7
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
222
Okunma
I- DİLSİZ AYNA
Sabahın gri soğuğu, odada yabancı bir nefes,
Banyoda buğulu bir cam, içimde eski bir kafes.
Sildim nemi elimle, bir yüz belirdi karşıda,
Bakışları benim değil, hapsolmuş başka bir yaşta.
Bu çizgiler kimin izi? Hangi yolların yorgunu?
Göz bebeklerimde sönmüş, bir hayatın sonu.
Çekilen onca sancı, verilen o ağır bedel,
Geriye kalan bu suret, bana her yerinden el.
Dilsiz ayna, söyle bana, bu yabancı kim?
Kendi yüzümün altında, sığınacak bir yerim yok mu?
Yıllar akmış üzerimden, ben hep aynı duraktayım,
Ruhum çoktan terk etmiş, ben hala bu surattayım.
Dokunuyorum cilde, sanki bir kağıt gibi kuru,
İçerideki çocuk susmuş, sormuyor artık soruyu.
Bir maske takmışım meğer, fark etmeden bunca yıl.
Şimdi ayna çatlıyor, dökülüyor binlerce sır
Suretim benden bağımsız, kendi yoluna gitmiş,
Benim sandığım her şey, bu camın önünde bitmiş.
Vazgeçsem ne fark eder?
Ömür dediğimiz şey, tükenmiş ,gitmiş.
II- ESKİ AĞRILAR
Havalar döndü yine, eski bir sızı uyandı yerinden,
Kök salmış bir zehir bu, besleniyor ta derinden.
Üzerini örttüğüm ne varsa, şimdi tek tek dillenir,
Bu yalnız dünyamda, ruhum her gece yeniden kirlenir.
Camlarda yağmur değil, geçmişin o bulanık izi,
Hangi limana sığınsak, yutuyor dalgalar bizi.
İlacı yok bu sancının, ne bir söz ne bir bakış,
Ömrün özeti buymuş: bitmeyen, dilsiz bir nakış.
Eski bir ağrı bu içimdeki, her kış yeniden doğan,
Külü alevlendirip, beni bu dumanlı boşlukta boğan.
Hesaplaşmak neye yarar? Borç ödenmiş, unutulmuş
Gönül dediğin bu viraneye, yüz yaşında bir karga konmuş.
Sandıklar açıldı yine, tozlu gömlekler serildi,
Unuttum sandığım her yara, önüme bir bir verildi.
Sustum, konuşmak sadece yükü ağırlaştırır,
İnsan sustuğu her cevabın, içinde kendi tabutunu taşır.
Zaman üstümden geçer, bu enkaz yerinden kımıldamaz,
Yangın bitti çoktan, bu ölü toprak bir daha canlanmaz.
Ben bu boşlukla barıştım, sahte bir ışığa el açmam artık,
Kendi karanlığımı giydim; uçları sökük, her yanı yırtık.
Kül savruldu, köz sustu, artık sönse ne yazar.
Ağrı dindi, söz bitti, dünya dönse ne yazar.
III- DİRİ GÖMÜLENLER
Kürek sesleri dindi, üzerime ağır bir toprak serildi,
Hayat denilen o uzun kavga, bir nefeste verildi.
Gözlerimi açık bıraktım, karanlığı ezberlemek için,
Hesabı kapattım çoktan, sormuyorum artık niçin.
Nabzım bir sarkaç gibi, boşluğa vurup duruyor,
Zaman bu dar tabutta, kendi kendini kemiriyor.
Kimin bu soğuk veda? Kimin zor ve ağır yükü?
Siyah bir akor bu; ömrün en son , en çıplak öyküsü.
Diri gömülenler kulübü burası, kapısı içeriden kilitli,
Ruhlar yorgun, tenler soğuk, her hatıra biraz lekeli.
Güneş bir daha doğsa bana ne? Gölgem mülkünü terk etti,
İçimdeki o son ışık da, bu dipsiz kuyuda bitti.
Sustum, çünkü konuşmak artık sadece ruhumu kirletir,
İnsan kendi cenazesinde, sessiz kalmayı nasıl becerir?
Toprak doydu sonunda, bu bitmek bilmeyen hırsa,
Ruhum artık bir gölge; zaman dursun, isterse kopsun bu fırtına.
Üstümde biriken bu sessizlik, betondan daha ağır,
Zaman sustu, gök yarıldı, kulaklarım artık sağır.
Ben bu mezarı kendim kazdım, tırnaklarımda kan izi,
Artık hiçbir bahar, ayağa kaldıramaz beni.
Toz çöktü, ses dindi, kuyu artık ağzına kadar doldu,
İp koptu, kova düştü; bu hüküm bir kez daha oldu.
Bu daracık boşlukta ben, artık kimsenin aynası değilim,
Söndürün ışıkları; artık ben bu karanlığın kendisiyim.
IV- EŞİK
Ne geri dönecek bir yolum var, ne de ötesi belli,
Zaman bu dar kapıda, durmuş bekliyor beni sürekli.
Ayaklarım mühürlenmiş, eşik benden hesap sorar,
İçerisi tozlu bir mezar, dışarısı sonsuz bir firar.
Bir adım atsam uçurum, dursam duvarlar daralır,
Geçmişin hayaletleri, her gece kapıma dayanır.
Kimin bu ağır miras? Bu bitmeyen, dilsiz ağrı?
Karanlıkta kaybolmuş, o sessiz imdat çağrısı.
Eşikte kaldım öylece, ne varım ne de yokum,
Kendi dumanımda boğulan, sönmemiş korum.
Araf bu toprakta başlar, bitmez bu uzun sükut,
Geriye ne bir ümit kaldı, ne de bir parça umut.
Kilitler etime geçti, anahtar artık bir kemik,
Zaman bu dar kapıda, kırık bir omurga gibi eğik.
Sustum, çünkü kelimeler sadece boşluğu kirletir,
İnsan sustuğu her cevabın, içinde yavaşça delirir.
Kapı hafifçe aralık, ama geçmeye mecal yok,
Dışarısı çok kalabalık, ama söylemeye zaman yok.
Ben bu eşikte büyüdüm, bu eşikte çürüdüm,
Kendi hayaletimle, sessizce yürüdüm.
Işık söndü, gölge bitti, artık kapansa da bir,
Yol tükendi, söz bitti, dünya dursa da bir.
Bu daracık geçitte, ben kendimi bıraktım,
Bütün köprüleri yaktım, sadece içime baktım.
V- KAN VE MİL
Gözlerime mil çekildi, dünya artık bir karaltı
Yürüdüğüm yollar bitti, altı uçurum, üstü çaltı.
Kime elimi uzatsam, avucumda bir avuç toprak,
Kendi kökümden koptum, hayatım sanki savrulan bir yaprak.
Kan sızıyor uykulardan, rüyalar artık birer mühür,
Sustuğum her kelime, ruhumda bin yıllık bir küfür.
Kaçsam da nafile, bu iz benden silinmiyor,
Vicdan dediğin bu kuyu, kazdıkça dibi bilinmiyor.
Eski yaralar dillenmiş, dikişler bir bir sökülmüş,
Zamanın çarkı bozulmuş, dişleri üzerime dökülmüş.
Kimin borcunu ödüyorum, bu ağır, bu kirli yasla?
Yüzleşmek neye yarar, bu kırık, bu dilsiz aynayla?
Gece çöker, hatıralar boğazıma sarılır,
Karanlık dedikleri, bir tek benim içimde yarılır.
Söz bitti, perde kapandı, artık ışık sızmaz içeri,
Ben bu hükmü giydim, dönemem bir daha geri.
Kül savruldu, köz sustu, artık sönse de bir,
İp koptu, kuyu doldu, dünya dönse de bir.
İçimdeki bu mahkemede ışıkları ben kapattım,
Kendi sesimden başka her şeyi yabancıya sattım.
VI- SUSTUM
Tüm kapılar kapanmıştı.
geç kaldığımı anladım o an.
İçeriden gelen sesler yoktu,
derin bir suskunluk doluydu.
Duvara yaslandım,
kendimi dinlemek için.
Herkes gitmişti,
ben kalmıştım.
Zaman hızla akarken,
dur demedim,
akıl edemedim.
Bir şey kırıldı içimde,
Ne olduğunu bilemedim,
adını koymadım.
Paramparçaydı tüm bildiklerim,
Yok olmuştu sanki değerlerim.
Kaçacak yer yoktu,
zaten kaçmayı istemedim.
Geceyi aldım karşıma,
ben anlattım o sustu.
cevap vermedi,
gereği de yoktu.
Işık sızdı pencereden,
kaldırmadım başımı.
Sabahı karşıladım,
Ben orada yalnızdım.
Bitti demedim.
sadece sustum.
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.