1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
43
Okunma

I-DUMANLI KAPANIŞ
Sandalye bacakları kanatıyor tahtayı.
Herkes gitmiş, ışıklar teker teker sönüyor.
Tezgâhta yarım kalmış dumanlı bir kadeh,
Zamanın dibine çöken o tortuyu izliyor.
Dışarıda şehrin gürültüsü çekildi çoktan,
İçeride duvarların nefesi duyuluyor.
Garson masaya bir kâğıt parçası bırakıyor,
Üstünde içtiklerimin değil, harcanan ömrün hesabı.
Ne bir itirazım var bu kabarık döküme,
Ne de geçmişin hesabını ödeyecek gücüm.
Herkes kendi karanlığına çekildi bu gece,
Bir ben kaldım kendi enkazımın başında.
Son kadeh de devrildi bu dumanlı barda,
Kapanıyor kapılar, vakit tamam artık.
Parayla ödenmiyor ruhun harcadığı o yıllar,
Herkes kendi yalnızlığının hesabını kapatır.
Söndürün son lambayı , beklemeyin beni,
Ben bu karanlığın en son müşterisiyim.
Mesafe açıldıkça derinleşti o yara,
Konuşmadım, çünkü kelimeler kilitledi kapıyı.
Topladım masada kalan can kırıklarını.
Ceplerimde taş değil, suskunluk taşıyorum.
Bir gecenin daha sonuna geldik işte,
Hiçbir şey değişmedi, sadece biraz daha eksildik.
Mühür vuruldu hayata, hesap kapatıldı,
Geriye sadece bu dumanlı geçmiş kaldı.
Kapatın kapıyı arkamdan, ses etmeyin sakın.
Ben kendimden vazgeçtim, bırakın öyle kalsın.
Anahtarı geceye bırakın, kimse dönmesin.
Bu barın son sessizliği benim ismimi söylesin.
2-HAFIZA AŞINMASI
Zihnin pürüzlü yüzeyinde sürtünüyor zaman,
Yüzler silinmiyor, sadece biçim değiştiriyor.
Hatırladıkça eksiliyorum kendi hikâyemde,
Her detay biraz daha paslanıyor içimde.
Silmek istediğim ne varsa kazındı derine,
Eskiden can yakan her şey, dönüştü kör bir çiviye.
Eski bir fotoğrafa bakıyorum odanın köşesinde,
Ben miyim o bilmiyorum, sanki bakışları yabancı.
Anladım ki unutmak bir kurtuluş değilmiş,
Hatıranın kabuk bağlayıp sertleşmesiymiş.
Kireçleniyor zihnimin o ıslak koridoru.
Ne bir ses kaldı geriye ne de bir soru
Hafıza aşınıyor, geriye paslı bir çapa kalıyor,
Zaman değil, insan kendi zihninde eksilir.
Çektikçe derinleşir ruhumdaki çatlaklar,
Geçmişime sığmayan bir kiracı yaşar.
Unutuş bağışlamaz artık hiçbirimizi,
Bu ağır enkaz örter eski izimizi.
Ne kadar çabalasam da toplanmıyor dağılan harfler,
Kendi üstüme alınmam artık adımı söyleseler.
Bir kuyuya dönüştü zihnimin o berrak kaynağı,
Atılan hiçbir taşın gelmiyor yankısı.
Kabullendim bu sessiz, pürüzlü kireçlenmeyi,
Anladım insan böyle unuturmuş kendini.
Kapanıyor bu defter, siliniyor son çizgi,
Geriye tek bir aşınmış hafıza kaldı sanki.
Sormayın artık o eski yüzleri bana...
Artık kimse kalmadı , zihnimin odalarında
3-SOĞUK OTOPSİ
Çıplak bir ampul sallanıyor tepemde,
Zamanı milim milim soyuyor gölgem.
Deri bir eldiven soğukluğuyla,
Kendi ömrüme dokunuyorum ilk kez.
Ne bir sitem var ne de bir pişmanlık,
O buz gibi neşterin gerçekliği sadece.
Kimsenin uğramadığı o kuytu odada,
Kendi dürüstlüğümün tanığıyım şimdi
Kırık kemiklerin arasından süzülen,
O ham, o işlenmemiş çıplak ağrı.
Geçmişin tozunu üflüyorum masadan,
Yatırıyorum ruhumu otopsi için.
Bağırmıyorum artık bu cerahat karşısında,
Kesip atıyorum o uyuşmuş dokuları.
Her bağ koptuğu yerden kururmuş,
Bunu bir ölüm ilaanı gibi okuyorum.
Kim hangi kuytuda neyi bıraktıysa,
Bu steril sessizlikte yerini buluyor.
Kendi içine tuttuğun o keskin aynayı kıramazsın,
Çünkü o çatlaklardan sızacak kendi hikayendir
Raporun sonuna bir çizgi çekiyorum,
Teşhisimiz bu yeni mevsim kadar net:
Ruhu erkenden katılaşanlar için,
Geriye sadece bu dik duruş kalır.
4-ÇİFT GÖLGE
Bir beden, iki ayrı irade duruyor derinliklerimde.
Biri olduğum adam, diğeri dönüştüğüm o yabancı.
Ne bir kavga var aramızda ne de bir küslük.
Aynı soğuklukla bakıyoruz birbirimizin yüzüne.
İki dilsiz şahit gibi oturduk bu masaya,
Hangimiz asıl, hangimiz gölge belli değil.
Aynadaki ben benden bir saniye sonra kıpırdıyor,
Göz bebeklerimde başkasına ait bir karartı var.
Zihnimin dehlizlerinde iki ayrı ayak sesi,
Biri kaçmaya çalışıyor, çoktan vazgeçmiş diğeri.
Bu sessiz bölünmeyi kabullendim çoktan.
Kendi içindeki yabancıyla da yaşarmış insan.
İki gölge dolduruyor bu tek kişilik odayı,
Biri geçmişin yükü, diğeri geleceğin enkazı.
Aynı kanı taşıyoruz ama dillerimiz yabancı,
Tek bir kabukta hapsolmuş farklı iki insan.
Hesap sormuyoruz artık birbirimizden,
Ne galibi ne de mağlubu var bu iç savaşın.
Aynı yere yürüyoruz ama yollar kesişmiyor,
Sustuğum yerde o da susuyor, konuştuğumda dökülüyor.
Kendi varlığıma bir misafir gibi bakıyorum şimdi,
Kendi evimde kapıyı çalan bir yabancıyım sanki.
Söküp atamam onu içimden, bağlarımız kemikten,
Biz bu ıssızlığı hep iki kişi paylaşmışız hiç bilmeden.
Gece üstümüzü örterken tek bir gölgeyiz görünüşte,
Biliyorum; gün ağardığında yine iki yabancı olacağız.
Işıkları söndürün.. Mühürleyin bu karanlığı..
İki kişi olmak, tek kalmaktan hep daha ağır.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.