ömür dediğimiz şey, avuçlarımızdan usul usul dökülen kum taneleri gibi azalıyor. Hiç kimsenin vakti sandığı kadar uzun değil.

Geriye ne servet kalıyor ne alkış...

Ne unvanlar kalıyor ne de gösteriş.

Geriye yalnızca kalbin taşıdığı niyetler, yapılan iyilikler, edilen dualar ve Rabbine duyulan samimi teslimiyet kalıyor.

Belki de insanın en büyük yolculuğu, dünyayı dolaşması değil; kendi kalbine doğru yürüyebilmesidir.

Ve insan, o yolculuğu tamamlayabildiği gün, artık bir ağaca bakıp "Ha o ağaç, ha ben..." demez.

Çünkü bilir ki kendisine verilen ömür, sadece yaşamak için değil; yaratılışın hikmetini fark ederek yaşamaya çalışmak içindir. :::

Bu metin, derin bir tefekkürün, insanın kendi içine yaptığı o en zorlu ve en kıymetli yolculuğun sesi. Bir ağacın sessiz teslimiyeti ile insanın irade ve sorumluluk dolu varoluşunu karşılaştırarak, hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz "neden buradayız?" sorusunu çok zarif ve sarsıcı bir dille hatırlatıyor. İnsan olmanın sadece nefes almaktan ibaret olmadığını; akıl, vicdan ve merhametle donatılmış bu büyük emanetin hakkını verme çabası olduğunu iliklerine kadar hissettiren, kalbi bütünüyle hakikate ve şükre yönlendiren bir iç döküş.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL