2
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
76
Okunma
Bazen sadece durup kokunu çekiyorum içime…
Adını anmadan seninle konuşmanın tek yolu bu.
En büyük yokluk, varlığını inkâr edemediğim hâlinmiş.
En ağır sessizlik, sesini hâlâ duyabildiğim yermiş.
Sana yaklaşmıyorum.
Yine de senden uzaklaşamıyorum.
İnsan bazen birini kaybetmez;
onu kaybetmeye ömrü yetmez.
Seni unutmaya çalışmadım.
Hatırlamaktan vazgeçmeyi denedim.
Meğer unutmak hafızanın işiymiş,
vazgeçmek ise kalbin hiç öğrenemediği bir dil.
İçimde senden geriye hiçbir şey kalmadığını söylüyorum.
Sonra tek bir nefeste bütün yalanım ortaya çıkıyor.
Kendimden kaçıyorum,
her adımda sana rastlıyorum.
Ne seni bekliyorum,
ne de sensiz bir yere varabiliyorum.
En tuhafı da şu;
yokluğun bana senden daha çok benziyor.
Bir koku…
İnsanı bu kadar geçmişe götürüp geleceğe dönemeyecek hâle getirebilir mi?
Ben bunu yaşadım.
Sana ait olmayan hiçbir şey seni hatırlatmıyor.
Sana ait olan en küçük şey ise bütün hayatımı yerinden oynatıyor.
Zaman ilerliyor deniyor.
İçimde aynı an, her gün yeniden doğuyor.
Seni sevmek bitmedi.
Sadece görünmez oldu.
Kimse anlamıyor.
İnsan bazen en çok sustuğu cümleyi ömrü boyunca söylemeye devam ediyormuş.
Ben senden vazgeçmedim.
Vazgeçmiş gibi yaşamayı öğrendim.
İşte en büyük çelişki de bu.
Kalbim seni bıraktığını söylüyor.
Aynı kalp, attığı her vuruşta aksini ispat ediyor.
Bazen sadece durup kokunu çekiyorum içime…
Belki hiçbir zaman “benimsin” diyemeyeceğim.
Ama kalbimin, seni sevmekten başka bir kaderi de olmayacak.
Bir gün herkes beni unutur belki.
Ben de herkesi unuturum.
Ama sana duyduğum sevda, adını anmadığım dualar gibi içimde yaşamaya devam edecek.
Ve eğer aşkın bir sesi varsa,
o ses benim değil;
sana her nefesimde sessizce kavuşmaya çalışan kalbimdir.
Ben seni beklemiyorum artık…
Ben seni seviyorum.
Aradaki farkı yalnızca gerçekten âşık olanlar bilir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.