0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
22
Okunma

Vuslat
Satırlar arasına saklanmış nefesini duydum. Söyle bana… Bu gece rüzgarın boynuna astığın yükün adı ne?
Yandığımız yerden doğacağız. Küllerimizden kanat takıp uçacağız, Vuslata...
Çığlık atmadık, Çünkü çığlık geçiciydi, kalıcı olanı seçtik: Sabır, Sessizlik ve Duâ. Ateşten kelimeleri dilimizin ucunda yakmadık, yüreğimizin ocağında ısıttık. Günü gelince "GÜL" olup açacaklar.
Vuslat… O uzak sandığımız yer aslında çok yakın. Bir “Elhamdülillah” kadar. Bir gözyaşı kadar. Fırtınalar geliyor, evet. Ama her fırtınadan sonra gökkuşağı vaadi var. Biz o vaade tutunduk.
Bir gün olacak… Karanlıklar gelinliğini giyip gidecek. Dolunay avucumuza gümüş tepsi gibi konacak. Zemzemi içeceğiz sevdanın elinden...
O güne kadar adımız umutla anılacak. Yorgun ama yılgın değil...
Ayak uçlarımızla yeni yollar döşemiştik!!
Nerden bilebilirdik ki yolumuza yıldızlar yerine karanlıklar serileceğini?
Nerden bilebilirdik? yolumuza çiçek diye diken biçeceklerini? Nerden bilebilirdik? hain pusular kurulduğunu ama yinede korkmadık yürüdük karanlığa inat çünkü korku bize yakışmazdı.
Biz o uçurumların kenarında el ele tutuştuk, düşsek de düşürmedik birbirimizi.
Karanlık üzerimize çöktüğünde pusuyu yâr’an bizdik. Birbirimizin avucunu pusula yaptık.
Arsız ayaz yüzümüzü çizsede gözlerimizdeki ateşi söndürmeye gücü yetmedi...
Mevsimler alay etti, titredik ama sımsıkı sarıldık umuda.
Çünkü biliyorduk: Esir alınan umutlar, en çok esaretten sonra parlar.
Ne fırtınalar geçti yüreğimizden, acılara siper ettik göğsümüzü, Pusu’lara kafa tutup yalnızlığa karşı süngüsüz savaştık...
Kaç gece yeter dedik, kaç sabah "bir gün daha" diye uyandık.
Ama yenilmedik. Çünkü sevdamızı kelimelere hapsetmedik...
Her harf bir tohum oldu, içimizdeki çoraklaşmış toprağa düştü.
Ve o tohumlar şimdi "Gül" açıyor.
Üşüdüğümüz her an için bir "Bahar" borçlu hayat bize.
Pes etmedik çünkü biliyorduk: VUSLAT, en çok sabredenlere yakışırdı...
Hasretin dikenleri artık batmayacak
Bekleyiş bitecek, akşamın en karanlık yerinde
Şafak söküverecek, ismini fısıldayarak.
Ve o borç bir gün Şafakla ödenecek.
Güller konuşacak dilsiz ve dudaksız
Her yaprağında ismin yazılı olacak.
Uzayan mesafeler kapanacak, ayrılık yorgun düşecek
Biz Güle Güle kavuşacağız.
Yalnızlık misafirdi, Vuslat ev sahibi olacak.
Kanayan yaramıza sürdüğümüz vuslat tuzu, şimdi merhem oldu.
Pusular kuruldu, engeller yığıldı ama aldırmadık.
Kanadık, üşüdük, ama teslim olmadık.
Çünkü sevdamız süngü istemedi, yürek istedi...
Çünkü âşkımızı baharların gülüşünde sakladık biz.
Ve bahar gelir Çıplak ayaklarımızla yürüdüğümüz o dikenli yol, Gün gelir Bir gün gül yaprakları yol olur önümüze serilir...
Bundan sonra çay soğumayacak, kapı çalınacak...
Güllerin dudaklarından, sabrın kadehinden, duâ’nın buğusundan içeceğiz Vuslatımızı.
O gün gelecek. Geceler bitecek, karanlık mahcup olacak aydınlığa...
Bir yudum daha alacağız… Zemzem gibi serin, gül gibi kokulu. O yudumla geçilecek bütün yokuşlar. O yudumla iyileşecek suskun çığlıklarımız. O yudumla dolacak boş kalan yanımız...
Çünkü su kadar narin sevdanın sonu Vuslat’tır... Allah narini zayi etmez.
Bir gün… Adımızı "VUSLAT’ın" kapısına yazdıracağız. Kapı açılacak, içerden gül kokusu vuracak yüzümüze ve biz O gün Vuslat’ımızı Güllerin dudakların’dan içeceğiz...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.