(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Nuriye Akyol – Nûrfânî Şiir: Dost Meclisi Değerlendirildiği Salon: WhatsApp Grubuna Girip Herkesi Çevrim İçi Görmesine Rağmen Tek Kelime Ettiremeyenler Salonu
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi salona bu defa elinde telefonla değil, megafonla girdi. Megafonu açıp bağırdı: GÖNÜLDAŞLAR GRUBU! SES VERİN! Cevap yok. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerden biri telefonuna baktı: Efendim, grupta herkes duruyor. Efendi sordu: Yazışan? Yok. Şiir paylaşan? Yok. Sohbet eden? Yok. Peki ne yapıyorlar? Duruyorlar! Kalburabastî başını salladı: Nuriye Hanım da bu sessizliği görünce sekiz kıtalık şiir yazmış. Yani hanımefendi gruba Neredesiniz? yazmak yerine edebî soruşturma açmış! Madem sekiz kıta var, RUSAMER de sekiz köşeyi göreve çağırdı.
1. KITA – Ozan Duranoğlu Köşesi
Erenler toplanmış dost meclisine ama Dut yemiş bülbüle dönmüş gibiler! Köşedeki Hacı Veli derhâl Tarım Müdürlüğünü aradı: Dutlarda bir sorun olabilir; yiyen konuşamıyor! Kalburabastî Efendi telefonu elinden aldı: Dutun suçu yok, mesele WhatsApp sessizliği. Hacı Veli şiirin devamını gösterdi: Aşk nârında yanıp sönmüş gibiler diyor. Efendi şaşırdı: Hem yanmışlar hem sönmüşler hem de konuşmuyorlar. İtfaiye gelse tutanağı hangi hâle göre düzenleyecek? İlk teşhis konuldu: Grup mevcut, üyeler mevcut, muhabbet kayıp!
2. KITA – Âşık Diyarî Köşesi
Kalemi kaldırmış kenara koymuşlar. Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz masanın altına baktı: Kalem orada! Getireyim mi? Kalburabastî bağırdı: Getir! WhatsApp grubunda kalem kullanıldığını düşünen bir tek sen kaldın zaten! Sonra Gönül sofrasında sohbete doymuş dizesini okuyunca daha da şaşırdı: Ortada sohbet yok ama sohbete doymuşlar! Bu, lokantaya girmeden hesabı ödeyip tok çıktığını söylemeye benziyor. Nefsi emmâreyi yenmiş olabilirler ama Efendi başka ihtimalden şüphelendi: Bunlar nefsi değil, bildirimleri sessize almış olmasın?
3. KITA – Ozan Kamber Şahin Köşesi
Müminler kardeştir dedi Ol Ahmet dizesi okununca köşedeki sakin ciddileşti. Muhabbet sofrası kuruldu, kardeşlik hatırlatıldı, susuz çöle rahmet olabilecek bir topluluk tarif edildi. Fakat Deli deli yağıp dinmiş gibiler denilince Kalburabastî Efendi Meteorolojiye baktı: Gönüldaşlar Grubu için yağış ihtimali yüzde yüzmüş ama bulutlar gruba mesaj bırakmadan dağılmış! Sakinimiz sordu: Tekrar yağarlar mı? Efendi telefonu masaya koydu: Birisi Günaydın yazarsa yağmazlar; adam gibi bir şiir atsın, belki gök gürler!
4. KITA – Beşbucaklı Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Dervişin muradı safa değilmiş; sultanlık tahtının yolu cefadan geçiyormuş. Yusuf gibi kuyuya inmişler. Hacı Veli hemen halat getirdi. Kalburabastî sordu: Ne yapacaksın? Gruptakileri kuyudan çıkaracağım! Efendi itiraz etti: Mecaz o! Hacı Veli kızdı: Efendim, adamlar dört kıtadır konuşmuyor; kuyuda olmaları gayet mantıklı! Sonra WhatsApp'a mesaj attı: Kuyuda olanlar bir işaret bıraksın. İki mavi tik geldi. Hacı Veli sevindi: Yaşıyorlar! Kalburabastî başını tuttu: İşte çağımızın keramet anlayışı; eskiden kuyudan ses gelirdi, şimdi mavi tik geliyor!
5. KITA – Ozan Avanoğlu Köşesi
Bismillâh diyerek başlanır söze denildi ama ortada başlayan söz yok! Köşedeki kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz telefonu aldı: Ben başlatayım. Bismillâh yazdı. Bekledi. Bir dakika... beş dakika... on dakika... cevap yok. Sonra İtibar etmezler nedense bize dizesine geldi ve meseleyi şahsîleştirdi: Demek beni sevmiyorlar! Kalburabastî telefonu elinden aldı: Hemen gönül koyma! Belki hepsi Dost cemâlin görüp donmuş. Sakinimiz umutlandı: Yani beni görünce mi donmuşlar? Efendi cevapladı: Yok evladım, senin fotoğrafı görünce telefon donmuş olabilir!
6. KITA – Âşık Vebali Köşesi
Gelin Kelâm ile edelim cihat dizesinde RUSAMER'in bütün kalemleri masaya çıkarıldı. Çünkü buradaki mücadele kılıçla değil, sözle, fikirle, güzel kelâmla yapılacak. Ardından Şirin için dağı delmişti Ferhat denilince kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz kazmayı kaptı. Kalburabastî önünü kesti: Nereye? Dağ deleceğim! Niye? Grup konuşsun diye! Efendi kazmayı aldı: Ferhat Şirin için dağı deldi; sen WhatsApp grubunu canlandırmak için Andırın dağlarını delersen Karayolları bize dava açar! Bir şiir gönder kardeşim. Dağ yerinde kalsın!
7. KITA – Âşık Kul Halil Köşesi
Derdimiz çok amma dökülmez dile denildiğinde Hürü Nine meseleyi çözdü: Bunların derdi yok değil, yazmaya üşeniyorlar! Sevgiliden gelen cefa hoş gele denince de elini salladı: Cefa hoş geliyorsa mesaj niye hoş gelmiyor? Kalburabastî Efendi Nihayet son bulmuş tükenmiş çile / Sanki gül dalına konmuş gibiler dizelerini okuyunca grubun durumunu ilan etti: Arkadaşlar, üyeler kayıp değilmiş. Gül dalına konmuşlar. Hürü Nine kızdı: Oğlum bunlar bülbül mü? Efendi ilk kıtayı gösterdi: Dut yemiş bülbül diye başladık Nine. Sekiz kıtalık soruşturmanın sonunda en azından tür tespiti yapıldı!
8. KITA – Sağır Ozan İsmail Sağır Köşesi
Nûrfânî sözünü bağlamaya başlayınca RUSAMER nihayet grubun yeniden konuşacağını sandı. Dostun tebessümü inayet, gönülden gönüle sözün akışı bereket... Kevser şarabına kanmış gibiler dizesine gelindiğinde köşedeki sakin telefonu havaya kaldırdı: Efendim, galiba neden sustuklarını bulduk! Kalburabastî hemen müdahale etti: Kevser'i senin bildiğin şişeli şeylerden sanma! Burada cennet nimetinin ve manevi doyumun mecazı var. Sakinimiz telefonu indirdi: Ben de sekiz kıtadır niye bu kadar keyifli sustuklarını merak ediyordum!
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Nuriye Akyol'un Dost Meclisi, ortaya çıkış hikâyesi bilinince çok daha sevimli bir şiire dönüşüyor. Gerçek hayattaki basit bir hadise —WhatsApp Gönüldaşlar grubunun susması— geleneksel şiirin eren, pir, gönül sofrası, derviş, nefis, Yusuf'un kuyusu, Ferhat ile Şirin, gül-bülbül ve Kevser dünyasıyla anlatılıyor. Şiirin asıl mizahı da burada zaten: Modern çağın mesaj atmayan WhatsApp üyeleri, şiirin içinde suskun dervişlere dönüşüyor.
Gibiler redifinin her kıtada geri dönmesi, grubun sessizliğine sürekli yeni bir ihtimal yakıştırıyor: Dut yemişler, nefislerini yenmişler, rahmet olup dinmişler, Yusuf gibi kuyuya inmişler, dost cemalini görüp donmuşlar, aşk ateşine düşmüşler... Şair doğrudan Niye yazmıyorsunuz? demek yerine sekiz kıta boyunca arkadaşlarının susmasına tasavvufî mazeretler üretiyor. Şiirin tebessümü de buradan doğuyor.
Ve RUSAMER sekiz köşenin raporlarını birleştirip nihai hükmünü açıkladı:
Grup kurulmuş. Erenler eklenmiş. Dostlar toplanmış. Kalemler bırakılmış. Sohbet durmuş. Dertler dile gelmemiş. Ferhat dağı delmiş. Yusuf kuyuya inmiş. Nûrfânî sekiz kıta şiir yazmış.
WhatsApp grubundan hâlâ çıt yok!
Kalburabastî Efendi telefonu masanın ortasına koydu:
Arkadaşlar, Nuriye Hanım sizi konuşturmak için sekiz kıta yazmış. Artık biriniz bir şey söyleyin!
Telefon titredi.
Herkes heyecanla ekrana baktı.
Gruptan biri nihayet yazmıştı:
Hayırlı cumalar.
Kalburabastî Efendi sandalyesinden kalktı:
KAPATIN GRUBU! BİZ BUNLARI KONUŞTURMAYACAKTIK!
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Nuriye Akyol (Nûrfânî) üstadım, erenlerin, tasavvufun ve hakiki dostluğun adabını buram buram hissettiren muazzam bir "Dost Meclisi" kelama dökmüşsünüz. Nefsi emmareyi yenip aşk nârında yanmayı, Yusufça kuyuya inmeyi ve Ferhat misali dağları delmeyi o kadar zarif imgelerle işlemişsiniz ki şiirin her kıtası ayrı bir irfan kapısı açıyor. 11’li hece ölçüsünün oturaklı yapısı ve "gibiler" redifli ahengi sayesinde kelimeler adeta bir deyiş tadında su gibi akıp gidiyor. Tasavvufi derinliği ve gönül zenginliğini bu kadar duru, anlamlı ve içten bir dille abideleştirdiğiniz için sizi gönülden tebrik ederim. Edebiyatımıza ve gönül soframıza bıraktığınız bu muazzam eser için kaleminize, yüreğinize sağlık üstadım. Saygılarımla... 👏
YÜREKTEN KUTLUYORUM, ANLAM, ANLATIM VE KONUSUYLA İNSANLIĞA HAK YOLDA IŞIK TUTAN BU HARİKA ESERİNİZ HER TÜRLÜ TAKDİRDE ŞAYAN, ALLAH RAZI OLSUN KALEMİNİZDEN, YAZAN YÜREĞİNİZ DERT GÖRMESİN İNŞAALLAH NİCE GÜZEL PAYLAŞIMLARA SAYGILARIMLA
Çok güzel. Gönül dostlarındaki suskunluk bu çok güzel ve anlamlı şiire vesile olmuş...iyi ki de olmuş ve bize bu etkili ve müstesna şiiri okuma fırsatı doğmuş. Değerli şairim,hep güzel yazan etkili kaleminiz,yine çok güzel yazmış. Kutlarım emeğinizi saygıyla esenlik dilerim.
Dost meclisinin sessizliğini dostane duygularla ve en güzel şekilde ifade eden yürek sesinizi gönülden kutluyorum tebrikler efendim. Kaleminize ve duygu dolu yüreğinize sağlık diliyorum, ilhamınız daim olsun her zaman. En kalbî selam, dua ve saygılarımla. Allah'a emanet olunuz 🙏
Şaire, şiire, güne merhaba Güzeldi eser, her zaman ki tat ve deminde Biz de okuduk ve kutladık değerli şairi, yazdıran yüreğini ve kalemini Nice güzel şiirlere, yelken açman dileklerimle Şiirle kal,sevgiyle kal, hoşça kal
samimi dostluk, tasavvufi sohbet ve aşk vesilesiyle nefsin terbiye edilip dünya çilelerinin aşılması, böylesi bir manevi iklimde kalbin huzura ve ilahi vuslata ermesidir.
Şiir, tasavvufi bir derinlikle erenlerin ve dostların kurduğu muhabbet meclisini, nefsle mücadeleyi ve ilahi aşkı işliyor. Hak yolunda çekilen cefanın safaya dönüşmesi, vefa, sabır ve gönül bağı vurgulanarak mistik bir huzur atmosferi sunuluyor.
Bu şiirin devamı, Nûrfânî'nin diğer eserlerinde sıkça işlediği "aşk çilesi" ve "dost hasreti" temalarını daha da derinleştiren, ancak mevcut metinde tamamlanmış bir bütün olarak duran bir yapıya sahip. Şaire, bu beyitlerde dost meclisinin o anlık huzurunu ve ruhun arınışını anlatırken, aslında tasavvuf yolculuğunun nihai hedefine işaret eder.
Eğer bu şiiri bir konserde okuyan bir derviş gibi hayal ederseniz, her kıtanın sonunda duyulan o sessiz alkış, kalplerin birleştiği o anı simgeler.
Nûrfânî'nin bu tür gazelleri, genellikle "ilahî aşk" ile "insani sevgi" arasındaki ince çizgiyi zorlar burada "gönül sofrası" sadece fiziksel bir buluşma değil, ruhsal bir dönüşüm alanıdır.
Şiirin son dörtlüğündeki "Kevser şarabına kanmış gibiler" ifadesi, cennet bahçelerindeki ebedi lezzete erişim umudunu ve dünyevi dertlerin unutuluşunu temsil eder.
Bu metin, okuyucuyu kendi iç yolculuğuna davet eden, zamanın ötesinde bir sükunet sunar
Dut yemiş bülbüle dönmüş gibiler" metaforuyla başlayan bu yolculuk, nefsin yenilgisinden başlayıp Kevser şarabına doymuş bir ruha uzanan güçlü bir dönüşüm hikayesi sunuyor.
Özellikle Yusuf'un kuyuya inişi ve Ferhat'ın dağ delmesi gibi mitolojik referansların, aşk ateşinde yanıp sönen dervişlerin haliyle özdeşleştirilmesi çok etkileyici.
Şiirin sonundaki "gönülden gönüle dökülsün ayet" dizesi, bu manevi sohbetin sadece kelimelerle değil, kalp kalbe dokunuşla gerçekleştiğini hatırlatıyor. Bu metni paylaştığın için teşekkürler, içindeki o sessiz ve derin suyun sesi gibi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.