3
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
192
Okunma
Bir yüzme havuzu hayal edin. Komşunun bahçesinde, rengarenk fayanslarla kaplı, pırıl pırıl ışıldıyor. Çocuklar imrenerek bakar havuza hep, büyükler “keşke bizde de olsa” diye iç çeker. Yıllar geçer, hayal gerçekleşir. Havuz artık sizindir. İlk gün heyecanla suyu doldurursunuz, ilk hafta birkaç kez girersiniz, sonra… Sonra havuz orada durur. Tozlanır, yapraklar düşer, suyu kirlenir. Kimse girmez. Oysa bir zamanlar imrendiğiniz komşunun havuzu da öyleydi belki. İşte hayatın en acı ironisi: Sahip olmak, çoğu zaman arzuyu öldürür.
Düşünün. Sevdiklerini kaybedenler, derin bir yasla kıvranır. Keşke bir kez daha sarılsam, keşke son sözümü duysaydı, keşke… Oysa akrabaları hayatta olanlar, onlarla vakit geçirmekten şikayet eder. “Yine mi geldiler?”, “Yine mi aradı?”, “Ne anlatıp duruyor?”. Bir gün onlar da gittiğinde, o şikayetlerin yerini tarifsiz bir özlem alır. Ama iş işten geçmiştir. Kaybetmek, sahip olunan zamanın kıymetini öğretir ama çoğu zaman çok geç kalır insan.
Bir partneri olmayanlar, geceleri yalnız uyur, sarılacak birini hayal eder. Sahip olanlar ise aynı kolların altında “keşke biraz daha farklı olsa” diye düşünür. Kıymet bilmek, belki de aşkın en zor yanıdır. Çünkü varlık, alışkanlık getirir. Alışkanlık ise körlük...
Aç olan, bir lokma ekmek için her şeyini verir. Karnı doyan ise yemeğin tadını beğenmez, “tuzu az, yağı çok” diye söylenir. Oysa aynı yemek, açın ağzında cennettir. Araba sahibi olmayan, bir araca sahip olmayı delice arzularken araba sahibi olanlar her zaman daha iyisini arar. Bu döngü böyle sürüp gider. Sahip olmak, doyumsuzluğun kapısını aralar. Sahip olmamak ise özlemi büyütür. Peki mutluluk nerede? Ne tam sahip olmakta, ne de hiç sahip olmamakta.
Bence mutluluk, şükranda gizlidir. Şükran ise sahip olduklarını gerçekten görebilmekte. Bir fincan kahvenin buğusunda şükretmek, bir dostun “nasılsın?” sorusunda, bir çocuğun gülüşünde, bir yağmur damlasının camda bıraktığı izde. Şükretmek, elindeki nimetin değerini bilmek, onu başkasının elindekiyle değil, hiç olmadığı bir anla kıyaslamaktır.
Unutma ki, bir yerlerde birileri senin önemsiz gördüğün şeyler için her şeyini verir. Senin beğenmediğin yemek, bir başkasının sofrasında nimettir. Senin şikâyet ettiğin eş, bir başkasının rüyasıdır. Senin üşüdüğün ev, bir başkasının hayali, tek barınağıdır. Görmek, işte bu yüzden bir sanattır. Ve o sanatın adı da şükrandır.
O halde dur. Elindekilere bir bak. Havuzun suyu soğuk olabilir, ama senin evin var. Akrabaların gürültücü olabilir, ama onlar hayatta. Eşin bazen anlamaz görünebilir, ama yanı başında. Yemeğin tuzsuz olabilir, ama karnın tok. Arabanı beğenmiyor olabilirsin, ama ayakların seni taşıyor. İşte mutluluk burada, bu ayrıntıların tam ortasında. Yeter ki görmeyi seç.
Şükret. Çünkü sahip olduklarının kıymetini ancak kaybettiğinde değil, varken anlayabilmektedir erdem. Ve belki de hayatın en büyük sırrı budur.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.