1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
39
Okunma
İnsan, mutlu olduğunda dünya onun etrafında dönüyormuş gibi hissediyor. Sevincin ateşiyle ısındığında, başkalarının üşüyüp üşümediğini sorgulamıyor çoğu zaman. Sahip olduklarıyla övünüyor, ulaştıklarıyla gururlanıyor, yüksek sesle gülüyor. O an, karşısındakinin neyi kaybettiğini görmüyor. O an, belki de birinin içinde onarılması imkânsız bir boşluk olduğunu unutuyor.
Oysa bazı boşluklar vardır, dünyadaki tüm gürültüyü toplasan dolduramazsın. Ne bir alkış, ne bir tebrik, ne bir kutlama. Hatta ne bir teselli, ne bir sarılma. O boşluk, sessizliğin içinde büyür. Ve en çok da yüksek sesli kahkahalardan, gösterişli mutluluklardan, başkalarının tamamlanmış hayatlarından incinir. Çünkü o boşluğun sahibi, bir zamanlar aynı şeye sahipti; belki de aynı gürültüyle gülüyordu. Şimdi ise sadece bakıyor. Ve bakarken içindeki sessiz oda biraz daha soğuyor.
İşte bu yüzden, sevinci yaşarken sesini alçaltmalısın. Bu, mutluluğunu gizlemek değil; başkasının yasını fark etmektir. Birinin elindeki ekmeği görmek kadar, diğerinin elinin boş olduğunu da görebilmektir. Hayat bir yarış değildir ki kazanan herkesin önünde bağıra çağıra tur atsın. Hayat, bazen aynı anda hem gülen hem ağlayan bir kalabalıktır. Sen gülerken yanı başındaki sessizce dağılıyordur. Bunu bilmek, olgunluğun ta kendisidir.
Kazandığın bir sınav, aldığın bir zam, tuttuğun bir takım, açtığın bir iş, doğan bir çocuk… Bunlar elbette sevinilecek şeyler. Ama aynı anda bir başkası sınavını kaybetmiş, işinden olmuş, evladını toprağa vermiş olabilir. Onun gözyaşını görmezden gelip kendi sevincinin ateşinde dans etmek, insanlıktan uzaklaşmaktır. "Ama onun acısı benim neyime?" diyen, aslında kendi insanlığından bir parça koparmış demektir.
Sen çok yüksek sesle güldüğünde, birinin içindeki sessiz odayı pencereleri ardına kadar açarak daha fazla üşütürsün. Çünkü o oda, senin de bir gün içine düşebileceğin bir karanlıktır. Hayat sürprizlerle doludur. Bugün gülen, yarın ağlayabilir. Bugün bağırarak sevinen, yarın sessizce bir köşede çökebilir. Bu yüzden sevincin gösteriş değil, şükür olmalı. Paylaşmak, bağırmak değil; alçak sesle söylemek, gözlerin içine bakarak, "Ben de şanslıyım" diyebilmektir.
O sessiz odanın soğuğunu hiç yaşamamış olanlar, belki bunu anlamaz. Ama yaşayanlar bilir: Birinin gülüşü, bazen bir hançer gibidir. Birinin "ne güzel" deyişi, başkasının "keşke" sinden daha ağırdır. Bu yüzden büyüklerimiz "kısmet" demiş, "nasip" demiş, "şükret" demiş. Gösterişsiz bir sevinç, sessiz bir tebessüm, içten bir "maşallah"… Belki de medeniyet budur. Başkasının yarasını deşmeden, kendi sevincini yaşayabilmek.
Sevincini yaşa, elbette. Ama başkasının kışını unutma. Çünkü senin baharın, onun kışını daha da soğutmamalı. O yüzden gülerken alçak sesle gül. Paylaşırken sessizce paylaş. İçindeki odayı ısıt ama başkasının odasınındaki pencereleri gereksiz açma. Zaten gerçek sevinç, başkasının acısını düşünebilendir. Gerçek mutluluk, yanındakini de görendir.
Şimdi dur. Etrafına bak. Kimin sessiz odasını üşütüyorsun farkında olmadan? Ve belki de bugün, sesini biraz daha alçalt. Kim bilir, belki de birinin soğuk odasına bir nebze sıcaklık olursun. Ve bu, dünyanın en büyük zaferidir.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.