Ama şan ve şerefime tanık olanların önünde ondan daha fazla söz etmek bana yakışmaz.. XIV. Louis [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

O SAHİLDE

Ağustos ayının ortalarıydı. Asfalt sıcaktan kaynıyor gibiydi. Yıldız’ın bütün bedeni terlemiş, uyuşmuş, uyumamak için kendini zorluyordu ki, telsize gelen anons, uykusunu açmaya yetmişti:

“Bütün ekiplerin dikkatine! Bütün ekiplerin dikkatine! Bakırköy’deki, Fevzi Paşa iş merkezinde soygun yapan kişiler, iki kişiyi öldürdükten sonra olay yerinden kırmızı bir araçla kaçmışlardır! Bütün ekipler Bakırköy kavşağına doğru yönelsin! Şüpheli araçları durdurun!”


Yıldız,“Aksiyon başlıyor,” dedi yanındaki mesai arkadaşı Metin’e. Metin, aracı hızla Bakırköy kavşağına doğru sürdü. Diğer ekiplerin de sirenlerini çalarak geldiğini duydular. Kavşağa gelince, uygun bir yere park edip tarife uyan araçları çevirmeye başladılar. Birkaç araçtan sonra tarife tıpatıp uyan başka bir araç karşıdan geliyordu. Yıldız, aracın önüne çıkıp durması için el kaldırdı. Aracın şoförü sağa yanaşıp durdu.

Yıldız, araca yaklaştı. Oldukça temkinliydi. “Ne olur ne olmaz, sonuçta araçtaki kişiler katil,” diye düşüyordu. Araca yaklaşınca bir kişi olduğunu gördü.“Ehliyet ve ruhsat lütfen,” dedi. Sürücü, istenilenleri hemen uzattı.
Ruhsatı inceleyen Yıldız, bir anda hortlak görmüş gibi adama baktı. Adamın o siyah saçlarından eser kalmamış, kırlaşmıştı. Gözünde güneş gözlüğü olduğu için yüzünü tam seçemiyordu. Yanılmış olabileceğini düşündü ve adamın uzattığı ehliyeti de alıp dikkatle baktı. Aynı isimdi. Ertuğrul Sağlam… “Bu, o olamaz!” diye içinden geçirirken,
emin olmak için; “Kimlik lütfen!” dedi. Adam şaşkındı, kimliğini çıkarıp uzattı. Baktığında, isim aynıydı. Ertuğrul Sağlam… Anne adına baktı. Neriman… Baba adına baktı. Ahmet… Yanılmıyordu Yıldız, bu o, adamdı… Ta çocukluğundan tanıdığı o adam…

“Sen gerçek bir katilsin. Hem de ne katil. Keşke ölmüş olsaydın. Keşke bunca yıl boşu boşuna acı çekmiş olmasaydım. Sen gerçek bir katilsin…”diye söylendi içinden. Adamın yüzüne bir şey demedi. Diyemedi. Kontrol ettiği kimliği ve ehliyeti geri uzatıp, yoluna devam etmesi için işaret etti. Kırmızı araç ağır ağır yola girerken Yıldız arkasından bakıp; bu defa “Katil!” diye seslendi…

Kırmızı arabanın sürücüsü, Ertuğrul da tanımıştı Yıldız’ı ama tanımamış gibi yapmıştı. Heyecandan direksiyona zor hâkim oluyordu. “Seni yıllarca unutmadım Yıldız… Unutamadım…”diye söylendi içinden. Sol eliyle direksiyonu tutarken, sağ eliyle gözünden gözlüğünü çıkarıp elinin tersiyle gözyaşlarını sildi.

Ertuğrul’la Yıldız’ın babaları subaydı. Ankara da subay lojmanlarında çocuklukları geçmişti. Yıldız’ın babasının tayini İstanbul’a çıkınca Yıldız’la Ertuğrul’un yolları ayrılmıştı ama Ertuğrul, Yıldız’a yakın olmak için Deniz Harp Okulu sınavına girmiş ve kazanmıştı. Tek amacı Yıldız’a yakın olmaktı.


Evine geldiğinde, yüzü bembeyazdı ve bitkin haldeydi Ertuğrul. Karısının bütün sorularını yanıtsız bırakarak oturma odasındaki divana uzandı. Yıldızla yaşadığı büyük aşkı düşündü. Ona tekrar nasıl ulaşabileceğini, nasıl kendini affettirebileceğini düşündü. En önemlisi de nasıl iletişim kuracağını... Sonunda aklına gelen fikirle şimşek gibi yerinden fırlayıp bilgisayarını açtı. Facebook’a girip eski fotoğraflarından birkaçını paylaşırken, Yıldızla beraber oldukları zamanki, denizci fotoğrafını da görüntüye koydu. Yıldız’ı facebookta arayıp bularak” Merhaba Yıldız Hanım, siz Ankara da oturmuş muydunuz?” diye bir mesaj yazıp yolladı.

Yıldız eve geldiğinde Ertuğrul’dan farklı değildi. O da üzgün ve yorgundu. Kocası, “Canım, bugün pasajı soyanları yakaladınız mı?” diye sordu. Yıldız’ın kocası soyulan pasaja yakın bir yerde emlakçilik yapıyordu. Soygun anında patlayan silah seslerini, akabinde polisin siren seslerini duymuş, pasajda soygun yapıldığını çevre esnafından öğrenmişti. “Adamlar sadece soygunla kalsalardı iyi, üstelik cana da kıymışlar. Katiller de…” diye söylendi. Yıldız, “Benden kaçar mı, yakaladım,” dedi.”Hem de kaç yıl sonra…” dedi. Kocası bir şey anlamamıştı, şaşkın şaşkın Yıldız’ın yüzüne baktı. O anda televizyon açıktı. Altyazılarda durmadan soygun haberi, kaçan ve hâlâ yakalanmayan soyguncular geçiyordu. “Nasıl yakaladınız?” diye sordu alay edercesine. Eliyle açık olan televizyonu işaret ederek, “Bak, hâlâ yakalanmadıklarını söylüyor televizyon, “dedi. Yıldız, kendini toparlamaya çalıştı. “Hı, o mu? Ya, biz de ne soygun biter, ne de katil. Ben başka bir katilden bahsediyorum,”diyerek geçiştirmeye çalıştı ama aklı hep Ertuğrul’daydı.

Akşam yemeğinden sonra bilgisayarını açınca Ertuğrul’un mesajıyla karşılaştı. Ertuğrul’un fotoğrafını görünce o yılları tekrar yaşıyormuş gibi oldu. Ertuğrul’un mesajına cevap verdi. Gecikmeden mesajın karşılığı geldi. Yıldız yazdı Ertuğrul yanıtladı, Ertuğrul yazdı, Yıldız yanıtladı. Gecenin ilerleyen vaktine kadar yazıştılar ve sonunda aşklarının en güzel anlarını yaşadıkları o, Heybeliada sahillerinde buluşmaya, geçmişi konuşmaya, karanlıkta kalmış soruların cevaplarını bulmaya karar verdiler.

Karşılaşmalarının ilk pazarı Heybeliada’ya giden vapurda buluştuklarında ikisi de çok heyecanlıydı. Sıkıca sarıldılar birbirlerine. Hiç konuşmadılar. Ellerini kenetleyip buldukları boş yere yan yana oturdular. Heybeliada’ya varıncaya dek hiç konuşmadılar. Vapurdan inip sahile doğru el ele yürüdüler. Sahilin ortasına doğru gelince Yıldız durup Ertuğrul’a döndü. Gözlerine bakarak, “Bunca yıl neredeydin Ertuğrul?” diye bağırdı. “Neden hiçbir şey demeden beni yüz üstü bırakıp gittin? Neden beni hiç aramadın? Neden şimdi geldin, neden?.. Sen gittikten sonra ne kadar acı çektiğimi, her gün bu sahile gelip yoluna baktığımı, yıllarca seni beklediğimi hiç düşünmedin mi Ertuğrul? Düşünmedin mi?..” Hıçkırarak ağlamaya başladı.

Ertuğrul, Yıldız’ın boynuna sarıldı. “Ben seni isteyerek mi bırakıp gittim sanıyorsun Yıldız’ım?.. Neler çektiğimi bilmiyorsun… Seni görebilmek için, param olmadığından vapura çok zaman kaçak biniyordum. Seninle beş dakika fazla kalabilmek için, dönüş vapurunu çok zaman kaçırıyordum. Sonra aç susuz balıkçı kayıklarında sabahlıyordum. Yorganım yıldızlar, yatağım kayık oluyordu. Soğuk gecelerde titreyerek sabahı ediyordum. Okula gitmediğim her gün sicilime yazılıyordu. Sürekli disipline gidiyor, ceza alıyordum. Sonunda okuldan atıldım…”

Biraz sakinleşip ağlamasını kesen Yıldız, Ertuğrul’un savunmasını pek inandırıcı bulmadı. Ayrılıp, ellerini beline dayadı.
“Okuldan atılman bir bahane değil Ertuğrul! Bana haber vermeliydin. Tam yirmi sekiz yıl yoluna baktım. Öldüğünü düşündüm. Çok acı çektim çok!.. Başıma gelen her felakette, sen yanımda olsan gelmezdi diye dövünüyordum. Bana haber vermeliydin! Anlıyor musun beni; ansızın ortadan kaybolmanın bir mazereti olamaz Ertuğrul, olamaz!..”
Yere çöktüğü gibi yeniden ağlamaya başladı. Yanına çöken Ertuğrul, şefkatle sarmaladı. Hemen yanına kumların üzerine attı Ertuğrul da kendini.
Bir süre konuşmadan öylece kaldılar. “Şimdi ne yapacağız Yıldız?” diye sordu Ertuğrul, mahzun. Yine ayrılan Yıldız, kumların üzerine oturdu. “Ne yapmamızı bekliyorsun Ertuğrul?.. Ben, yıllarca bir hayali sevdim. Hep geleceksin diye yoluna baktım ama sen ne yaptın?.. Giderken beni arayıp gidiyorum deme zahmetine bile katlanmadın. Son buluşmamızda tatbikata gideceğim merak etme demiştin sadece. O tatbikatta vurulduğunu düşündüm sen gelmeyince. Şimdi geçmiş karşıma ne yapacağız diye soruyorsun. Sen evine, ben evime… Anladım ki bizim sevdamız bir hayalmiş. Boşuna yola bakmakmış. Boşmuş boşşş! Anlıyor musun boşşş!..”

Ertuğrul, ”Öyle deme Yıldız,” dedi kırık sesle. Ağabeyim okuldan atıldığımı duyunca gelip beni apar topar götürdü. Seni görmek istediğimi söyledim ama bana çok kızdı. “Zaten okulu o kız yüzünden astın, atıldın, bir de onu mu göreceksin” diyerek beni zorla götürdü. Sonra sana bir mektup yazıp bildirecektim ama okuldan atıldığım için beni küçük görürsün diye cesaret edemedim… Evet,
cesaret edemedim…”

Yıldız yerden kalktı. Üzerine yapışan kumları silkeledi.
“Daha fazla birbirimizi üzmeyelim Ertuğrul, artık herkes kendi yoluna ve çocuklarına dönsün. Ait olduğumuz yere yani. Aşk diye bir şey yokmuş. Ben bunu yirmi sekiz yıl sonra anladım ama çok geç oldu…” Vapura doğru yürüdü…




Yıllar yılı bekledim, o sahilde gelmedin,
Gözlerim ufuktayken, hayal de yanımdaydın.
Gecelerde yastığım, hep ıslaktı bilmedin,
Seni hiç unutmadım, damarda kanımdaydın.



20.05.2011/Emine UYSAL





Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 

necirvan-1  | necirvan şengali
22 Mayıs 2011 Pazar 23:37:19


güzel ve acı bir öykü......
sevgimle....


    [ Cevap yaz ]    

22 Mayıs 2011 Pazar 00:30:23


Fedekarlıktan kaçmış sorumsuz bir adam. Hemen her hikayede de böyle değil mi zaten. Yıldız'ı tebrik ediyorum. Onun yanısıra sizi de elbette. Selamlar...


    [ Cevap yaz ]    

Saadet Ün  | Saadet  Ün
22 Mayıs 2011 Pazar 00:00:54


Kalem ve başarınız daim olsun...

Kutladım, sevgimle...


    [ Cevap yaz ]    

su_misali(Gülhun Ertilav)  | Gülhun Ertilav
21 Mayıs 2011 Cumartesi 23:45:12



kutlarım arkadaşım

beğeni ile okuduğum bir öyküydü kaleminden

sevgilerimle







    [ Cevap yaz ]    

21 Mayıs 2011 Cumartesi 22:04:30




bu güzel başarıların
inşallah daimi olur emine

beğeni ile okudum

sevgi ve saygımla


    [ Cevap yaz ]    

21 Mayıs 2011 Cumartesi 16:51:43


Tebrik ederim Emine Abla...Öykülerine çok verdin. Seni okumak güzel.

Sevgiler.


    [ Cevap yaz ]    

Nilgün Akçay  | nilgün akçay
21 Mayıs 2011 Cumartesi 16:26:58


Ne güzel bir anlatım. Bu şekilde sonlanmasıda en doğrusu.

Bitmiş!!!

Gitmiş sonrada ne olacak diyor. Şimdi içinde bulunduğu ortam daha mı kolaylaştıracak bu aşkın yollarını, çok sevindim bu şekilde bitmesine.

Buluşmak bile hata, sadakatsizlik olur eşine çocuklarına, kınamak değil elbet, kader kimlere neler yaptırıyor.

Sevgiler güzel yüreğinize.


    [ Cevap yaz ]    

21 Mayıs 2011 Cumartesi 13:38:34


değerli şairime, yazarıma, hikayecime saygılar bıraktım usulca

bomba gibi bir hikaye kardeşimden

tebrikler kocamanca bu dev hikayene bacıların bacısıı

selamlarım jet hızla saygıalra sarılarak uçuruldu acilen... uzaklardan...


    [ Cevap yaz ]    

21 Mayıs 2011 Cumartesi 12:24:48


Ertuğrul, ”Öyle deme Yıldız,” dedi kırık sesle. Ağabeyim okuldan atıldığımı duyunca gelip beni apar topar götürdü. Seni görmek istediğimi söyledim ama bana çok kızdı. “Zaten okulu o kız yüzünden astın, atıldın, bir de onu mu göreceksin” diyerek beni zorla götürdü. Sonra sana bir mektup yazıp bildirecektim ama okuldan atıldığım için beni küçük görürsün diye cesaret edemedim… Evet,
cesaret edemedim…”

Yıldız yerden kalktı. Üzerine yapışan kumları silkeledi.
“Daha fazla birbirimizi üzmeyelim Ertuğrul, artık herkes kendi yoluna ve çocuklarına dönsün. Ait olduğumuz yere yani. Aşk diye bir şey yokmuş. Ben bunu yirmi sekiz yıl sonra anladım ama çok geç oldu…” Vapura doğru yürüdü…




Yıllar yılı bekledim, o sahilde gelmedin,
Gözlerim ufuktayken, hayal de yanımdaydın.
Gecelerde yastığım, hep ıslaktı bilmedin,
Seni hiç unutmadım, damarda kanımdaydın.




Harika yazımdı.Seçkiyi hak etmiş.Emine'cim kalemine sağlık.Tebrikler.Sevgiler...



    [ Cevap yaz ]    

21 Mayıs 2011 Cumartesi 10:04:14


Aşka saygı duymak lazım. Aramadan ortadan kaybolmak tam bir bencillik. Geride kalanın acısını tonlarca özür dindiremez.

Soluk soluğa okudum öykünüzü, çok güzeldi

Tebrikler güne yakışan bu güzelliği


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 




O SAHİLDE başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 21.5.2011 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
20.5.2011 00:06:03
Toplam 22 yorum yapıldı
1353 çoğul gösterim
1159 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.