6
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
59
Okunma

şehvetin kızıl nefesiyle sarılmıştı gece,
iki sevgili, zamanın unuttuğu bir dansın içinde.
başladığımız o yerde
bitmeyeceğini sandığımız bir duygu filizleniyordu.
ışığın tenle karıştığı sokaklarda
geriye dönüp bakmanın anlamı yoktu artık.
hayat, önümüze beyaz sayfalar seriyor,
her gün yeni bir masumiyetle yeniden doğuyordu.
loş ışıkların altında
geleceğe doğru sessiz bir adım daha attık;
dünya yavaşça silinirken
gözlerinde kayboluyordu bütün yollar.
çoktan çıkmıştık kendimizden,
karanlığın kollarına bırakırken geceyi.
beyaz bir sayfada unutulmuş bir not,
kıpkırmızı harflerle yanıyordu.
gün yeniden doğarken
masumiyet gölgelerin arasında çırpınıyor,
çılgınlık duvarları birer birer yıkıyordu.
içimizde büyüyen ateş dinmiyordu.
aşk, kendi cehenneminde yanarken
kendi cennetini de kuruyordu.
ışıklar uzak yıldızlar gibi titreşiyor,
sabırsız eller gecenin nabzını tutuyordu.
her dokunuşta bir sır açılıyor,
her öpüşte biraz daha çözülüyordu sessizlik.
alev, tenin kıyılarında dolaşırken
ruhlarımız birbirine karışıyordu.
yandıkça çoğalan bir yangındı bu;
aşkın ve şehvetin birbirine karıştığı,
adı konulamayan bir düş.
lambadaki alev bile üşüyor,
kelebekler ışığın çevresinde dönüyordu.
zaman, usulca güzelleşiyordu.
aşkın derin sularında
kendimizi kaybediyorduk.
geceyi yaran sesler arasında
arzular kanatlanıyor,
özlem kendi sınırlarını aşıyordu.
susuz dudaklarının kıyısında
eriyen bir anıya dönüşüyordum.
ve anlıyordum
aşk bazen bir bakışla doğar,
bir dokunuşla tutuşur,
bir öpüşle sonsuzluğa karışır.
geriye yalnızca
dudaklarında bırakılmış sessiz bir imza kalır.
*
Mehmet Demir
7324
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.