Abdullah Çevik
15 şiiri kayıtlı

KEŞİF

Abdullah Çevik Kimlik Onaylı
  5,0 / 24 kişi ·12 beğenme · 20 yorum · 2960 okunma

Günün şiiri
Okuduğunuz şiir 1.11.2010 tarihinde günün şiiri olarak seçilmiştir.

KEŞİF



-Can için-

yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
kalbimin kıyısına çekilip durdum
içimde sura üflenilmişti
yağmuru kendine dönen buluttum
dokunsalar gözlerim incinecekti
silik sayfalarıyla hatırlıyordum
yarım kalmış roman gibi geçmişi
ve belki ben de yaşamıyordum
gökyüzü tükendi tükenecekti

yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
küstüğüm şairler konuşuyordu
sevmediğim sözler işitiyordum
dizeler rüzgardı uğulduyordu
ben yankısından çekiniyordum
yeni keşfettiğim geçitti ömrüm
ve sonunda ışık görünmüyordu
mektup karaladım gönderecektim
ne var ki yazdıklarım okunmuyordu

yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
bitmeyen yağmaydı anlaşılmazlık
büsbütün kuşatmıştı geleceği
yaşadığım mahşerde deli yalnızlık
duymak istemediğim şair gerçeği
karar verdim gölgemle kaçacaktım
avuçlarım yalnızca kendime açık
sığmadı mektuba taşıdıklarım
sığar mı hayata bu solgun bahtiyarlık

Abdullah Çevik / 1998

Şiiri Değerlendirin
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
KEŞİF şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

KEŞİF şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
2 Kasım 2010 Salı 23:04:57
kutlamak düşer
tebrikler
2 Kasım 2010 Salı 15:54:14
uslüp güzel...akşam saatleri teknik bir yorum yağarken yorgunlukla beraber haksız bir yorum yapmayım diye kısa tutuyorum...ama sizi takip edeceğim...
2 Kasım 2010 Salı 11:37:59
ilginç şiir yapısı, karmakarışık, aheng, ses, bütünlük hak getire. Bölük pörçük imgelemeler. Tek söz üzerinden dışa vurgulu görsellik oluşmuş, bazen iyi şiirleri gördüğüm sayfalarda vasatı aşamayan örnekler görmek (kendi fikrim ve değer yargılarım açısından) pek hoş değil. En beğenmediğim durum şu artık sürekli tekrar edilen eklerle şiirde aheng sağlamak görsellik sağlamak, şiirsellik oluşturmak çok eskilerde kaldı. Bu çok basit iştir, düşünceler, fikirler, toplum ve toplumsal zeka çok gelişti. Anlam olarak geçinizde bu kadar çok -um ekini kullanmak karşısında diyebileceğim başka ek mi yoktu türkçede.-cek zaman eki şiirde boşluklar oluşturmuş. Şiir yazmak bu şiirde olduğu gibiyse çok basit artık, bu yüzden şiiri geliştirmek adına daha üst düzey şiir yapıları oluşturulmalı. ( kendimi ayrı tutmayarak bu şiirden yola çıkarak fikrimdir) Bu doğrultuda bu tarz yerine daha farklı şiir oluşumlarının sayfanızda tercih ederim. şiirce.
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 11:12:28

Hep kendi kalbimizin kıyısına sığınırız
ve götürdüğümüz çoğunlukla sadece gölgemiz olur.

HOŞTU ŞİİR, yormayan, sadeliğin güzelliğiyle

TEBRİĞİMDİR...

2 Kasım 2010 Salı 10:05:00
Sayın Çevik... bu en eski şiirlerindendi... yok mu taze bir şiir? Öyle ara veriyorsun ki insanlar yeni yazdın sanıyor.))))
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 09:42:21


Remziye DEMİR ÇİÇEK tarafından 11/2/2010 2:46:08 PM zamanında düzenlenmiştir.
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 09:00:50
yağmur çok yağar
ama hep kuru kalır yürekler
harikaydıııııııııı...
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 06:52:41


Serbest vezinde yazılmış bir eser olmasına rağmen şairin bölümler arası tekrar ettiği söz öbekleri ile kullanmış olduğu ses düzeni harikulade bir müzikalite kazandırmış esere.Baştan sona şiirin bütünü ile teferruat arasındaki bağ sıkı tutulmuş.
Bütünselliğin ses ve anlam babında bu derece sağlıklı ve estetik korunmuş olması şairin yetkinliğinin göstergesidir bana göre.Bunların yanında bana servet-i Fünun edebiyatçılarının özenle, itinayla eserlerinde işlemiş olduğu o hayâl örgüsünün izlerini taşır gibiydi eser.Diliyle, anlatımıyla son derece duru, açık ve anlaşılır.Her yönüyle mükemmeldi .
Şiirin ana yapısını oluşturan dilsel musikinin temaya uyarlanışı ve ifadelenişiyle çok etkileyiciydi.

İçselinde derin bir hüzün yağan yağmur fonunda teferruatlarıyla kademe kademe ilerleyerek işlenmiş.

Yâni sayın Hocam her yönüyle anlatımıyla, diliyle, işlenişiyle, kurgusuyla, hayalin zenginliği , sesi ve musikisiyle ( aliterasyonlarıyla ) muhteşem ve kesinlikle yerine çok yakışmış bir eser .Kurul üyelerine ayrıca teşekkür ederim ki böylesi nitelikli bir eseri hak ettiği yere taşıyarak çok daha fazla kişinin bu güzellikten nasibini almalarını sağlamışlar.

Gönül emeğiniz varolsun.

Selam ve en derin hürmetlerimle.




, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 02:52:32
tebrikler.
2 Kasım 2010 Salı 00:44:31



kurgusu, üslubu ve seslenişiyle çok başarılı bir şiir.
kutlarım.

, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 00:29:05
tebrik ederim güne yakisir siirdi saygilar.
2 Kasım 2010 Salı 00:24:51
günün şiirini kutsadim
şairi kiskanmasin
kem gözlere şiş
haset yüreklere imge

sevgimkere
saygimkere
2 Kasım 2010 Salı 00:22:04
hep kuruda kaldık doyasıya ıslanmadıktan sonra
sağlıcakla kalın
2 Kasım 2010 Salı 00:11:38
ıslak hüzünlerin etrafına ateşten karlar ekmek ...

sonra da...

tebrikler...
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 00:10:34
Ayşenin ilmek ilmek yorumundan sonra söylenecek pek bir şey kalmamış olsa da, tebrik ediyorum. Söylenecek pek bir şey de yok aslında, yüreğe dokunan bir şiir. Emeğine sağlık. (Birgül)
, 5 puan verdi
2 Kasım 2010 Salı 00:07:07


şair,
güzel insan
samimi dost.







2 Kasım 2010 Salı 00:04:29
hiç ıslanmadık sanki biz..


kutluyorum....dua ve selam ile...
1 Kasım 2010 Pazartesi 23:33:47
Akıcıbir şiir, hem özgün ama hece tadında çok beğendim.Elinize sağlık.
1 Kasım 2010 Pazartesi 13:12:36


ıslanabileceğiniz günlerin umuduyla çıkın yola,
kim bilir?
belki bir sağanak tutar Şair.

kutladım.
, 5 puan verdi
1 Kasım 2010 Pazartesi 12:34:15
Çok mutluyum Abdullah şiir yazmış:) İnsanın hayran olduğu bir kalemin böylesine enfes bir çalışmayla karşısına çıkıvermesi kadar insanı mutlu eden başka bir şey olmasa gerek. Lafı fazla uzatmadan şiire geçmek istiyorum.

Üç pasaj şeklinde kaleme alınmış bir çalışma. Serbest şiir olarak yazılmış ancak şiirdeki iç ses bize hece şiirinin de tadını sunmakta.

I. Pasaj


’yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
kalbimin kıyısına çekilip durdum
içimde sura üflenilmişti
yağmuru kendine dönen buluttum
dokunsalar gözlerim incinecekti
silik sayfalarıyla hatırlıyordum
yarım kalmış roman gibi geçmişi
ve belki ben de yaşamıyordum
gökyüzü tükendi tükenecekti




Yağan yağmurda ıslanamamak… Ben buradaki yağmuru mutluluk, umut, sevgi vs gibi olumlu duygulara benzer nitelikte düşünmek istiyorum. Çünkü şair kendi içsel problemlerinden dem vuruyor ve böylesine karamsar bir şiirde yağan yağmurun olumlu bir özelliği işaret ettiği aşikâr. Kalbimin kıyısına çekiliyordum, çünkü yalnızlığıma, ıssızlığıma sürüklüyordu beni yaşadıklarım. Ne bir ten, ne bir nefes… Hiçbir şeye tahammülüm yoktu belki de, içimdeki sur’a üflenmişti ve ben de her insan gibi kendi kıyametime hazırlanıyordum. Şimdiye kadar yaptığım ne varsa, öfke, kızgınlık, belki hayata kırgınlık, kırılmışlık evet ne varsa hepsi yine gelip beni buluyordu. Attığı okla kalbinden vurulmuş savaşçı gibiydim. Doldurduğu hüzün damlalarını yine kendi üzerine yağdıran bulut gibi… ve gözlerim diyor şair; dokunsalar incinecekti gözlerim. Ağlamaya adanmış, boşluğa nazır gözlerim. Bu duyguyu kim anlayabilirdi ki?

Yaşadım diyor şair. Geçmişte güne uzanan bu anlamsız köprüde bir roman misali yaşadım hayatı. Kimsenin anlayamayacağı ve anlamlandıramayacağı kadar kendime dönük yaşadım. Ondandı anımsadığım her bir yaprağın böylesine silik ve böylesine hırpalanmış oluşu. Belki unutmak istediklerim vardı oysa başaramadım. Geçmişim silik bir leke gibi takılı kaldı gözlerimde. Neydi bu çaba? Sahi yaşıyor muydum ben? Neydi yaşamak? Bu amaçsız bu münferit, bu eylemsiz suskunluk muydu? Buysa eğe belki hakikaten yaşamıyordum ben… Zaten gökyüzü de tükendi tükenecekti. Aydınlık adına, mavilik adına, umut adına ne kalmıştı ki geriye?


II. Pasaj


’yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
küstüğüm şairler konuşuyordu
sevmediğim sözler işitiyordum
dizeler rüzgardı uğulduyordu
ben yankısından çekiniyordum
yeni keşfettiğim geçitti ömrüm
ve sonunda ışık görünmüyordu
mektup karaladım gönderecektim
ne var ki yazdıklarım okunmuyordu




Hala umutsuzdum. Hala bekliyordum. Belki bir yerlerde devam ediyordu hayat olanca maviliğiyle. İnsanlar ıslanıyordu belki bu umut sağanağında ne var ki ben bu damlalardan nasibimi alamıyordum. Yazdıklarım oluyordu, yazdıklarımla var olamıyordum. Bana inat bir yerlerde mutluluğu anlatıyordu şairler. Onları belki seviyordum belki de hepsinden nefret ediyordum kim bilir. Şu var ki onlar söylüyordu uluorta düşüncelerini. Bu beni incitiyordu belki de. Çünkü onların kalemlerinden dökülen dizelerle kırılıyordum. Bana uzak mutlulukları anlatıyorlardı belki. Belki de benden çok iyilerdi ve onların yazdıklarını yazamamış olmanın verdiği hayıflanma ile kendimden geçiyordum. Ya da tam tersi düşünürsek, belki çok kötülerdi. Duyguların böylesine amiyane bir dille ortalığa saçılmasının haklı öfkesini yaşıyordum. Bizi, beni ve hayatı anlatan dizeler bu girdap gibi hayatın anaforunda yankılanıyordu. Bir rüzgâr gibi uğulduyordu kulaklarımda, bu sesten çekiniyordum.

Oysa diyor şair “yeni keşfettiği geçitti ömrüm”. Onca yaşanmışlığın üstüne ben bunu yeni fark edebildim. Ömür bir geçitti, her ruhun içinden geçip ölme akmakla mükellef olduğu. Oysa hepimiz bize bahşedilmiş bu bedenin ölümsüzlüğüne inanarak, geçitte saplanıp kalıyorduk. Kendi aydınlığımıza ulaşamıyorduk. ( şairin burada biraz dini ve ruhani imgelere yaklaştığını düşünüyorum. Yanlış anlamadıysam şayet burada hayatın sorgulanması söz konusu… Bir yerden doğup, nereye doğru gittiği belli olmayan insanın iç çekişleri söz konusu ) ki diyor zaten şair, bu tünelin, bu geçidin sonunda ışık görünmüyordu. Yani umutsuzdum geleceğimden ya da ölümümden. Belki fazla günahkârdım ve korkuyordum ölmekten. Belki de bundan sonra alacağım nefeslerin bana umduğum o sıcak dokunuşu sağlamayacağından yana kesmiştim ümidimi… Umduklarım vardı, beklentilerim, hayallerim, duygularım. Bunları dile getirmek istedim ve ifade edecektim her birini. Sevgiliye, hayata, dosta ya da tanrıya…
( her biri olabilir, şair burada biraz kapalı bir anlatım seçmiş, bence bunu kari istediği gibi anlamalı… Ben şahsen nedense yaratıcı olarak algılamak istiyorum) evet ona tüm içimden geçenleri bir bir ifade edecektim, oysa okunmuyordu yazdıklarım. Belki ben yazmayı becerememiştim, belki de elimi kolumu bağlayan bir şey vardı. Yazımı titreten, netliğini yitirmesine sebep olan… Bilmiyordum. Başaramamıştım. Bu da şu anlama geliyordu. Yine ben sessizce kendi yangınıma gömülecektim.

III. Pasaj



’yağmur yağıyordu ıslanamıyordum’
bitmeyen yağmaydı anlaşılmazlık
büsbütün kuşatmıştı geleceği
yaşadığım mahşerde deli yalnızlık
duymak istemediğim şair gerçeği
karar verdim gölgemle kaçacaktım
avuçlarım yalnızca kendime açık
sığmadı mektuba taşıdıklarım
sığar mı hayata bu solgun bahtiyarlık



Ve hala yağıyordu yağmur. Ben bu yağmurdan anlaşılan ıslanmayı beceremiyordum. Bana yağmıyordu. Beni es geçiyordu damlalar. Şimdi burada yağma kelimesine takıldım. Yağ- fiilinden isim haline getirilen bir sözcük mü, yoksa yağmalamak fiilinden gelen bir isim mi tam anlayamadım ama her iki durumda da kullanılabilir. Bitmeyen yağma idi anlaşılmazlık. Hayat ifadesizlik üzerine kuruluydu belki de ve ben de bundan payıma düşeni alıyordum. Yağ- fiili olarak kullanırsak böyle çıkıyor. Yağmalamak olarak kullanıldığında ise, anlaşılmazlık bitmeyen bir yağma, talan, yangın yeri idi. Her insanı vakti geldiğinde sömürüyordu ve ben de bundan etkileniyordum. Oysa dünyadaki en beter duyguydu belki de anlaşılmazlık. Düşünün kim ister bu duyguyu yaşamayı? Ki bu yağma ya da bu yağ-ma tüm geleceğimizi kuşatan bir fırtınaya benziyordu. Şairin buradaki ruh hali bir parça umutsuzluk… Yani gelecekten de umudu olmadığını anlayabiliyoruz.

Ve bir anahtar kelime yakaladık evet. “yalnızlık” şair kendi kıyametini yaşamaya başladığını belirtmişti. Nitekim şu sıra mahşerinde kıvranırken, deli bir yalnızlık baştan ayağa tüm hücrelerini sarmış vaziyette. Her şairin muzdarip olduğu o yegâne his. “yalnızlık” oysa bunu istemiyordu şair. Ama yapacak bir şey yok. Her şair gibi, bizim şairimiz de bu iflah olmaz duygunun pençesine bir kez düşmüş. Ne yapar insan bu durumda? Böylesi hoyrat bir yalnızlığın girdabında ne yapar ki insan? Sığınır birine… Kimse yoksa kendisine, gölgesine, kendine kendinden daha yakın olana. Gölgemle kaçacaktım diyor. Beni ben eden diğer yanımla… Bu vakitten sonra artık avuçlarım yalnızca kendime açık. Burası tartışmaya açık bir imge. Ben yine rabbani bir şeyler düşündüm. İnsan dua ederken el açar ve elimizi genelde semaya doğru kaldırırız ki tanrıdan bir eyler umarız. Oysa şair bencilliğinin ve yalnızlığının son safhasında… Elleri sadece kendine açık… Olmasını umduğu ve beklediği her şeyi yalnızca kendinden bekliyor. Şairi tanımasam, inançlı olduğunu bilmesem buradan çok başka anlamlar çıkarabilirdim ama bence bunun rabbi inkâr etmekle alakası da yok. Bambaşka bir şeyler söylemek istiyor şair. Belki insanın cellâdının ya da kurtarıcısının yine bizzat kendisi olduğundan dem vuruyor. Hani insanın kendine yaptığını yedi cihan yan yana gelse yapamazmış ya belki de öyle… İfade etmek istediklerim böyle diyor. Belki daha fazla yazmalıydım ama mektup bitti. Bana sunulan bitti, tükendi ve ben yine bir yanımla eksik kaldım. Hayat bu kadar kısa, ölüm böylesine erken, yalnızlık böylesine baki iken, hangi hayata sığar ki mutluluk duygusu? Mutluluk kavramı da tartışmaya açık ayrıca… Neden solgun benzetmesiyle beraber kullanılmış? Bence şair mutluluğu bile sağlam, net ve uluorta yaşayamamış. Solgun, kederli ve hasta bir mutluluk…


Evet, benim şiirden anlayabildiklerim bunlar. Eminim şair çok daha fazlasını söylemek istemiştir hatta söylemiştir. Lakin o ne söylerse söylesin, tüm söyledikleri bizim anlayabildiğimiz kadar işte:)

Bu mükellef ve özel çalışma adına çok teşekkür ediyorum arkadaşım. Seni okumak her daim büyük zevk… Şiiri hak ettiği yerde görebilmek dileğiyle; tüm börtü, böcük ve kurdelelerimi bırakıyorum sayfana. Öpüyorum şiir dolu yüreğini usta.

Eyvallah…
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.