0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
59
Okunma
Neden…
En çok suskunluğa yakışan kelime bu.
Çünkü her “neden”, cevabı olmayan bir yaraya dokunur.
İnsanın içinden sökülüp atılamayan pişmanlıklar gibi durur boğazında.
Sorarsın ama duymazsın, beklersin ama gelmez.
Bazen bir vedanın ardında kalır, bazen bir bakışın eksikliğinde.
Neden diye sorarsın;
neden değiştin, neden yarım bıraktın,
neden sever gibi yapıp gittiğin kadar incittin?
Ama bilirsin…
Bazı sorular cevap bulsun diye sorulmaz,
sadece acının ne kadar derin olduğunu anlatmak için sorulur.
Ve en ağırı şudur:
“Neden?” dediğinde,
artık umut değil, kabulleniş konuşur insanın içinden.
Neden…
Çünkü bazı insanlar giderken kapıyı değil,
insanın içini açık bırakır.
Toparlanamazsın, dağıldığın yerden kalkamazsın.
Ne unutarak iyileşirsin ne de hatırlayarak.
İki arada kalırsın;
kalbin sus der, ruhun hâlâ konuşur.
Neden diye sormak,
aslında hâlâ seni insan yerine koymayan birine
son kez değer vermektir.
Oysa sen, cevabı çoktan verilmiş bir hikâyede
ısrarla yeni bir satır aramışsındır.
Ve her satırda biraz daha eksilmişsindir.
Bilmezler…
İnsanı en çok bağıran acılar değil,
içine gömdüğü “neden”ler öldürür.
Kimse görmez, kimse duymaz.
Geceler şahittir, yastıklar mezar.
Ve bir gün soramaz olursun.
Çünkü soru bitmiştir.
Cevap değil, kalp tükenmiştir.
Ve en sonunda şunu anlarsın…
“Neden?” dediğin herkes,
aslında kalmana değil,
kırılıp susmana sebep olmuştur.
Sen cevap aradıkça biraz daha yalnızlaşmış,
bekledikçe biraz daha değersizleşmişsindir.
Artık sormazsın.
Çünkü bazı insanlar açıklanmaz,
sadece yaşatır ve gider.
Geriye cevaplar kalmaz,
sadece içinden hiç dinmeyen bir yorgunluk kalır.
İşte o an anlarsın:
En ağır cevap,
hiç verilmemiş olandır.