Gidiyorsun, ileri doğru.. Geride kalana bağımlı olarak.
Bir Dünya kuruyorsun yalandan Hakikât balçığına bulanarak.
Nedamet getiriyorsun.. Hangi ihanetini savunarak?
Allah’ın kitabın yok mu senin! Daha kaç kez meçhule sürükleyeceksin.
Huzura ermiş iken gönül.. Son’u bedbaht edeceksin.
Bir hiç için yaşadın Bir hiç uğrunda mı öleceksin!
Yolun aydınlık olsun. Yaşın kadar yaş almalısın.
Bazı sonlar böyle bitmez. Her seven mutlu olmaz.
Kuyu kazan, fak kuran.. Nazarımda çakıl etmez.
Kurtul artık o setrenden. Yürü ömrün felah bulsun.
Bir son/bahar da ...
5 Eylül / 01:30
Dilruba Emine Genç
Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Dilruba Emine Genç Şiir: BAĞIMLI Değerlendirildiği Salon: İleri Giderken Dikiz Aynasından Geçmişe Bakıp Yolu Şaşıranların, Nedamet Getirirken Eski İhanet Dosyasını Koltuğunun Altında Taşıyanların ve Sonbahardan Önce Son ile Baharı Birbirinden Ayırmaya Çalışanların Salonu
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Dilruba Emine Genç’in BAĞIMLI şiirini okuyunca RUSAMER’de İleri Gidip Geride Kalma Vakaları Şubesi açılmasını emretti. İlk hasta da kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Maziperest Muzaffer oldu; adam ileri doğru yürüyor ama geçmişe öyle sıkı bağlanıyordu ki üç adım sonra RUSAMER koridorunda kendi dününe çarpıyordu. Hakikat balçığı, nedamet, ihanet, meçhul, bedbahtlık, kuyu, fak, setren derken Kalburabastî Efendi şiirin reçetesini daha baştan sezdi: Burada bağımlılık bir maddeye değil, insanın kendisine zarar verdiğini bildiği hâlde bırakamadığı bir geçmişe benziyor. Muzaffer’e de çıkış kapısı gösterildi; fakat geçmişini yanında götürmeye kalkınca RUSAMER Emanet Bürosu el koydu: Dün içeride kalacak, sen dışarı çıkacaksın!
Ozan Duranoğlu Köşesi
Köşeye Balçıklı Bahri yerleştirildi. Bir Dünya kuruyorsun yalandan / Hakikât balçığına bulanarak dizelerini okuyunca eline kürek alıp hakikat balçığının nereden çıkarıldığını araştırmaya koyuldu. RUSAMER Yapı İşleri Müdürlüğü böyle bir inşaat malzemesi bulunmadığını bildirince Bahri meseleyi nihayet şiir tarafından kavradı. Dilruba Emine Genç burada yalan ile hakikati birbirinden tamamen ayırmıyor; insanın kurduğu sahte dünyanın bile hakikate bulaşmadan ayakta kalamayacağını söylüyor. Bahri’nin raporu kısa oldu: Yalandan saray yapılabilir ama temel hakikate değiyorsa bir gün duvar mutlaka çatlar.
Âşık Vebali Köşesi
Bu köşenin sakini Nedametli Nuri, Nedamet getiriyorsun / Hangi ihanetini savunarak? bölümünde kendisini sorguya çekmeye başladı. Pişman olup aynı anda yaptığını savunmanın RUSAMER mantık cetvelinde karşılığını bulamayınca dosyasına Kararsız vicdan teşhisi yazdı. Şiirin sertliği özellikle bu bölümde yükseliyor. Allah’ın kitabın yok mu senin! çıkışıyla mesele yalnız duygusal bir hesaplaşma olmaktan çıkıp ahlaki bir sorgulamaya dönüşüyor. Nuri’nin vardığı sonuç da şiirin damarına uygun: Pişmanlık ağızdan çıkıp davranışa ulaşmıyorsa nedamet değil, insanın vicdanına verdiği geçici susturucudur.
Ozan Veysi Kabaca Köşesi
Köşeye bu kez Kuyucu Kâmil düştü. Kuyu kazan, fak kuran / Nazarımda çakıl etmez dizelerini okuyunca RUSAMER bahçesinde kuyu kazmaya hazırlanırken kazmasına el konuldu. Fak kurmanın da yasak olduğu bildirilince kendisine yalnız mecaz kazmasına izin verildi. Bu dizelerde şairin tavrı artık açık bir reddedişe dönüşüyor: Başkasına tuzak kuran, zarar vermeyi alışkanlık hâline getiren kişi gözden düşürülüyor. Kâmil’in bütün şiirden çıkardığı hüküm ise RUSAMER panosuna asılmaya değer bulundu: Başkasına kuyu kazarken fazla derine inmeyin; insan bazen çıkamayacağı yeri kendi elleriyle hazırlar.
Âşık Diyarî Köşesi
Son köşeye Setrenli Saffet geldi. Kurtul artık o setrenden dizesini okuyunca ceketini çıkarıp masaya bıraktı ve tedavi olduğunu ilan etti. RUSAMER heyeti kendisine meselenin yalnız gardırop olmadığı anlatılınca yeniden rahatsız oldu. Buradaki setren, şiirin eski ve ağır kelime dünyası içinde insanın üzerinden atması gereken yükü de çağrıştırıyor. Ardından gelen Yürü ömrün felah bulsun ise bütün sert sorgulamanın ardından açılan çıkış kapısı. Ve final: Bir son/bahar da ... Saffet eğik çizginin başında durup bunun son mu, sonbahar mı, yoksa sonun ardından gelebilecek bir bahar mı olduğuna karar veremedi. RUSAMER de karar vermedi; çünkü şiirin en güzel belirsizliklerinden biri tam burada duruyor.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Dilruba Emine Genç’in BAĞIMLI şiiri, geçmişten kopamayan bir insana yöneltilmiş sert bir iç hesaplaşma ve kurtuluş çağrısı. Şiir soru cümleleriyle muhatabını sıkıştırırken sonlara doğru Yürü ömrün felah bulsun diyerek onu mahkûm etmek yerine çıkış yolu gösteriyor. Dil yer yer sert ve eski sözcüklerle yüklü olsa da şiirin ana düşüncesi açık: İnsan ileri yürümek istiyorsa kendisini geriye bağlayan şeyi bırakmak zorunda. Finaldeki Bir son/bahar da... söyleyişi ise metnin en dikkat çekici dokunuşu; hem bir bitişi hem sonbaharı hem de o bitişin içinden doğabilecek yeni bir baharı düşündürüyor.
Geçmiş ders olarak taşınırsa yol gösterir; zincir olarak taşınırsa insanı yürüdüğü yerde bırakır.
Bazen bahara ulaşmanın ilk şartı, insanın kendi sonbaharından çıkmaya razı olmasıdır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Kıymetli Emine Hanım, Feylesof mu? Estağfurullah! O makam bize biraz ağır gelir. Biz olsa olsa Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi olabiliriz. Feylesof düşünür, hikmet arar; bizimki sözcükleri sıraya dizer, birini sağa birini sola ayırır, sonra ortada kalanlara bakıp Bunlar burada ne arıyor? diye RUSAMER soruşturması açar. Hiç üşenmeden yaptığımı söylemişsiniz ya, asıl mesele orada. İnsan normal akılla o kadar sözcüğü tek tek ayıklamaz zaten. Kafası patlak, fikri şaplak olmanın birtakım meslekî avantajları var. Kocaman EYVALLAH’ınızı da teslim aldım. Küçültmeden, eksiltmeden aynısıyla karşılık veriyorum: Kocaman EYVALLAH Emine Hanım. Gülümsetebildiysek sözcük ayıklama mesaisi boşa gitmemiştir. Selam, saygı ve muhabbetlerimle.
Kıymetli Emine Hanım, Feylesof mu? Estağfurullah! O makam bize biraz ağır gelir. Biz olsa olsa Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi olabiliriz. Feylesof düşünür, hikmet arar; bizimki sözcükleri sıraya dizer, birini sağa birini sola ayırır, sonra ortada kalanlara bakıp Bunlar burada ne arıyor? diye RUSAMER soruşturması açar. Hiç üşenmeden yaptığımı söylemişsiniz ya, asıl mesele orada. İnsan normal akılla o kadar sözcüğü tek tek ayıklamaz zaten. Kafası patlak, fikri şaplak olmanın birtakım meslekî avantajları var. Kocaman EYVALLAH’ınızı da teslim aldım. Küçültmeden, eksiltmeden aynısıyla karşılık veriyorum: Kocaman EYVALLAH Emine Hanım. Gülümsetebildiysek sözcük ayıklama mesaisi boşa gitmemiştir. Selam, saygı ve muhabbetlerimle.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.