4
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
69
Okunma
YOKSUL BİR BABANIN OĞLUNA OLAN ÖZLEMİ
(Posta pulu)
Rıza Karakaş, yaşamın bütün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak, açlık ve sefalet içinde, türlü kokuların yükseldiği Iğdır’ın eski semt pazarında ağır ağır yürüyordu. Tezgâhlardaki peynirler, tandır ekmekleri, kebap dumanları ve taze meyveler ona artık yabancıydı. Oradaki hiçbir nimet ona ait değildi.
Yetmiş beş yaşındaydı artık. Yaşlılığı ve ciğerlerine çöken hastalık yüzünden, bir zamanlar Aras kıyısındaki uçsuz bucaksız pamuk ve pancar tarlalarında çalışamaz olmuştu.
Çöp konteynerinin “ikram ettiği” bayat ekmek parçasını dişsiz ağzında güçlükle çiğniyordu. 1993 yılının kavurucu bir yaz günüydü. Hayata tutunduğu son bağlar da kopmak üzereydi. İdrarını bile artık zor tutuyor, bedeninden çekilip giden canın her damlasını hissediyordu.
Son yaklaşıyordu.
Amerika’da yaşayan oğlu Murat, babasının Iğdır Devlet Hastanesi’nin arkasındaki eski bakımevinde can çekiştiğini bilmiyordu. Büyük başarılar elde etmiş, zengin olmuştu. Babasını ise yıllar önce öldü sanıyordu.
Ne telefon edecek parası vardı Rıza’nın…
Ne de bir mektup gönderecek posta pulu…
“Nev jersey üniversitesindeki" oğlunun adresini ezbere biliyordu. Ama ulaşamıyordu.
Lavaş fırınının yanından geçtiği sırada, arkasında korkunç bir patlama oldu.
Camlar paramparça oldu. Rengârenk vitrin kırıkları havaya savrularak pazar meydanına yayıldı. İnsanlar çığlık çığlığa kaçışıyordu.
Polis araçlarının sirenleri birbirine karışmıştı.
Iğdır’da Belediye garajı, jandarma lojmanı ve birkaç vatandaşın eviyle birlikte semt pazarına da PKK saldırı yapmıştı.O gün şehir cehenneme dönmüştü.
Kaleşnikor taşıyan maskeli bir PKK’lı vurularak yere düştü. Bir polis memuru, elindeki tabancanın son mermilerini ateşledi.
Barut kokusu bütün meydana yayıldı. Kurşunlar Rıza’nın yanından vızıldayarak geçiyor ama ona merhametli bir ölüm bile çok görülüyordu. Bir araç, benzin deposuna isabet eden kurşunla alev aldı.
İnsanlar kaçıyordu. Rıza ise çökecek kadar güçsüzdü. Siper alacak hâli bile kalmamıştı. Yorgun gözlerini kapadı ve insanlığın karanlık tarafını anlatan o şeytani senfoniyi dinledi.
Çığlıklar… Silah sesleri Sirenler… Hepsi birbirine karışmıştı. Rıza başını önüne eğdi. Dudaklarından yavaşça bir dua döküldü; “Allah’ım…
Olması gereken neyse, bırak olsun…” Tam o sırada kaldırımın kenarında bir şey gördü.
Eski… Biraz yıpranmış…
Tek bir posta pulu… Uzun süre baktı ona. Sonra ağır ağır yaklaştı. Tam eğildiği anda üzerinden otomatik silah sesleri geçti. Titreyen parmaklarıyla pulu yerden aldı.
Gözleri dolmuştu. “Allah’ım… Şükürler olsun sana…” Bulduğu bu pul, oğluna ulaşmasına yetecekti. Adresini yazabilecekti.
Murat ona yardım ederdi.
Rıza, arkasındaki katliamı geride bırakıp ağır ağır yürümeye devam etti. Artık mutluluğun anahtarı avucunun içindeydi.
Tek gereken bir mektuptu. Tek bir temas…
O gece evde eski bir kartpostal buldu. Gaz lambasinin ışığinda, titreyen elleriyle yazmaya başladı; Sevgili Murat,
Seni seven bir baba olarak çok özledim. Sana ihtiyacım var. Sana sarılmak… Seni öpmek istiyorum. Bu dünyada sahip olduğum son şey sensin. Allah’ım seni korusun. Sevgi ve sonsuz dualarımla…
Seni çok seven baban
Rıza Karakaş
Rıza, buruşmuş zarfın üzerine hayatını kurtaran o pulu dikkatlice yapıştırdı. Kurtuluş umudunu taşıyan yardım çağrısını… O mektubu, yıllar önce koleksiyon değeri kazanmış nadir bir pul olan “Yeşil Iğdır” temalı pul ile postaladı.
Aradan uzunca bir zaman geçti. Murat’tan cevap gelmişti. Ne var ki, Rıza oğlu Murat’tan gelen mektubu okuyamadan hakkın rahmetine kavuşmuştu...
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.