1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
31
Okunma

Beni masaya yatırmadan önce sessizliğimi çıkarın üzerimden…
Çünkü insanı en çok sustuğu yer öldürür.
Ve bilin ki, her cesedin içinde duran şey ölüm değildir;
bazen sadece yarım bırakılmış bir cümledir.
Şimdi açın göğsümü…
Belki kaburgalarımın arasında sıkışıp kalmış bir “keşke” bulursunuz.
Kalbimi tartın;
gramı eksik çıkarsa şaşırmayın.
Zira sevdikçe et değil, ömür eksilir.
Gözlerimi inceleyin.
Retinamda hâlâ gitmeyen bir siluet vardır.
Bilim buna iz der,
ben ise bekleyiş.
Boğazımı kesin.
Belki yutamadığım vedalar düğüm olmuştur orada.
Belki de yıllarca söylemediğim “kal” kelimesi,
gırtlağımın en karanlık yerinde kemikleşmiştir.
Ellerime bakın.
Avuç çizgilerimde kader aramayın.
Ben kaderimi taşırken,
üstelik avuçlarım sadece tutamadıklarımı ezberledi.
Beynimi açın.
Kıvrımların arasında mantık değil,
aynı isme çıkan binlerce düşünce dolaşıyor.
Bir insanı delirten şey,
çok düşünmek değildir.
Bilakis hiç gerçekleşmeyecek ihtimalleri,
gerçekmiş gibi yaşamaktır.
Şimdi sıra kalbime gelsin.
Dikkatli olun…
Orası sadece kan pompalayan bir organ değildir.
Orada hâlâ birinin gülüşü dolaşıyor.
Kaldı ki bazı anılar,
damarlardan daha inatçıdır.
Akciğerlerimi çıkarın.
Belki nefessizlikten ölmediğimi anlarsınız.
Nitekim insan bazen hava bulamaz diye değil,
kendini ait hissedeceği bir gökyüzü bulamaz diye boğulur.
Sonra rapora şunu yazın:
“Vücudunda ölümcül bir yara bulunamadı.”
Nitekim onu öldüren bıçak değildi.
Kurşun değildi.
Hastalık değildi.
Onu,
her gün biraz daha eksilerek yaşamaya alışması öldürdü.
Dosyayı kapatmadan önce,
bir cümle daha ekleyin…
“Otopsi tamamlandı.”
Ne var ki, asıl ceset bu masada yatmıyordu.
Onunki çok daha önce toprağa verilmişti;
her nefesinde biraz daha gömülen ruhuydu.
Şimdi üzerini örtün.
Çünkü bazen en ağır ölüm,
ölmek değil;
yaşadığı sanılarak çürümektir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.