3
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Ben seni gökte aramadım,
Çünkü gök de bir perdeydi.
Ben seni ışıkta aramadım,
Çünkü ışık da emirdi.
Adını duyduğum vakit
Bir yıldız değil,
Bir ihtar indi içime:
"Şüphesiz Şi’râ’nın Rabbi de O’dur."
(Necm, 53:49)
O günden beri
Hiçbir parıltıya secde etmedim.
Çünkü parıltılar eskir;
Yalnız Rabbin bakîdir.
Ey Şi’râ!
Sana yüklenen bütün övgüler,
İnsan dilinin ağır yanılgılarıdır.
Sana kurulan bütün tahtlar,
Bir avuç rüzgârın omzundadır.
Sen de kulsun,
Sen de "Ol!" emrinin
Sessizce boyun eğen hecelerindensin.
Ben bunu anladığım gün
İçimde put diye sakladığım
Her ihtişamı kırdım,
Kendime de eğilmeyi bıraktım.
Çünkü insan,
Kendi gölgesine secde edebilen
Tek kırılganlıktır.
Ey gönlüm!
Parlak olanı büyük sanma.
Yüksek duran her şey
Yakın değildir.
Yakınlık,
Mesafeyle değil;
Teslimiyetle ölçülür.
Bir damla gözyaşı,
Bin parıltıdan daha yakındır Rahmet’e.
Ben şimdi
İsimlerin kabuğunu soyuyorum.
Şöhreti sessizliğe gömüyor,
Övgüyü toprağa emanet ediyorum.
Çünkü isim büyüyünce
Hakikat küçülüyor.
Ey Şi’râ!
Sen bana kendini değil,
Rabbinin mutlaklığını öğrettin.
İnsan, işareti ilâh sanınca
Yolunu kaybediyor.
İşaret işarettir.
Kapı kapıdır.
Yol yoludur.
Hiçbiri menzil değildir.
Menzil,
Bütün işaretlerin sustuğu yerde
Yalnız O’nun kalmasıdır.
İşte ben,
O suskunluğun eşiğinde bekliyorum.
Dilimi arındırıyorum.
Kalbimi yıkıyorum.
Niyetimi eliyorum.
Her "ben" dediğim yerde
Bir harf eksiltiyorum.
Belki sonunda da
Adım da silinir
Ve geriye sadece kul kalır.
İşte o vakit;
Şi’râ’nın da insanın da,
Zamanın da sessizliğin de
Tek Rabbinin yalnız O olduğu,
Hiçbir kelimeye ihtiyaç bırakmayacak kadar
Apaçık olacaktır.
HABİB YILDIRIM (BÂİN-İ ADLÎ)
(6 Temmuz 2026)
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.