0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
23
Okunma
Bir bulut geçiyor şehrin üstünden,
beyaz değil yalnız,
içinde uzak tarlaların kokusu,
denize açılmış balıkçıların uykusu
ve akşam paydosunu bekleyen işçilerin teri var.
Bir bulut geçiyor,
ne pasaport soran var ona
ne de önüne sınır çizen.
Dağların alnına dokunuyor,
çatıların kiremitlerine,
hapishane avlularına,
çocukların gökyüzüne kaldırdığı avuçlara.
Ey bulut,
sen bu kadar özgürken
neden insanların omuzları böyle ağır?
Neden bir evde ekmek bölünürken
öteki evde sofralar taşar?
Neden aynı yağmur
birinin bahçesinde çiçek,
ötekinin damında keder olur?
Bulut cevap vermiyor.
Yürüyor göğün geniş caddesinde,
rüzgâr önünde,
güneş arkasında,
yeryüzünün bütün acılarını
bir mendil gibi cebine koyarak.
Sonra yağmur başlıyor.
Bir damla düşüyor nasırlı bir ele,
bir damla yeni dikilmiş fidana,
bir damla annesini bekleyen çocuğun yanağına.
Ve dünya, kısa bir süre için,
aynı suyla yıkanıyor.
Biliyorum,
bulutlar dağılır,
yağmurlar diner,
gökyüzü yeniden mavi olur.
Ama insan,
bir kere başını kaldırıp da
bulutların sınır tanımadan yürüdüğünü gördü mü,
artık hiçbir duvarı
sonsuz sanmaz.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.