0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
22
Okunma
Toprak dediğin yalnızca bastığın yer değildir,
bir ananın avucudur biraz,
bir işçinin nasırlı eli,
bir çocuğun dizindeki yara
ve uzak bir köyden yükselen ekmek kokusudur.
Bir tohum düşer bağrına,
kimse duymaz sesini.
Ne davul çalınır başında
ne de gazeteler yazar.
Ama bir sabah,
incecik yeşil bir başkaldırıyla
yarar karanlığı.
Toprak sabırlıdır kardeşim,
bin yıl bekler,
bir damla yağmura teşekkür eder.
Üstünde savaşanları da görmüştür,
barış için el sıkışanları da.
Kanı içine çekerken sessizdir
ama unutmaz hiçbir şeyi.
Dedemin ayak izi vardır onda,
babamın teri,
annemin mezarına bıraktığım
yarım kalmış bir cümle…
Ve benim henüz söylemediğim türküler
toprağın altında bekler.
Bir gün hepimiz döneceğiz ona,
zengin, yoksul, efendi, işçi demeden.
Aynı karanlıkta dinlenecek kemiklerimiz,
aynı yağmur değecek yüzümüze.
Öyleyse insan,
neden bu kavga?
Neden sınırlar çiziyorsun
kuşların gökyüzüne,
ırmakların yoluna,
çocukların yarınına?
Toprak bölünmez aslında,
haritalardır onu parçalayan.
Toprak kimlik sormaz tohuma,
buğdayın dilini ayırmaz arpadan.
Yeter ki emek ver,
yeter ki alın terin düşsün içine,
sana ekmek olur,
gölge olur,
memleket olur.
Ben toprağı severim,
çünkü eğilmeden dokunamazsın ona.
İnsana alçakgönüllülüğü öğretir
ve her baharda yeniden söyler:
“Umutsuz olma.
Kış ne kadar uzun sürerse sürsün,
benim bağrımda
mutlaka bir çiçek hazırlanır.”
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.