4
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
48
Okunma

ŞAHİKA
Yıkın o sahte tahtları, dökülsün yaldızlı boyalar,
Biz diz çökmedik ki alkıştan saraylar önünde!
Korkunun emzirdiği o gölgeler sinsice pusuda beklesin,
Aslanın yelesine rüzgar değdi bir kere bu gece.
Çizin sınırları, örün o cüce duvarlarınızı üst üste,
Kuşatın etrafımı o sığ ve adaletsiz hükümlerle.
Bilmezsiniz ki zincir vurduğunuz her hırçın dalga,
Kendi kayasını parçalayan bir tufana dönüşür nihayetinde.
Sustukça büyüyen o çığlığı zayıflık sandınız,
Oysa fırtınadan önceki o derin, o mutlak sessizlikti.
Şimdi kırın o hileli tartıları, o kof alkışları;
Benim gölgem bile sizin o sahte ışığınızı gömer bu gece.
Korkuyla beslenen o sığ limanlarınızı yakın şimdi,
Biz açık denizlerin fırtınasında dalga kıranız!
Arkamızdan konuşan o dilsiz gölgeler iyi dinlesin;
Biz rüzgarın önünde eğilen değil, rüzgara yön veren fırtınayız.
Kaderi kör kuyularda yazanlar bilsin ki adımızı,
Biz pençemizi taşa geçirip de doğrulanlardanız.
Saraylarınız göğe erse, rütbeniz dünyayı tutsa ne yazar;
Aslanın yürüdüğü yolda, çakalların hükmü sadece bir nefesliktir!
Söz bittiğinde kılıçlar çekilir derler ya hani,
Biz kelimelerimizi zırh yaptık, mısralarımızı pusat.
Hesap günü geldiğinde o hileli divanlarınızda;
Özgür bir kükreyişle darmadağın olacak o sahte saltanat!
Tepeden bakan o kibirli gözlerinize iyi bakın şimdi,
Çünkü biz küllerimizi rüzgara savurup da geldik.
Sizin o süslü vitrinleriniz, o yapay unvanlarınız,
Benim tek bir namuslu mısramın önünde diz çökecek!
Gecenin bağrını yararak dimdik duran o mağrur silüet,
Ne boyun eğer rütbeye, ne de eğilir sığ rüzgarlarda.
Son sözü avcılar değil, aslanlar söyler bu dağda;
Biz bu dünyaya eğilmeye değil, dünyayı eğmeye geldik!
Tamer KARAKAŞ / KASTAMONU
05.08.2026
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.