0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
21
Okunma
Altındaki zemini söküp
üstüne başka bir gökyüzü kuruyorum şimdi
ne yemin var ne açık hüküm,
sadece içeri doğru eğilen bir sessizlik.
Bir insan düşün,
omuzlarına çocukluğundan kalma ağır bir serinlik çökmüş,
elleri boş ama parmak araları hatırlamakla dolu.
Bir zamanlar söylenmiş cümleler
şimdi suskunluğun cebinde kırıntı,
adları anılmadan duruyorlar.
Bir baba geçiyor uzaktan,
toprağın altını değil, zamanın altını eşeliyor.
Kazdıkça çıkan şey kök değil,
beklemenin sertleşmiş hali.
Evde kalan çocuk,
ışığı yanlış yerden öğreniyor;
geceyi bir aynadan izliyor
ve her parıltıyı kader sanıyor.
Şehir,
yüksek sesle hiçbir şey söylemeden bağırıyor.
Duvarlar, kendilerine sürülen anlamı taşıyamıyor.
Camların ardında büyüyen gölgeler
bir çağın üstünü örtüyor yavaşça.
Kimse fark etmiyor:
en ağır yükler görünmez olanlar.
Bir an geliyor,
beden susuyor,
yerine başka bir şey konuşuyor—
adı konmayan,
kanıt istemeyen,
resmî olmayan bir hakikat.
Ne sevinç ne yıkım,
ikisinin arasında ince bir çizgi sadece.
Takvim yaprakları dönerken
mevsimler değişmiyor aslında,
sadece alışkanlıklar yer değiştiriyor.
Kahkahalar kalabalığa karışıyor,
bakışlar yukarıya değil
kaçacak boşluklara çevriliyor.
Ve insan,
bir daha korkmamak için
korkuyu sakince cebine koyuyor.
Ağır olan hafifliğe dönüşüyor,
taşınan şey inanç değil artık
taşımaktan vazgeçişin kendisi.
Geriye kalan:
adını anmadan bildiğin,
dokunmadan taşıdığın
o iç ses.
Ne söylerse söylesin
hep imayla konuşan.
5.0
100% (1)