1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
46
Okunma
Kıyamet
Camdan saraylar dikmişler önüme, baksana bir kez,
İçine tuşlardan örülmüş soğuk mezarlar koymuşlar.
Gündüzü görsen; herkes ne kadar akıllı, ne kadar tertemiz,
Ama gece çöktü mü, tırnaklarını kemirir bu kuleler.
Şşşt... Dinle... Duymuyor musun o sinsi tıkırtıyı?
Duvarların içinden fareler değil, yalanlar yürüyor artık.
Koridorda yankılanan o tekinsiz ayak sesleri...
Üstüme jilet gibi bir ölüm yürüyor, takım elbisesi karanlık!
Korkuyor musun benim için? Korkma, sığın darmadağın zihnime,
Ben kalbimi arşiv odasındaki o sarı kağıtlara gömdüm.
"Bu sevda bu steril düzene uygun değil" dediler, yasakladılar;
Çünkü onlar benim deli sevdamı da mesai saatlerine böldüler.
Deli diyorlar bana, evet, deliyim, hem de nasıl!
Çünkü bu cam tabutun içinde bir tek ben görüyorum o namlunun ucunu,
O beni yok etmeye gelmiyor, anla, kör değilsen eğer;
O beni bu kurumsal cehennemin çarklarından söküp alacak bir melek!
Geliyor işte... Elindeki o koyu gölgeyle adım adım yaklaşırken bana,
Ben florasan lambaların altında en çılgın valsi fırlatıyorum yere!
Varsın fotokopi makineleri bassın benim kanlı nikah davetiyemi,
Kırmızı acil durum ışıkları vursun bembeyaz hecelerime.
Öyle bir haykıracağım ki adını bu gece, yirmi katlı beton yığını sarsılacak,
Yukarıdaki o kibirli koltuklar, o sahte krallar kıskançlıktan çıldıracak!
Bak, şu şeffaf cam duvarlar ne kadar çıplak, Ne kadar pervasız...
Bütün şehir altımda uzanmış beni izliyor;
O küçük, o zavallı, o akıllı insanlar!
Ben ise ölümün soğuk nefesine üfleyen bir kaçkınım burada.
Sızsa ne olur kanım bu gri, bu laminat zeminlere?
Ruhumun şifresini çözmeye yetmez hiçbir güvenlik sistemi!
Gölge kapıya vurdu işte, gördün mü? Ne kadar asil, ne kadar kara...
Tık tık... "Kim o?" diyeceğim, hadi oyun oynayacağım onunla.
Eğer bu gece bir sızı
Saplanırsa göğsüme tek başıma,
Sakın ağlama arkamdan,
Bu en büyük şereftir bir deliye!
Beni bu modern çöplüğün soğuk istatistiklerine yazacaklar,
"Kaza" diyecekler, "Talihsiz bir gece, talihsiz bir stajyer..."
Bilmeyecekler ki ben o namlunun patladığı o kusursuz salisede,
Zamanı tam ortasından kırıp, sonsuz bir Mesaisizliğe kaçtım sevdalımla.
Hadi, uzaktan da olsa dokun
Bu delinin darmadağın göğsüne,
Kırılan camların o keskin sesi,
Benim düğün orkestram olsun.
Son nefesimi bırakırken bu masaların,
Bu evrakların üzerine,
Gelen o soğuk ölüm bile önümde saygıyla eğilsin...
Çünkü akıllıların dünyası bitti artık, hüküm bitti!
Şimdi sıra benim... Yirminci katta kıyametim başladı,
Gülümse!
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.