11
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
104
Okunma
Gözlerinin bıraktığı yerde başladı bu büyük, bu kimsesiz kuraklık,
Şimdi avuçlarımda sadece gölgelerin soğuk külü kalmış.
Hangi ağacın dalına tutunsam yapraklarını döküyor bu gece,
İçimde biriken o eski, o çocuksu hevesler,
Suyu çekilmiş bir kuyunun dibinde, sessizce çürüyor.
Yürüdüğüm yolların artık bir adı yok, adımlarımın bir izi…
Kendi tenimden bile sürülmüş bir yabancıyım artık bu ömrün kıyısında.
Yüzünü gökyüzü belleyip başımı kaldırdığım o uzun yıllar,
Şimdi birer birer kararıyor, altımdaki toprak kayıp gidiyor sanki.
Durup beklesem, bu haksız sessizliğin ağırlığı ezecek göğsümü,
Yürüsem, parmak uçlarımdan sızan o sinsi üşüme yakalayacak beni.
Bir adım daha atabilsem, biraz daha uzağa çekilebilsem,
Belki aynada unuttuğum o eski yüzle yeniden tanışırım bir başka kentin ayazında.
Hatalarını örtmek için aceleyle kapattığın o eski kapılar,
Güneşin her sabah arsızca doğuşuyla aydınlanmaz, bunu bilesin.
Sen ne kadar inkâr perdelerini çeksen de bu darmadağınık ömrün üstüne,
İçimde fırtınalarla kurduğum o sarsılmaz dünya, tek bir fısıltınla yıkılıyor.
Adın sızlayan bir yara gibi kazındı artık ömrümün en görünür yerine,
Şimdi nereye baksam, seni özleyen bu yorgun kalbimi suçluyor her şey.
Geniş gökyüzünün altında bile nefes alamaz oldu bu göğüs kafesi,
Öyle bir sessizlikle kuşatmışsın ki etrafımı, ne yana dönsem yüzüme çarpan bir uçurum.
Aramızda geçen her kelime, belki de bir yangının ilk kıvılcımıydı sadece,
Şimdi o kelimelerden geriye sadece soğuk bir odanın sessizliği kaldı.
Her yıkımdan, her fırtınadan bir şekilde sağ çıkmayı başarıyor da bu beden,
Neden her defasında darbeyi hep aynı yerden alıyor, neden hep solum kanıyor?
Bir kentin bütün ışıklarını söndürüp gittin giderken,
Karanlık, sığınacak bir gölge değil artık, hesap soran bir duvar gibi dikiliyor karşımda.
Hangi cümlenin arkasına saklansam, kendimi nasıl saklamaya çalışsam,
Bütün bakışlarım, bütün susuşlarım itiraf ediyor seni ne kadar çok özlediğimi.
Bu kaçınılmaz bir kayboluş kendi içimin o karanlık dehlizlerinde,
Ben kaçtıkça arkamdan gelen o tanıdık adımlarının sesi yankılanıyor.
Gözden uzaklaşanın gönülden de düşeceğini söyleyen o eski yalanlar,
Bir yokluğun ortasına nasıl devasa acılar kurulacağını hiç düşünmemişler belli ki.
Uzaklık dediğin ne yolların uzunluğudur ne de haritadaki mesafeler,
Uzaklık, yanı başımdayken bile sesimin sana bir türlü ulaşamamasıdır aslında.
Şimdi bu dipsiz boşluğun tam ortasında, rüzgârın kollarında asılıyım,
Ne düşebiliyorum tutunacak bir zemin olmadığından ne de tutunabiliyorum gökyüzüne.
Tırnak diplerimden başlayarak bütün tenimi soyup gidesim var bu şehirden,
Beni sana hatırlatan, seni bana anlatan ne varsa bırakıp geride, çıplak ve isimsiz.
Rüzgârın önündeki bir yaprak gibi kaybolmak istiyorum kalabalıkların uğultusunda,
Sorulmasın bana nereli olduğum, nereye gittiğim ya da göğsümdeki bu yaranın adı.
Çünkü ne zaman bir sığınağa yerleşmeye kalksam, çatısı çöküyor üzerime hayallerimin,
Benim evim de yurdum da senin bir türlü kabul etmediğin o kalbindi oysa.
Aramıza giren upuzun, aşılmaz o dilsiz günler,
Bütün baharları kurutarak geçti, dokunduğu her şeyi soldurdu.
Şimdi enkazın ortasında durup geçmişe bakarken anlıyorum ki,
Biz daha en başından kaybetmişiz bu yolu, daha ilk adımı atarken.
Her şeyi sen başlattın, sen bitirdin; bense sadece o gidişi izleyen bir gölgeydim,
Kendi sonumu kendim hazırladım sandım ama meğer sen çoktan yakmışsın bütün köprüleri.
Şimdi hangi sokağa sapsam, sonu hep aynı yalnızlığa çıkıyor,
Sanki bütün şarkılar sözleşmiş gibi senin bu katıksız gidişini söylüyor.
Eğer sesim gürleşiyorsa, kelimelerim birer taş gibi fırlıyorsa içimden,
Bu içimdeki derin haksızlığa, bu sessiz gidişine karşı bir çığlıktır ancak.
Uysal bir kabulleniş bekleme benden, uysalca teslim olmam bu karanlığa,
Varsın yansın bütün anılar, külleri de savrulsun artık bu yorgun rüzgârda.
Bir kaçış yoludur artık alnımın çizgilerinde derinleşen ince yollar,
Nereye sığınsam, hangi kapıyı çalsam bu ayrılık bir leke gibi yüzüme vurur hemen.
Kendi gölgemden bile şüphelenir oldum bu sonu gelmez yürüyüşte,
Biten bir hikâyenin gecikmiş, faydasız bir itirafıyım sadece.
Yıkıp geçtin içimde ne kadar kırılgan, ne kadar özenle büyüttüğüm duygu varsa,
Şimdi viranelerin arasında dolaşan rüzgâr, senin adını fısıldıyor haince.
Mevsimler eskidikçe bir zehir gibi işliyor göğsümün çatlaklarına hasretin,
Yokluğun bir alışkanlık değil, her gün yeniden tetiklenen bir sürgün sızısı.
Gönül haneme vurduğun o derin mühür, hangi suyla yıkansa çıkmıyor fıtratından,
Her kış bir azap gömleği gibi daha da dar geliyor ruhumun bu kuytu odası.
Çelikten duvarlar ördün etrafıma desem, o duvarlar senin sarsılmaz sessizliğindi aslında,
Ben o sessizliğin altında ezildim, o taş duruşunun altında un ufak oldu gençliğim.
Yol bitti, ışıklar söndü, o büyük yangından geriye hiçbir şey kalmadı dağların ardında,
Geriye sadece boş bir sokak ve avuçlarımda kalan o soğuk gecenin kokusu.
Şimdi git ve zaferini ilân et kentin bütün kalabalık meydanlarında,
Geriye bıraktığın bu darmadağın yangını sönmüş bir kül sanarak yürümene bak.
Kelimelerim birer mermi gibi fırlamıştı ya hani az önce kalemimin ucundan;
Sustum işte, bundan sonra adının geçeceği tek yer bu derin, bu dipsiz sessizliktir.
Benim şiirlerim sessiz ağlar...
Cemre Yaman
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.