Hüma Efkan
747 şiiri ve 78 yazısı kayıtlı Takip Et

Vefasız dost



VEFASIZ DOST

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 24.5.2014 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

VEFASIZ DOST

Günün birinde çok iyi, candan, ahde vefalı dostumun biri benden, tarih belirterek; şu tarihe kadar bir miktar borç para istemişti. Fakat dostuma parayı vermeden; “bekle geliyorum demiş yanından ayrılarak gitmiştim. Bir iki saat gibi uzun bir süre sonra da geri dönmüş ve dostumun ihtiyacı olan parayı; “hayırdır, ne yapacaksın, nereye harcayacaksın” sorgusunu yapmadan kendisine uzatarak; “bak dostum bana tarih belirtiyor ve bu tarihte aldığın parayı ödeyeceğini söylüyorsun.” Ola ki yanılgıya düşersin, ola ki temin edemezsin, ola ki bir aksilik doğar. Senin bana verdiğin ödeme tarihine ben de yirmi bir gün yani üç hafta ekliyorum sıkıntıya düşme! Ama o gün geldiğinde de ihmal etme olur mu? Diye de tembihlemiştim.

Dostum; büyük bir mutlulukla parayı almış ve gitmişti.

Dostumu mutlu ettiğim için ben de çok mutlu olmuştum. Aradan geçen zamanda dostumun işleri yoluna girmiş, parasına para, servetine servet katmıştı. Ama kazanma hırsı dostumun gözünü o kadar bürümüştü ki, başını kaldırıp ta birinden selam alayım, birilerine selam vereyim aklının ucundan bile geçmemişti. Tek derdi kazanmak, kazanmak, kazanmaktı.

Nihayet benim de üstüne vade ekleyerek verdiğim zamanın son haftasına gelmiştik ki, Komşumuz Rıza dayı bir gece vakti kapımı çaldı! Kapıyı açtığımda; Rıza dayı çaresizlik içinde kıvranarak, “Hüma, evim yıkıldı ocağım söndü.” Diye yakınıyordu.

- Ne oldu Rıza dayı, hele bi sakin ol.
- Nasıl sakin olurum oğul, nasıl sakin olurum?
- Hayırdır inşallah Rıza dayı anlat bakalım.
- Nasıl anlatayım oğul yengen çok hasta!
- Kim Melek teyze mi hasta?
- Evet oğul hem de çok hasta.
- Eeee ne bekliyorsun burda Rıza dayı doktora götürsene?
- Eyyi diyon da oğul daha hasat vaktine çok var. Yastık altındakileri de askerdeki oğlana, Ankara’da okuyan kıza gönderdik. Elde avuçta bi şey yok ki. Nasıl götürem?

İş başa düşmüştü. Hüma düşündü ne yapabilirim diye. Aniden dostuna verdiği para aklına geldi ama ödeme vaktine kendi rızasıyla bir hafta vardı. Hem gecenin bu vakti dostunu nasıl rahatsız edebilirim ki, diye düşündü. Aniden aklına hasta ve yaşlı olan annesi için ayırdığı cenaze işlemleri ve mezar parası geldi. Hiç tereddüt etmeden içeri girdi ve parayı saklamış olduğu eşinin çeyiz sandığına yöneldi. Telaşla sandığın altını üstüne getirmiş, nihayet parayı bohçalar arasında mendile sarılı bir şekilde bulmuştu. Sevinçle dış kapıda bekleyen Rıza dayıya koşarak;

- Rıza dayı söyle ne kadar vereyim, kaç paraya ihtiyacın var?
- Bilmem ki oğul.
- Nasıl bilmen Rıza dayı?
- Oğul meyhaneye gitmiyom ki! Ben nerden bileyim. Hastaneye gidiyom hastaneye!
- Haklısın be Rıza dayı, benimki de laf işte kusuruma bakma.

Diyerek Annesi için ayırmış olduğu defin işlemleri parasının tamamını Rıza dayıya vermişti. Rıza dayı teşekkür ederek konuşa konuşa eve varmış, at arabasını hazırlayarak sevgili eşi Melek teyzeyi de alarak hastaneye getirmişti.

Hastanenin acil kapısından doktorlara seslenerek; “Yetişin doktor eşim hasta, umudum, dayanağım hasta, yardım edin nidaları arasında muayene odasına alınmış, ilk müdahale yapılarak tetkikler istenmişti.

Sabahı ayakta eşinin başucunda geçiren Rıza dayı, Tetkik ve tahlil sonuçlarını almak için doktor tarafından laboratuvar’a gönderilmişti. Uzun bir bekleyişin ardından tetkik sonuçlarını alan Rıza dayı, geri döndüğünde örtüyle sevgili eşinin üstünün örtüldüğünü ve morga götürülmek üzere hazırlandığını gördü!

Rıza dayı perişan bi halde ve şaşkınlık içinde olduğu yere yığılıp kalmıştı.

Görevliler eşini gözleri önünde morga kaldırılmıştı, Nasılsa, at arabası da hastanenin bahçesinde, bir an önce köye dönerek kolu komşuya haber vermeliyim. Birkaç kişiyle gelir cenazeyi alırız diye mırıldandı. Ardından Hastahanenin bahçesinde bir ağaca bağlı olan at arabasının yanına geldi. Atın başından yem torbasını çıkarırken, en yakın dostuymuş gibi sesi titreyerek; “Bak gördün mü, o da beni terkedip gitti. Ne yaparım şimdi ben yalnız başıma?

Rıza dayı yaşaran gözlerini kollarının ağzıyla silerek hazırlandı ve yola koyuldu. Köye varır varmaz hemen caminin imamına gitti ve eşi için sela okumasını istedi. İmam Rıza dayıya başsağlığı diledikten sonra sela okudu. Sela okunmasını duyan bütün köylü Rıza dayının evinin önünde toplandı. İş bölümü yaparak kimileri mezarlığa mezar kazmak için giderken, kimileri ocaklar kurdu, ateşler yaktı ve su kaynatmaya başladı. Birkaç kişi de Rıza dayıyla birlikte kasabadaki devlet hastanesine gitmek için at arabasında yerini aldı.

Bir süre sonra hastahaneye gelerek morgda olan Rıza dayının eşi merhum Melek teyzeyi aldılar. Ardından köye döndüler. Usullere uygun bir şekilde Melek teyze, köy mezarlığına defnedildi.

Malum ya, köy yerlerinde cenaze kaldırmak en az düğün yapmak kadar meşaketli ve de külfetli bir iştir. Rıza dayı Hüma’nın vermiş olduğu parayı üç gün boyunca harcamalar yapmış ve bitirmişti. Üstelik de Hüma’nın annesinin de hasta, yatakta olduğunu biliyordu.

Bir kaç gün sonra Rıza dayı atını ve arabasını kasabaya indirmiş ne olur ne olmaz diye satılığa çıkarmıştı. Neyse ki akşama doğru bir alıcı çıkmış ve Rıza dayı atını ve arabasını satmıştı. Hüma’dan aldığı parayı karşılayacak kadar olmasa bile en azından durumu idare edecek kadardı.

Diğer taraftan Hüma, dostuna verdiği paranın vakti geldiğini biliyor ve her şartta üç beş gün sonra nasılsa dostu almış olduğu parayı getirip verir diye düşünüyordu. Nihayet kararlaştırılan tarih gelmiş geçmişti. “Olsun, gecikme olabilir.” Diye içinden geçirdi bir an. Ama bu gecikme bir haftayı, ardından ikinci, üçüncü haftayı buldu!

Hüma dostuna giderek; “Bak dostum, benden borç para aldın ve bir tarih koyarak o tarih geldiğinde vereceğini söyledin. Ben se dostum zorda kalmasın üç hafta da benden yana diyerek bu tarih uzatıldı. Buna rağmen bir üç hafta daha geçti ve senden ses seda çıkmadı. Beni buraya kadar getirmeye mecbur bıraktın.

Hüma’nın dostu ya da dost bildiği kişi, yemin billah ederek; “İnan Hüma yirmi beş kuruş param yok, birkaç yerden beklentim vardı onlar gelmeyince ben de mağdur oldum, seni de mağdur ettim. Sana söz on gün sonra vereceğim. Diyerek Hüma’yı gönderdi.

On gün dediğimiz zaman dilimi nedir ki çabucak gelip geçmişti.
On birinci gün.

Hüma bir kere daha dostuna uğradı ve bu sefer parasını istemeye değil, ona söyleyecek bir çift sözü vardı! Ki öyle de yaptı.“Sevgili dostum, sana bir tavsiyem var. Ananı, babanı, servetini kaybetmeyi göze al. Ama benim dostluğumu kaybetmeyi asla!..” Dedikten sonra hiç beklemeden dostunun yanından ayrılmıştı.

Aslında bu söz çok anlamlı ve bir o kadar da derin bir sözdü. Çünkü Hüma birçok defa gece sıcacık yatağından kalkmış dostunun zor anlarında yanında olmuştu ve bunu en iyi bilen de oydu. Aynı zaman da Hüma gibi bir dostu kaybettiğinde neleri kaybedeceğini de çok iyi biliyordu!

Nitekim Hüma hasta olan annesini bir gün kaybetti ve bu sefer kendisi zor durumdaydı. Hem de çok zor durumdaydı. Çünkü Hüma başkaları gibi gidip te kimseden bi şeyler istemeyi gururuna yediremezdi. Öyle ki annesini kaybetmenin üzüntüsüyle komşusu Rıza dayıya verdiği parayı bile unutmuştu.

Sağolsun Rıza dayı ahde vefanın ne demek olduğunu bilen eski toprak. Boşuna atını arabasını satmamıştı. Hemen Hüma’ya koşmuş, bir kenara çekerek; “al oğul senden aldığımı karşılamıyor ama Allah kerimdir.” Hüma anca o zaman Rıza dayıya para verdiğini hatırlamıştı. Kendisine teşekkür ederek parayı almış ve annesinin defin işlerinde kullanmştı.

Hüma’nın ahde vefasız dostuna gelince; Meğer İnsanlar arasında kredisini tükettiği gibi maddi değerlerini de tüketmiş, eşinden, çocuklarından ayrılmış, piyasada daha nice kişilere bu şekilde borç takmış, ve kendisini alkole vererek daha da rezil bir duruma düşmüştü.

Daha düne kadar kendi işinin başında, dediğim dedik çaldığım düdük diyen zat şimdi bir yayınevinin iletişim bürosunda odacılık ve çaycılık yapıp akşamları ise meyhane meyhane dolaşarak; “olur da bir tanıdığa rastlarım da masasına davet eder. Ben de bir iki kadeh içkiyle günümü gün ederim düşüncesiyle hâlâ meyhane eşiklerini aşındırıyor.

Hüma ise, şu anda dahi dostunun düştüğü bu duruma üzülüp kahroluyor.

Efkan ÖTGÜN

Beğen

Hüma Efkan
Kayıt Tarihi:23 Mayıs 2014 Cuma 14:31:52

VEFASIZ DOST YAZISI'NA YORUM YAP
"VEFASIZ DOST" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
nil gölge
23 Mayıs 2014 Cuma 19:55:20
anlam yüklü .... hayat dersiii

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Hüma Efkan 23 Mayıs 2014 Cuma 23:02:16
Teşekkürler efendim. Saygılar...
Bir tutam hayat
23 Mayıs 2014 Cuma 14:50:19
İlginç bir hikaye.
İlginç olduğu kadar da güzel.
Helal olsun Hüma'ya.
Ben olsaydım,
çoktan kaşını gözünü yarar,
hastanelik ederdim şerefsizi.
Ders verici, dostluğu, arkadaşlığı, insanlığı ön plana çıkaran güzel bir hikaye.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


cankenarı 23 Mayıs 2014 Cuma 17:01:29
o zaman bir tutam hayattan mahrum kalmazmıydı insanlar
Hüma Efkan 23 Mayıs 2014 Cuma 23:08:47
Bir tutam sevgiden, saygıdan, şefkatten ve de paylaşımdan daha biyük gücüm ve de silahım yoktu. Veya ben başka bir silah tanımıyordum.
Evet eksik yönleriyle, bana kalmasını istediğim yönleriyle bu öykü tamamen gerçekçi olup, Hüma şu anda dahi dostunun düştüğü bu duruma üzülmektedir.
Teşekkürler...
cankenarı
23 Mayıs 2014 Cuma 14:47:37
Eski zamanlarda bir mürşid müridlerini alıp onları doğru yola sevk etmeye çabalamış aylar yıllar sonra bütün müridlerin gözleri hakikate açılmış hakikat penceresinden bakan müridler ne görsünler kendilerini bu aşamaya getiren Mürşidleri cehennemlik imiş bütün müridler birer birer terk etmişler hocalarına arkaya bir dost kalmış öyle bir dostmuş ki bırakıp gidememiş.Hocası ona sormuş neden gitmediğini cevap şöyleymiş " sen getirdin bizi bu aşamaya sen açtın hakikat penceresini nasıl terk ederim seni" demiş.
Sonra dönüp hocasına sormuş peki sen niye hala hocalık yapıyorsun hala geceler boyu Allah'a yalvarıp duruyorsun demiş.Hoca şöyle cevap vermiş " Ben Allah Kapısının önündeyim oradan girmeye çalışıyorum söyle varsa başka kapı ona gideyim.Hem maden sana birşey gösterenin vefasını biliyorsunda bana size öğretmeyi öğretenin vefasını neden görmüyorsun ben neden vefa etmeyeyim" demiş.
Allah herkese vefalı dostlar nasip etsin

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Hüma Efkan 23 Mayıs 2014 Cuma 23:41:05
UHREVİ ÖĞÜTLERLE DESTEKLENMİŞ BU GÜZEL VE BİR O KADAR DA YOL GÖSTERİCİ YORUMUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.