1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
76
Okunma
Seccademde bir feryat; her şafak, her seherde,
Yırtılır yatsılarda, kalbe çekilen perde.
Unutmak mı? Ne mümkün! Akıl sende müstâfî,
Taş kesilen kalbime, gözyaşım oldu şâfi.
Söyleyemedim yahu, o mahrem hevesimi;
İçimde dilsiz yılan, boğdu gitti sesimi...
Gece, zifiri zindan; kalem kırık, el sarsak,
Hangi kelam kâfidir, seni murat buyursak?
Benzersizlik tahtında, benzersizdir tek adın,
Seni tarif etmeye, yetmedi kâinatın...
Keşke bir hilat gibi, kuşansaydım yalanı,
Görmekten asan idi, gerçek olan talanı!
Derdim ki: "Bir serabın, sinesine kapıldım,"
Oysa hakikatindim, mihrabından yakıldım.
Zaman kör bir dehlizdir, geçmiyor sensizlikte,
Eriyen bir mum gibi, söndüm bu kimsesizlikte.
Fakirlik, dert ne imiş? Sensizlik en ağır han!
Kula nasip olur mu, böyle büyük imtihan?
Bir uçurum ağzında, ya bir gül bahçesinde,
Bekliyorum ölümle, hayatın lehçesinde.
Gülüşünle goncalar, açacak sanıyordum,
Güllerin solacağını, gafil, unutuyordum!
Meğer ecel gizliymiş, o vuslat neşesinde,
Ben canımı feda ettim, ümidin gölgesinde.
Güneş batıyor işte, şehir tenha ve gaddar,
Kaldırımlar ürperir, gölgeler cana sarar;
İlk fenerin altında, resmin aklımı çeler,
Sigaramdan her nefes, ömrü benden yineler.
Seni beklemekten biz, unutmuşuz eceli;
Zaman bitti... Kapıda, ölümün buzdan eli!
Ne sokak lambası sağ, ne bu tütün, ne ömür;
Senden kalan boşlukta, dünya bir kara kömür!
Azrail pençesini, göğsüme vururken sert,
Şu fani mahşerde bak, sensizlik en büyük dert!
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.