0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
77
Okunma
Bilmem ulaşır mı sana yazdığım bu mektup,
Hâlâ satılıyorsa eğer, bir zarf, bir pul...
İşte o pulu gözyaşımla ıslatıp, geçen bunca acı yılı katlayıp,
Sığarsa bir zarfa, gönderiyorum sana.
Aradan çok yıllar geçti sevgilim,
Bilmem şimdi hangi adrestesin?
Ben yine de zarfın üstüne yine şöyle yazayım:
Gönderen: Bir eylül günü canına kıymaya kalkan o adam,
Adres son buluştuğumuz o Gülhane Parkı...
Adını yazsam kimse tanımaz belki seni,
Ama herkes tanır bizi, herkes bilir o eylül gününü.
Alıcı: Uğruna can vermeye kalktığım o kadın...
Adres Gülhane Parkı yakınları, Bezmialem Hastanesi...
Mektubuma hâlâ seni sevdiğimi söyleyerek başlıyorum.
Ne kokun silindi zihnimden, Ne o içimi ısıtan gözlerin...
Unutamadım sevgilim, Her gün "yarın" diye verdiğin o sözleri.
Andıkça damarlarımdan boşalan kan yerine o "seni", Unutamadım...
Çok yıllarımı vermiştim oysaki sana,
Günlerimizi hep gelecek o yarınlar için harcamıştık.
Dünlerimizi ise, hep o gelmeyen yarınları beklerken tükettik.
Pencereme vuran ay ışığıyla kandırdım kendi kendimi yıllarca;
Sabah doğacak güneşin seni bana getirme ihtimaline inanarak.
Biliyor musun, ay da yorulmuştu pencereme vurmaktan,
Ve güneş de yorulmuştu sensiz doğmaktan...
Yarınlar utanmıştı benden, bir türlü seni bana getiremediği için.
Bir tek sen yorulmamıştın "yarın" demekten.
Bilmem sen de utanıyor muydun o yarınlar gibi,
Bir türlü benim olamadığın için?
Biliyordum, o eylül gününün son yarınımız olduğunu.
Anlamıştım bir şey diyeceğini, gözlerinin dolduğundan.
O gün ayrılık kokuyordun buram buram.
O baktığında içimi ısıtan gözlerin,
O gün bir başka üşütüyordu beni.
Oysa ertesi gün, o beklenen yarındı...
Nikah günü alınacak, arkasından gelinlik bakacaktık sana.
Bir senden, bir benden iki şahit bulunacak,
Sessiz sedasız evlenecektik, kimse duymadan...
Çıkardın parmağından, yıllar önce taktığım o yüzüğü,
Sessizce koydun avuçlarıma, ağlayarak.
Sanki ateşten bir kor yanıyordu avucumda.
Ertesi gün yarındı...
Ve ben almıştım bir hafta sonraya nikah gününü gizlice.
Konuşmuştum bir arkadaşımla, "Şahidim olur musun?" diye...
Her şey hazırdı anlayacağın.
Kilitlendi dilim, sen arkanı dönüp çekip giderken.
Yıkıldı sanki Gülhane Parkı’nın bütün çınar ağaçları üstüme.
Ve alev aldı tüm ağaçlar avucumdaki o ateşten,
Gülhane Parkı da benimle beraber yandı o gün.
Sonra arkandan bağırmışım çığlık çığlığa:
"İşte geldi, beklediğimiz o yarın!.." diyerek ,
Sonra hatırladığım; başımda toplanan bir kalabalık,
Sol bileğimden sürekli boşalan oluk oluk akan o kan...
Söndüremedi ne Gülhane Parkı’nı, ne de içimdeki yanan o beni.
Kayboldu gözlerimdeki ışık... Ve arkasından sen.
O gün zoru zoruna yetiştirmişler beni hastaneye.
Duyduğuma göre sen de gelmişsin arkamdan.
Kan lazım olmuş, sen vermişsin defalarca.
Beklemişsin günlerce başımda, ben kendime gelene kadar...
Meğer senmişsin, o hasta bakıcı sandığım odamdaki ,
Hayal meyal hatırladığım o kadın.
Şimdi bileğimdeki o derin kesiği soruyor herkes bana;
Bir de bu dalgın, hüzünlü halimi...
Kime anlatsam bilemedim bunca yılın acısını.
İşte sana yazıyorum bu mektubu,
Ancak sen anlarsın diye derdimi...
Ve perdeleri kapatıp yatıyorum artık,
Ay vurmasın pencereme diye...
Zaman tersine akıyor artık ,
Dün yarın benim için ,
Yarın da dün olacak artık bundan böyle........
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.