0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Şimdi takvimler ilerliyor,
ama ben olduğum yerdeyim.
Saatler yürüyor,
içimdeki zaman topallıyor.
Herkes bir yere yetişme telaşında,
ben sadece kendimden kaçıyorum.
Sabahlar oluyor, uyanıyorum;
ama hayata değil.
Aynaya bakıyorum,
benden önce terk edilmiş bir yüz duruyor karşımda.
Sorularım var, cevap istemeyen cinsten:
Bir insan kendini kaç kez kaybeder
ve hâlâ hayatta sayılır?
Sokaklar kalabalık,
yalnızlığım daha da belirgin.
İnsanların omuzları birbirine değiyor,
benim ruhum kimseye çarpmıyor.
Bir yabancı gibi geçiyorum günlerin içinden,
kimlik soran yok,
çünkü zaten yokum.
Hatıralar beklenmedik anlarda çıkıyor karşıma,
bir köşe başında,
bir cümlede,
bir kokuda.
Kaçacak yer kalmadı içimde,
neye yaslansam çöküyor.
Bazı acılar susmaz,
sadece içe doğru bağırır.
Gece olunca daha net anlaşılıyor her şey.
Karanlık dürüsttür,
saklamaz.
Yatağın bir yanı hâlâ boş,
öteki yanı alışmaya çalışıyor.
İnsan ikiye bölününce
uyku da yarım geliyor.
Benden “güçlü ol” diye bekleyenler var.
Güçlü olmak ne demek bilmiyorum artık.
Ayağa kalkmak mı,
yoksa düştüğün yeri kimseye göstermemek mi?
Ben yoruldum dimdik durmaktan,
eğilmeye bile mecalim yok.
Bir gün geçecek diyorlar.
Hangi gün?
Hangi saat?
Geçen şey zaman mı,
yoksa ben miyim?
Bazı eksiklikler dolmaz,
sadece alışılır.
Ben henüz alışma aşamasındayım.
Belki bir sabah
içimdeki bu sessizlik azalır.
Belki adını koyamadığım bu hâl
beni yavaşça bırakır.
Ama şunu biliyorum:
Ben eskisi gibi olmayacağım.
İyileşmek bazen düzelmek değil,
sadece devam edebilmektir.
Ve ben…
Henüz bilmiyorum nasıl devam edilir.
Ama yaşıyorum.
Bu da bir şey sayılır mı,
onu zaman düşünsün.
5.0
100% (1)