2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
89
Okunma
Bir kız sevmiştim zamanın bir yerinde.
Adı Zerda’ydı.
Zerda, ömrümün en güzel yerine denk gelmişti.
İnsan bazı insanlarla karşılaşınca hayatının yönünü değiştirdiğini hemen anlayamaz.
Ben de anlayamamıştım.
Onu ilk gördüğüm gün, sıradan bir gün sanmıştım.
Oysa meğer bazı günler, insanın bütün ömrüne açılan gizli kapılarmış.
Masumdu Zerda… Öyle temiz, öyle sessiz bir güzelliği vardı ki, baktığında insan kendi içindeki bütün kirleri görür, utanırdı. Gülüşünde sabahın ilk ışığı, susuşunda akşamın hüznü vardı.
Bir de bakışı…
Öyle bir bakardı ki insan, gözlerinin içinde kaybolurken kendini bulurdu. Onun bir bakışı yüreğime ateş düşürmüş, gönlümün toprağına sevdayı ekmişti.
Ben o günden sonra kalbimin yalnızca bana ait olmadığını anlamıştım.
Birlikte küçücük hayaller kurardık.
Bazen sokağın başında karşılaşır, birkaç kelime konuşurduk.
Bazen hiçbir şey söylemeden birbirimize bakardık. Ama o sessizlik bile uzun uzun konuşurdu bizim yerimize.
Ben onunla bir hayat kuracağımıza inanmıştım.
Çocuklarımızın sesini daha ortada çocuk yokken duymuş, penceremizden içeri girecek güneşin yerini bile hayal etmiştim. İnsan sevince geleceği bugünden yaşarmış. Ben de Zerda’yı severken henüz yaşanmamış yıllara bile özlem duymaya başlamıştım.
Sonra bir gün…
Zerda’nın taşınacağını öğrendim.
Sokağımızın başında bir kamyon durmuştu. Eşyalar taşınıyor, kapılar açılıp kapanıyor, insanlar bir yerlere yetişiyordu. Herkes için sıradan bir telaştı belki. Ama benim için o gün, dünyanın yerinden söküldüğü gündü.
Zerda son kez kapının önüne çıktı.
Elinde küçük bir çanta vardı.
Göz göze geldik.
O an zaman durdu sanki. Sokağın bütün sesleri sustu. Kamyonun motoru, insanların konuşmaları, uzaktan geçen arabalar… Hepsi uzaklaştı.
Sadece onun gözleri kaldı önümde.
Bir şey söylemek istedim.
“Gitme,” demek istedim.
Ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Bazen insanın söyleyemediği tek kelime, bütün hayatının en uzun cümlesi olur.
Zerda arkasını döndü.
Yürüdü.
Bir adım…
Bir adım daha…
Sonra sokağın köşesinde kayboldu.
Ben olduğum yerde kaldım.
O gün Zerda sokağımızdan gitmedi yalnızca.
Benim içimde kurduğum bütün gelecek de onunla birlikte gitti.
O günden sonra aynı sokaktan her geçtiğimde gözlerim onu aradı. Pencerelere baktım, kapısının önünde bir iz aradım. Rüzgâr esse saçlarının kokusunu getirecek sandım. Bir kapı açılsa Zerda çıkacak, bana bakıp gülümseyecek sandım.
Ama hiçbir şey olmadı.
Sokak yine aynı sokaktı.
Güneş yine doğuyor, çocuklar yine oynuyor, insanlar yine evlerine dönüyordu.
Yalnız ben değişmiştim.
Çünkü Zerda giderken arkasında yaşayan bir beden bırakmıştı ama o bedenin içinde eski ben yoktu.
Nefes alıyordum.
Yürüyordum.
Gülümsemeyi bile öğrenmiştim belki.
Ama içimde bir yer, onun gittiği gün sonsuza kadar susmuştu.
İşte o yüzden Zerda’nın sokağımızdan gittiği günü hiç unutmadım.
Çünkü bazı ayrılıklar insanı ağlatmaz.
Bazı ayrılıklar insanın içine sessizce bir mezar kazıp, sevdiği ne varsa oraya gömer.
Ben o gün Zerda’yı uğurladım.
Ama aslında kendi içimde yaşayan adamı da onunla birlikte uğurladım.
Ve yıllar geçti…
Zerda belki hayatına devam etti.
Belki başka sokaklarda başka sabahlara uyandı.
Belki benim adımı bile unuttu.
Ama ben hâlâ o sokağın köşesinde, onun arkasından bakarken kaldım.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkıp gitmez.
Onlar içimizde bir yere gömülür.
Ve biz, ömrümüzün geri kalanını onların mezarına çiçek bırakır gibi hatıralar bırakarak yaşarız.
Benim Zerda’m da öyle kaldı.
Ömrümün en güzel yerinde…
Bir bahar sabahının güneşi gibi.
Ve ben, o güneş battığından beri,
karanlığa alışmayı öğreniyorum.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.