0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
34
Okunma
ZERDANUR
Esat, oğlu Hanefi doğduğu günden itibaren yalnızca bir baba değil, aynı zamanda örnek bir insan olmaya çalışmıştı. Eşi Zerdanur’u hiçbir zaman kırmaz, evinde sevgiyi ve huzuru eksik etmezdi. Hanefi daha dört yaşındayken bile babasının şefkatli sesiyle büyümüş, onun merhametini ve vakarını içine nakşetmişti.
Yıllar geçtikçe Esat, oğluna sadece oyuncaklar ya da güzel kıyafetler değil; dürüstlüğü, saygıyı ve vicdanı da öğretmişti. Hanefi yedi yaşına geldiğinde yaşıtlarından farklı bir çocuk olmuştu. Konuşmalarındaki olgunluk, davranışlarındaki nezaket gören herkesi şaşırtıyordu.
O yıl Hanefi için görkemli bir doğum günü düzenlenmişti. Ev kahkahalarla dolmuş, Esat oğlunun mutluluğunu izlerken gözleri gururla parlamıştı. Fakat gecenin ilerleyen saatlerinde aniden fenalaştı. Kimsenin aklına kötü bir şey gelmiyordu. Ancak kader, o mutlu gecenin içine tarifsiz bir acı bırakmıştı. Esat geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
Bir anda Zerdanur ve Hanefi’nin dünyası sessizleşmişti.
Zerdanur, sevdiği adamı toprağa verirken yalnızca eşini değil, hayatının anlamını tadını tuzunu da kaybetmişti. Küçük Hanefi ise olanları tam anlamıyla kavrayamıyor, babasının neden artık konuşmadığını anlamaya çalışıyordu.
Okulların açılmasına yakın günlerdi. Zerdanur, oğlunun elinden tutup mahalledeki eve yakın bir okula kaydını yaptırdı. Eğitim yılı başladığında Hanefi her sabah heyecanla hazırlanıyor, okuldan döndüğünde yaşadıklarını annesine anlatıyordu.
Fakat Zerdanur’un içinde büyüyen başka bir korku vardı; oğlunun kendisini babasız hissetmesi…
Esat’ı öylesine seviyordu ki hem onun hatırasını yaşatmak hem de Hanefi’nin yüreğinde babasının gölgesini diri tutmak için kimsenin aklına gelmeyecek bir yol bulmuştu.
Bir gün Hanefi ilk kez okul için annesinden harçlık istedi. Zerdanur gözlerini kaçırmadan, sakin bir sesle şöyle dedi;
— Yavrum, babanın pantolonunun cebinde para vardır. Git, ihtiyacın kadarını al. Ama fazlasını alma olur mu? Babanı zora sokmayalım…
Hanefi masum bir ciddiyetle başını salladı. O günden sonra ne zaman paraya ihtiyacı olsa annesi aynı şeyi söylüyordu. Küçük çocuk, gardırobun kapağını açıyor, babasının pantolonuna dokunuyor, cebinden ihtiyacı kadarını alıp, fazlasını sessizce geri koyuyordu.
Belki de o anlarda yalnızca para almıyordu Hanefi.
Babasının kokusunu, varlığını ve koruyucu gölgesini de hissediyordu.
Yıllar geçti…
Hanefi büyüdü, liseyi bitirdi, üniversiteye başladı. Ama içinde hiçbir zaman derin bir öksüzlük duygusu oluşmadı. Çünkü annesi, bir annenin sevgisiyle bir babanın eksikliğini örtmeye çalışmıştı.
Zerdanur, aslında oğluna şunu öğretmişti; bir baba yalnızca evin direği değil, evladın üzerine açılmış bir gölgeliktir. O gölgelik bazen bir ses, bazen bir öğüt, bazen de eski bir pantolon cebinde saklı birkaç banknottur.
Ve bazı anneler, sevdikleri adam öldükten sonra bile kimsesizlerin kimsesi olur. Onun sevgisini çocuklarının yüreklerinde yaşatmayı başarırlar.
Efkan ÖTGÜN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.