7
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
278
Okunma

Eskiden kıskançlık gözle görülürdü. Komşunun yeni arabası, amcanın dairesi, bir başkasının bankadaki sıfırları… Somuttu, tartılabilirdi, hatta çalınabilirdi. İnsanlar bu yüzden kilit takardı kapılarına, şifre koyardı hesaplarına. Ama şimdi farklı. Şimdi kıskançlık, en değerli şeyi kilit altında tutamayacağını anlamış bir hırsız gibi sinsice dolaşıyor.
Artık kimse sadece paranı, arabanı ya da sahip olduklarını kıskanmıyor. Neden mi? Çünkü bunların çoğu bir şekilde elde edilebilir. Para kazanılır, araba alınır, ev satın alınır. Bunlara sahip olmak için er ya da geç, bir şekilde, bir yerden, bir yol bulunur. Ama bazı şeyler vardır ki ne kadar uzanırsan uzan, yetişemezsin. İşte asıl kıskançlık orada başlar.
Asıl kıskanılan şey; senin enerjin, bulunduğun ortama kattığın hava ve insanların sana duyduğu gerçek bağ. Bunlar vitrinde durmaz. Etiketi yoktur, fiyatı yoktur, satıcısı yoktur. Ya vardır ya yoktur. Ve sen, farkında bile olmadan bir odaya girdiğinde, oda seninle birlikte nefes alır. İnsanlar başlarını çevirir, sözleri kesilmez belki ama kalpleri durur bir an. Sen konuştuğunda susarlar, çünkü dinlemek isterler. Sen güldüğünde içleri ısınır. Sen sustuğunda, sessizliğin bile bir anlam taşır. İşte bu, satın alınamaz. Taklit edilemez. Ve işte tam da bu yüzden, en çok da buna sahip olanlar kıskanılır.
Bir düşün. Ne zaman birinin arkasından “Onda ne buluyorlar ki?” diye fısıldandığını duysan, aslında kıskanılan şeyin ne olduğunu anlayabilirsin? O kişinin parası mı var? Belki yok. Makamı mı? Belki sıradan. Görünüşü mü? Belki vasat. Ama bir şey var: girdiği her yerde bir ağırlığı var. Varlığı, yokluğundan daha çok hissettiriyor. İnsanlar onun yanında kendilerini daha iyi, daha güvende, daha değerli hissediyor. İşte bu, kıskançlığın en acımasız türüdür. Çünkü karşısında yapabileceğin hiçbir şey yok. Parayla yarışırsın, arabayla yarışırsın, ama enerjiyle, duruşla, özle asla yarışamazsın.
Ve şimdi gelelim asıl meseleye. İnsanların seni desteklemesi, arkandan iyi konuşması ve sen yokken bile varlığını hissettirmeleri… Bu, sahip olunan bir şey değil; olunan bir şeydir. Ne kadar çalışırsan çalış, çalışarak elde edemezsin, ne kadar zorlayrsan zorla, zorlayarak satın alamazsın. Bu, zamanla, samimiyetle, duruşla, belki de hiç fark etmeden inşa edilen bir atmosferdir. Ve bu atmosferin içinde nefes alan herkes, senin bir parçan olur. Sen gitsen bile, o parça kalır. İşte bu yüzden bazı insanlar unutulmaz. İşte bu yüzden bazı insanlar, yokken bile vardır.
Kıskançlık artık nesnelerde değil. Nesneler geçicidir, değiştirilebilir, unutulabilir. Ama senin bir odaya kattığın o görünmez titreşim, bir insanın gözünde bıraktığın o tarifsiz ışıltı, bir kalpte açtığın o sessiz çiçek… Bunlar zamana meydan okur. Ve işte bu yüzden, bugünün kıskançları, arabana değil, varlığına bakar. Paranı değil, yokluğunda bile duyulan özlemini hesaplar. Ve bu hesapla baş edemez. Çünkü hesap, olanla değil, olunanla yapılır.
Sen bir ortama girdiğinde dikkat çekiyorsan, insanlar seni dinliyorsa, yanında huzur buluyorsa, bil ki görünmeyen bir değer inşa etmişsin. Ve o değer, dünyanın en kıskanılan hazinesidir. Çünkü o, çalınamaz, kopyalanamaz, satın alınamaz. Sadece yaşanır, hissedilir ve hatırlanır.
Ve belki de en güzeli şu: Böyle bir değere sahip olan insan, aslında onun farkında bile değildir. O sadece kendisi olmuştur. İşte kıskançlığın ironisi burada gizli: en çok kıskanılanlar, en az kıskananlardır. Çünkü onlar, sahip olmakla olmak arasındaki uçurumu çoktan geçmiştir.
Kal ve var ol.
Yokluğunda bile..
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.